6 Kasım 2009 Cuma

"artık yemeyeceğim"

Üstteki postun konusundan ("Yemiyorsak sebebi var: SOYA") etkilenerek, sevilen eski bir şarkıdan apartma yapılmış sözler dilimde:

"artık yemeyeceğim,
bütün kabahat benim..
ne kadar ağlasan boş,
ne kadar yalvarsan boş,
sana dönmeyeceğim..."

***

Bir anne olarak "dengeli ve sağlıklı beslenmeyi" çocuklarım için kendime dert ettiğimden beri; okuyor, araştırıyor, uygulamaya çalışıyorum...

  • evlendiğimden beri, yaz sonlarında; yapabildiğim kadar çok domatesi, kavanozlarda (hani şu sıcak halde kavanozu ters çevirme yöntemi) veya dondurucuda kış için saklıyorum,
  • biber salçamızı bazı seneler annem yapıyor ama domates salçası hazır alınıyor :(
  • tarhana, erişte ben bildim bileli evimizde yapılır... tarhana hâlâ öyle; önceleri anneannem, şimdi annem... sağolsun, küçücük balkonunda başarıyor... ama erişte imece usülü yapıldığı zaman kolay, bu yüzden uzun zamandır bizim eve özel yapılmıyor da, "komşuda hazırlanan, bize de düşer" hesabı, anneme köyden komşuların verdiklerini annem de bize dağıtıyor ki o da 1-2 pişirimlik... ama ben yeni bir erişte makinesi aldım: erişte, spagetti, herşeyi yapıyor ve bu ev yapımı makarnanın lezzeti (içindeki gerçek yumurtadan dolayı, vs.) hiçbir şeyde yok diyorlar... (bu arada n'oldu diyet demek yok! çocuklar için bu...)
  • yaklaşık 4 senedir, ekmeğimi kendim yapıyorum (ekmek makinesi için örnek olan tarçın'ın mutfağı teşekkür),
  • katkısız ve doğal, üzerinde kalın bir tabaka kaymak biriken sütümü o zararlı ilan edilen ama güvendiğim "sokak sütçüsünden" alıyor ve yoğurdumu, bazen lorumu bu sütten yapıyorum (bu konudaki bilinçlendirme yazılarından dolayı teşekkürler FSD grubu),
  • "çocuklarımı toprakla, üretmekle daha fazla haşır neşir etmeliyim" diye düşünüp araştırdığımda karşıma çıkan PDA'ya da sonsuz teşekkürler ki sayelerinde 2 senedir -yazları da olsa- bazı sebzelerimizi, domatesimizi kendimiz üretiyoruz.
  • ürünlerin etiketlerini daha dikkatli okuyor, mümkün olduğunca evde yapılmış gıdalar tüketmelerine dikkat ediyorum.
  • bazen -çocuklarıma göre- çok abartıyorum ve falancanın annesi gibi olmadığım ve onları rahat bırakmadığım için eleştiriliyorum, bazen de -doğru ve yanlışı öğretip, kendi kararlarını kendileri versinler diye- abur cuburlarına göz yumma konusunda esnek olabiliyorum... eğer ipun ucu çok kaçıyorsa, yine dizginleri ele alıyorum... ama öyle zor ki etraftaki albenisi son derece yüksek tüm endüstriyel gıdalara karşı bu savaşı yürütmek!
  • son birkaç senedir gösterdiğim bu titizliği neden daha önce de göstermedim diye hayıflanıyorum ve biliyorum ki; kadın bilinçli olursa, anneler bilinçli olursa tüm toplum bilinçlenir!

Bu bilinci oluşturmak adına, sadece GDO değil, ülkemiz ve dünyamızı ilgilendiren sağlık ve diğer tüm konularla ilgili bulduğunuz her şeyi okuyun ve paylaşın... Bilgili nesillerin yetiştirilmesi, eğitimin yaygınlaştırılması ve eğitim seviyesinin yükseltilmesiyle sağlanacak bir bilgi toplumu sadece hayal olmamalı...

özümüze dönebilsek

Bizim evde sabahları kahvaltı yaparken "habertürk" kanalı açık olur ve -bilenler bilir- bu kanalda saat 08.00'dan itibaren de köşe yazarlarının o gün gazetelerinde çıkan haberleri okunur... Sonradan doyamayıp, bir kez daha görerek, dokunarak, koklayarak okunsa da, sabah erkenden "kim ne demiş"i bir çırpıda almak çok pratik ve yararlı oluyor... Böylece çocuklar da -yaşları icabı henüz köşe yazarlarının hepsini takip edemeseler de(spor yazarları hariç :)) farklı görüşleri dinleyerek, en azından bir kulak dolgunluğuna sahip oluyorlar.

Ne uzun bir girizgâh oldu!

Bu sabah -üslubuna bayıldığım- Yılmaz Özdil'in yazdıklarını dinlerken kâh güldüm, kâh vahlandım. Neden mi, buyurun:


"GDO’lu diyet tarifleri

Haliyle panik halindesiniz... “Nasıl anlarız? Genetiği değiştirilmiş organizma yemekten nasıl kurtuluruz?” filan.

Şöyle...
*
Annaneniz öpülesi elleri parçalanırcasına, ovalaya ovalaya tarhana yaparken, siz, “Aman annane be, boş versene” deyip, marketten hazır çorba alıyordunuz ya... Annane rahmetli oldu ve siz, o tarhananın tarifini annaneden alıp, bir kenara yazmadınız ya... İşte o nedenle, siz, genetiği değiştirilmiş organizma yemekten kurtulamazsınız maalesef.
*
Ne verirlerse...
Onu yiyeceksiniz.
*
Kız evlat yetiştiriyorsunuz, en iyi okullara gönderiyorsunuz... Piyano çalıyor, İngilizce konuşuyor, Grammy alanları tek tek biliyor. Bilmeli... Ama alt tarafı limon, şeker ve su kullanıp, limonata yapmasını bilmiyor! Yoğurdu çırpıp, ayran yapamıyor, ayran... İşte o nedenle, kızınız, genetiği değiştirilmiş meşrubat içmeye mahkûm maalesef... Torunlarınız da.
*
Zahmet edip sütlaç yapmadığınız için, kek yapmaya üşendiğiniz için... İçinde ne olduğunu bilmediğiniz gofretleri, mısır patlaklarını kemiriyor sizin oğlan! Hamur tutmayı, şöyle mis gibi ıspanaklı bi börek yapıp, çantasına koymayı bilmediğiniz için, hamburger bağımlısı oldu. Tahin-pekmezi “köylü işi”, vıcık vıcık yağ fışkıran kremaları “modernite” sandığınız için, daha 10 yaşında ayıya döndü, yuvarlana yuvarlana yürüyor, tıkanıyor, merdiven çıkamıyor.
*
Size zor geliyor ama, zor mu evde yoğurt yapmak? İstanbul’un güneşi müsait değil, anlarım, zor mudur İzmir’de, Antalya’da, Adana’da evde salça yapmak? Şikâyet edip duruyorsun, içine katkı maddesi konuyor, zorla beyazlatılıyor diye... İster tam buğday unundan, ister çavdardan, hakikaten zor mudur evde ekmek yapmak? Bütün ailen kabız... Tonla para verip, abuk sabuk ambalajlı-meyveli saçmalıklardan medet umacağına, niye öğrenmiyorsun kabak tatlısı yapmayı?
*
Güya, çoluğunu çocuğunu düşünüyorsun, taze taze yesinler diye, pazara gidiyorsun... Eğri büğrü biberlere, doğal olduğu için tuttuğunda ezilen domateslere ağız burun kıvırıyorsun, hormonlu, tornadan çıkmış gibilerini alıyorsun... Ne işe yaradı senin pazara gitmen?
*
Kocanız da, bu satırları okuyup, size akıl verecek şimdi... Söyleyin ona, ukalalık etmesin, götürün aktara, hatmi çiçeğiyle zencefili birbirinden ayırt etsin, ondan sonra konuşsun!
*
Enginar, börülce, radika, cibes pişirmekten haberin yok; gazetelerin tiraj almak için kıçından uydurduğu kıçımın uzmanlarından fıldır fıldır brokoli tarifleri öğreniyorsun... Brüksel lahanası yiyerek mi AB’ye gireceğini sanıyorsun?
*
Çin’den bal getiriyorlar mesela... Taaa Arjantin’den, Meksika’dan bal getiriyorlar. Neymiş efendim, içinde genetiği değiştirilmiş organizma olabilirmiş falan... İçinde tavuk ibiği, maymun kulağı olmadığına şükredin! Ben iddia ediyorum... Kaşla göz arasında frankeştayn ürünlere kapıları açan arkadaşlarla, Amerikan çiftçilerinin avukatı profesörlerimiz, sırf karakovan balına sahip çıksa, Şemdinli’de, Pervari’de terör bile azalır, terör bile.
*
Uzatmayayım.Mutfak genetiğimizi kaybettik biz.
*
Elin adamı, mısırdan, soyadan, domatesten önce beynimizin DNA’sını değiştirdi!
*
Hurrraaa diye köyden kente göçerken, dışarda tıkınmayı şehirleşme zannettik. Ambalajlı ürün tüketmeyi, zenginleşme zannettik.
*
Dolayısıyla, ya kafayı değiştirip, özümüze döneceğiz... Ya da ne verirlerse onu yiyeceğiz..."


--------------------------------------------

Ne yerinde tespitler, değil mi?

Gerçi PDA'nın mimarı Tansug'lardan gelen mailin başlığı "GÜNAYDIN!" idi...

"Kocaman bir "Günaydın"! günlerdir mahut GDO Yönetmeliğine dört elle sarılıp sürekli haber üreten, Bu arada ister istemez yıllardır sadece dar çevrelerde konuşulup çözümler aranan doğal beslenme konusuna da değinmeye başlayan ve doğal döngüyü farkeden kitle iletişim araçlarına!..Kimi çevrelerde bu konunun yaygın biçimde ele alınmasının grip aşısı v.d. konularda dar boğaza girilmesi üzerine "gündemi değiştirmek" amacıyla yapıldığı söyleniyor... Öyle bile olsa bir kere Pandora'nın kutusu açıldı... Gene de çok dikkatle izlemekte yarar var bu iletişim fırtınasını...Önemli olan "sonuç" çünkü, her zaman olduğu gibi..."

demişler. Haklılar da...

Ama her işte vardır ya bir hayır, acaba bu GDO fırtınası da bir şeylere vesile olur da bir parça da olsa özümüze döner miyiz?

Kimbilir?

"Bir anne olarak ben neler yapıyorum?"

Yarına...

Sevgiyle ve sağlıkla...


4 Kasım 2009 Çarşamba

kampanya ve duyuru


Pino'nun sayfasında okuyup da yönlendiğim bir kampanyayı ben de buradan duyurmak istedim:

"Benim naciz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır. "


Rahat uyu Ata'm... Cumhuriyeti'nin yılmaz bekçileriyiz.

***
**
*

II. duyurum da şu GDO ile ilgili:

Fikir Sahibi Damaklar grubunun göndermiş olduğu bülten burada...

Lütfen okuyun okutturun...

Tepkisiz kalmayın... Neler yapabiliriz?

Mesela aşağıdaki örnek gibi bir form hazırlayıp, etrafımızdaki insanlara imzalatabiliriz:

"
Sağlıklı gıda yemek istiyoruz
Gıda ,tohum haktır
Genetiği Değiştirilmiş ürünleri bu ülke topraklarında ve gıda olarak sofralarımızda istemediğimizi beyan ediyor, GDO’lu ürünlerin ülkemize serbest giriş ve serbest dolaşımlarının, çıkarılacak Biyogüvenlik Yasası ile kontrol edilmesini, bunların ekilip dikilmesini yada gıda olarak tüketilmesini istemeyen halkın iradesine saygı gösterilmesini istiyoruz.
ADI SOYADI ŞEHİR MESLEK İMZA
"




GDO'ya hayır grubundan gelen bir mail'i paylaşıyorum:

"From: gdoyahayir@yahoogroups.com [mailto:gdoyahayir@yahoogroups.com]
Subject: [gdoyahayir] TARIM BAKANLIĞINA GDO FAKSLARI


arkadaşlar,

ziraat müh od ist şb tarım bakanlığına mısır balonu kampanyasında toplanan imzaları fakslıyor.

tarımsal araştırmalar genel müd
faks: 0 312 3153448 - 3432118

tarımsal üretim ve geliştirme genel müd
faks: 0 312 2870041

koruma ve kontrol genel müd
(faksı araştırılıyor)

bu genel müdürlükler yönetmelikte adı geçenler.

faksı olan ve elinde imzalar olan arkadaşlar da bu eyleme başlayabilirler.

ahmet"



Biz de okulumuzda çocuklarımızla konuşuyoruz; artık yiyecek konusunda çok daha dikkatli ve seçici olmalarını öğütlüyoruz. "Fikir Sahibi Damaklar"ın bültenini büyütüp öğretmenlerimizle paylaştık. Yapacağımız "Sağlıklı Beslenme" konulu bir seminerde de velilerimizle paylaşımlarımızı sürdüreceğiz.

Hedef GDO'nun geri çekilmesi... Olmadı, etiketlerde bilgilendirme hakkımızın bize verilmesi... Ama asıl önemli olan artık seçici olmak ve "şüpheli" hiçbir gıdanın yanına yaklaşmamak...

Bugün okuldan dönerken çocuklarımla konuştum. Maalesef bayılıyorlar mısır gevreğine, patlamış mısıra... Cips, bisküvi, vs. de ara sıra da olsa evimize giriyor... Neden vazgeçmeleri gerektiğini, neden dikkatli olmamız gerektiğini, şimdi bir şey olmuyor gibi görünse de, gelecekte onları nelerin beklediğini anlattım... Dinlediler, "peki annecim, artık almayız" dedi ufaklık... "Ama patlamış mısır da mı yemeyeceğiz?"

Siz tepedekiler; çocuklarımıza, geleceğimize neler yaptığınızın farkında mısınız?

!!!

ben ne şekerim yaaa!!!

kafam gitmiş nerelere gittiyse...

dün sabah kalktım, ayın 4'ü sanıyorum ve sabah tartıldım...

geceyarısı olmadan da, harala gürele yazımı yetiştirmek için çabaladım (hayır efendim, kimse balkabağına dönüşmeyecek ama tartıldığım gün yazmış olmak istedim..)...

"yayınla" deyip de kontrol için sayfaya baktım ki yazının tarihi "3 kasım" !!!

meğerse ayın dün 3'ü imiş.. yani tartılmaya daha 1 gün varmış

:((

:))

gülerim ağlanacak halime... ne diyeyim...


Not:

Kurallara uymak lazım! Madem ayın 4'ü bugün, bu sabah da tartılmak şart!

(içses): "Sen sadece işine gelen kurallara uyuyorsun ama özellikle diyet konusundaki kuralları takmıyorsun... Mesela dün akşam 1,5 minik saray helvası ve 10 kadar da sarı leblebiyi mideye indirirken, kural mural yoktu, di mi!!??!!"

(Dışses): "Bir dakika lütfen, kafamı karıştırma. Burada ilginç ama ilginç olduğu kadar da güzel bir haber vermeye çalışıyorum.Asıl tartılma günüm bu sabah idi ya! Ben de bu sabah tekrar tartıldım. Dün sabah 93.6 iken bu sabah 93.1 çıktım. Yani dünden bu yana -500 gr... Allah Allah! Yani süper tabi de, nasıl oldu anlamadım. Piller de taze :) Acaba tazeledim diye bana kıyak mı geçti?

Ayrıca o saray helvası; çok çok değer verdiğim, saygı duyduğum bir insanın izzet-ikram getirdiği hediyeydi. Çok minik dilimlerdi. Buçuk olan da ufaklığın tabağında kalandı, ziyan olmasın diye yedim... Leblebinin ise mazereti yok! Üstelik de öyle bayattı ki..."

(içses): "Peki, hadi bir seferlik diyelim. Ama bundan sonra, mazeretli veya mazeretsiz, oyunu bozarsan, bedelini ödersin... Bu akşam saat kaç olursa olsun, yürüyüş yapacaksın. En az 35'... Ha, bir de iki gün üst üste "cıs" olmayacak. Anladın umarım...

(Dışses): "Evet, anladım. "Cıs" yok, hele iki gün üst üste hiç yok. Mesela bu akşamki davette sadece Mehtap'ın listeden seçim var: balık, havuçsuz yeşil salata, su... Ne Kalamar ne karides çeşitlemeleri, ne helva!!! ühü..ühü..ühü..."

3 Kasım 2009 Salı

uzun ince bir yol

Tartım bozulmamış, sadece pili bitmiş. Sevindim.

Kaç senelik tartı, bitmiştir.

Şimdi taze pillerle, taze taze tartılacağım.

Ama bugün rutin aylık tartılmamı yaptım ve artık 1 ay tartı yok! Yasak!

Neden?

Çünkü başa döndüm. Çünkü bir türlü bayram önceki o müthiş motivasyonuma geri dönemedim. Çünkü kör, topal, 1 ileri 2 geri bu işi götürmek istemiyorum. Çünkü... Çünkü...

Sabah çıktım tartıya. Çok şükür ki eksilme var. Çok mu? Bir önceki ayın rakamına bakarsak, hayır! Sadece 400 gr. Ama fotoğrafa geniş açıdan bakarsak, aslında grafiğin bir ara epey yükselmiş olduğunu, buna rağmen yine de -400 gr.ın "başarı" sayılabileceğini farkederiz.

Neyse...

Sıkıldım!

Asla "sağlıklı beslenme kararlılığımdan" değil... Kendimden... Kendi kararsızlığımdan...

Bunun için, başa dönmeye karar verdim.

Mehtap'ın sınıfına kayıt olduğum Mayıs'09 dan beri, devamlı takipteyim yazdıklarının... Yorumlarını bile sonuna kadar okuduğum, notlar aldığım tek blog... Gerçekten de çok keyifli orada olmak...

Ama itiraf ediyorum; bütün listeleri birebir uygulamamıştım. Her listeye, eski bildiklerimden katkılar yaparak, bildiğim değişim listelerini katarak, yani kendi yorumumu da katarak birşeyler yaptım... Bazen DKZ (doyma sinyallerimi dinleyerek) uyguladım, bazen kalori saydım... Başarısız da olmadım aslında... Azar azar hep verdim...

Şimdi sorunum ise konsantremi kaybetmiş olmam. "Kendime yeni yollar bulmaya çalışıyorum, yeni kaldıraçlar" demiştim geçenlerde... "Spora başlarsam, olacak" da demiştim... Ama başlayamadım. Biliyorum ki bu gerçekleştiğinde kendimi çok ama çok iyi hissedeceğim. Az kaldı, biliyorum... Çünkü herşeye baştan başladım:

Mehtap'ın listelerine 1. haftadan başladım. 2. günüm bitti. Açlık falan yok gündüzleri, hatta ara öğünleri bazen zamansızlıktan atlıyorum (olmamamalı, biliyorum!)... Esas derdim olan "akşam çay ve yanında birşeyler atıştırma" da, şu an için sessizliğe bürünmüş görünüyor... Akşamları; bitki çayı, metabolizma çayı falan içip kendimi kandırmaya çalışıyorum...

Benim yeni yolum bu...

4 Aralık'taki tartılma günümde 89.9'lara artık kavuşmak ve sayfanın en altındaki ticker'a yeni bir hedef yazmak dileğim...

Kendimi seviyorum ve bunu hak ediyorum!

1 Kasım 2009 Pazar

ya herru ya merru*




Cumhuriyetimizin 86. Yılı Kutlu Olsun. Yüce Ata'mızı, değerli asker arkadaşlarını ve tüm şehitlerimizi bir kez daha minnetle, saygı ve sevgiyle anıyoruz.
**********************
*******************
**************

Çarşamba sabahı tartıldım. Aslında rutin tartılma günüme daha vakit vardı ama hem 3 günlük detoksun sonucunu görmek, hem de yolculuk öncesi ne durumda olduğumu ve dönüşte ne durumda olacağımı net saptamak için "ara tartılma" yaptım diyelim.

Detoks öncesi 94,7 kg. (evet, son tartılmadan sonra bir +700gr. daha!)
Detoks sonrası 93,1 kg. (güzel:))

Güzel de, dönüşte ibrede "+" görürsem, kendime ceza vermeye karar verdim. Verdim de nasıl bir şey olacağına karar vermedim. Lütfen, lütfen eksilme olmasa bile aynı rakamı göreyim.. Pleeeesa!

Şimdi yolculuğa bu kilo ile çıktım..


Dönüşü yazacağım..

Şu anda otel odasında hareket saatini beklerken yazıyorum. İnternet yok, kısmetse eve varınca aktaracağım yazdıklarımı.


Kısaca beslenme düzenimi yazarsam:

Efendim; çarşamba sabahı kahvaltımda yine hayvansal bir ürün yoktu. 1 Küçücük dilim çavdar ekmeği, 6-7 adet annemin yaptığı kırma yeşil zeytin (şimdi tam mevsimi ve bu mevsim bu zeytinleri dört gözle beklerim), domates, salatalık, maydanoz ve ıhlamurlu bitki çayı... Midem de kafam da rahat!

Yolculuk kendi arabamız ile gerçekleşecek ve bu sebeple eşim kıtalararası gidecekmişiz gibi erzak depolamış, her zamanki gibi!

Çocuklara ve eşime ikram ederken, ben de; 1 avuç kadar şamfıstığı, 1 avuç kadar leblebi, 500 ml. bitki çayı, 2 adet müthiş ama müthiş un kurabiyesi (bunu bir ara denemeliyim: antep'ten gelen bu un kurabiyesinde tereyağ ve kristalize şekerin damağınızda bıraktığı lezzet ile beyniniz uyuşuyor resmen!)...

Bunlar arabadaki "ara öğünler"...

Öğle ikindi arası 1 porsiyondan az köfte (8-2), acı biber soslu... Sonra yine yolculuk ve 1 un lkurabiyesi ile 2 mandalina...

Akşam yemek yok, birkaç adet leblebi var...


Perşembe sabahı; yeşil çay, 1 dilim çavdar ekmeği, kaşarlı omlet.. Kahvaltıdan sonra 1 adet un kurabiyesi (kutu bitse de ben de rahatlasam!)... Arada 2 adet expresso... Biri sade, biri kremalı..


Bu arada, gittiğimiz 2. cafede, kahvenin yanında gelen incecik rulo yapılmış minik kağıt dikkatimi çekti..

Meğerse burada adetmiş, belki bizde de veya başka ülkelerde de yaygındır ama ben yeni gördüm, hoşuma gitti! Fincanın kenarına bir (onlara göre) "niyet kağıdı" koyuyorlardı. Bulgarca bilmediğim için eşimin asistanına çevirmesini rica ettim.
Benim fincanımdaki kağıtta yazan söz tam da benlik çıktı:


"Uzun yolculuklar bir adımla başlar."

(İçinde bulunduğum durumu bundan güzel anlatan başka söz şu anda aklıma gelmiyor)


Bu uygulama okuduğum bir hikâyeyi getirdi aklıma: Süper marketin birinde, kasada müşterilerin torbalarını doldurmaya yardım eden bir kişi, bir süre sonra müşterilerin torbalarına kendi hazırladığı ve üzerinde bir adet "günün sözü" yazılı kağıtları atmaya başlar. Bir süre sonra, o kişinin kasasında günün sözünden almak isteyen insanların oluşturduğu uzun kuyruklar oluşur...
Böyle bir hikâyeydi...

Nerede kalmıştım:

İkindi gibi çocuklar acıkınca pizza yemek istediler. Herkes pizza, ben ton balıklı salata yedim. Tabi eşimin "olmaz, illâ ki tadına bakacaksın" diye verdiği 2 lokma ve bir küçücük kenarı saymazsak...


Gecenin ilerleyen saatlerinde de 1 küçük adet baklava dilimi ve birkaç leblebi vardı...

Dönüş sabahının kahvaltısı bir öncekiyle aynıydı. Sonrasındaki yolculuk atıştırmalarında ipin ucunu kaçırmamaya çalıştım, akşam yemeğinde yine acı soslu köfte (ekmeksiz) ve yoğurt vardı...

Cumartesi sabahı tartılıp günah-sevap hesabı yapacaktım ki, o ne! Tartının pili bitmiş! Yani umuyorum öyledir, umarım bozulmamıştır, yeni piller gelince anlaşılacak.


Tartılamadım. Aldım mı, verdim mi, bilemedim! Böylece muhtemel bir cezadan da kurtuldum :)
Bu arada ayın 4'üne de çook az kaldı bu arada...Ya herru ya merru*


*Benim bu haliyle bildiğim ama "ya herro ya merro" veya "ya herrü ya merrü" versiyonlarının da bulunduğu bildirilen; itü sözlüğe göre "ya batar yada çıkar manasında kürtçe bir deyimdir" ve
"ingilizce'de "make it or break it" deyimine yakın anlam taşır"diye tanımlanan bir deyim/söz grubu...

26 Ekim 2009 Pazartesi

2 ileri 1 geri...

Mayıs ayında yaptığım detoksun bir benzerine başladım cumartesi günü..

Sebze ağırlıklı besleniyorum.
Hayvansal gıda yok, tahıl grubu da yok...
Siyah çay, kahve, konsantre ve gazlı içecekler de yasak..
Bol yeşil çay, içinde her türlü bitki ve aromatik ot olan bitki çayları serbest..
İkindi gibi badem, kayısı, siyah kuru üzüm, fındık (hepsinden 1-2'şer adet, o kadar)..
Sabah 1 bardak ılık su+ 1 tatlı kaşığı bal+ 2 çorba kaşığı elma sirkesi..
Dün akşam 1 bardak taze sıkılmış nar ve mandalina suyu içtim..

Çarşamba günü bir iş gezisine çıkmam gerektiği için, toplam 5 günü uygulayabileceğim bu programı.. Zaten fazla uzatmak da iyi değil.. Amacım biraz disipline olabilmek, sonrasında bayramdan önceki halet-i ruhiye ile yoluma devam edebilmek..

Dün akşam Mehtap'ın blogunda, Nükhet'in harika hikâyesini okudum. 6 ayda 25 kilo, dile kolay.. İnanmak, azmetmek ve sonuçta da murada ermek.. Gerçekten çok çarpıcı! Feyz alabilene ne mutlu!

Alınmazsa ne mi olur? Benim gibi 2 ileri 1 geri, gidilip gelinir.. Daha kötüsü hep geri.. Allah korusun!

21 Ekim 2009 Çarşamba

"zaman sadece birazcık zaman"

Az önce öğle yemeğinden geldim:

Yayla Çorba, Patlıcan Musakka...

Yedim!

Ne yayla çorbadaki pirincin, ne de musakkadaki patlıcanların yağda kızartılmış olmasının beni germesine izin vermeden... Ekmek almadım, makarna almadım... Muhallebiyi de yanıma aldım, öğleden sonraki çay saatimde ara öğün yapacağım... Sabahki ara öğünümde ise 1 adet yeşil elma vardı...

Kahvaltım klasik peynir+domates,vs.. türündeydi..

Akşam yemeğinin de böyle "dengeli" olacağından hiiç şüphem yok, kesinlikle!

Zaten gündüzleri asla kaçamak olmuyor. Her şey çoğunlukla dengeli ve sağlıklı... Geçen gün öğle yemeğinde hep "zararlılar" vardı, ben de sadece bir çorba içtim... Arkadaşım soruyor "sen gerçekten doydun mu şimdi?" diye... "Evet" dedim... "Midem çok dolu ve şiş ama beynim aç!"... Gülüştük... Anladı mı bilmiyorum ama beynin aç olması esas tehlikeyi oluşturuyor aslında... Gözün döndüğü zamanlar beyin açlığının tavan yaptığı zamanlara denk gelmekte genelde...

Dedim ya benim açımdan gündüz hiç sıkıntı yok!

Amaa...

Gel gör ki akşam yemek sonrası "çay faslı" beni bitiriyor yine...

Bu aralar ben yine buna teslimim... Bazen az zaiyat bazen fecaatt!!!

Bu faslı bıraktığımda veya "kararınca ve sağlıklı tercihlere yöneldiğimde", biliyorum ki ibre yine "-"ye doğru gidecek..

Biliyorum ama "bu ara" uygulayamıyorum...

Teşbihte hata olmaz ama ateş çemberinin* tam orta yerinde gibiyim... Çember gittikçe daralıyor ve biliyorum eğer kendimi atamazsam dışarı, yanacağım! Yine mutsuz, yine huzursuzum bu yüzden...

Bu nedenle, önce ruhumun sonra bedenimin bir arınmaya ihtiyacı var...

Anladım ki beni yine "RUH ve BEDEN TEMİZLİĞİ" paklayacak...

...

*"... ya dışındasındır çemberin ya da içinde yer alacaksın... kendin içindeyken kafan dışındaysa çaresi yok kardeşim... her akşam böyle içip kederlenip mutsuz olacaksın... meyhane masalarında kahrolacaksın... şiirlerle şarkılarla kendini avutacaksın... ya dışındasındır çemberin, ya da içinde yer alacaksın..."

19 Ekim 2009 Pazartesi

başlıksız

"...ben o duvarlara çarpa çarpa nasır tuttum,
ağlaya ağlaya yosun tuttum..."

Epeydir yazamadım koşturmalardan, şimdi müsait olunca bakayım dedim en son ne yazmışım ve son cümleyi okuyunca da, dilime geliveren bu şarkı oldu işte:

"...ben o duvarlara çarpa çarpa nasır tuttum,
ağlaya ağlaya yosun tuttum..."


42 yaşta bir kez daha net anladığım nokta şu ki: benim kontrolsüz yeme nedenlerimin başında "stres" geliyor!

Eğer çok yoğun bir tempo içinde isem, üstüne üstlük bir de stres, gerginlik, hafif veya yüksek depresyon halleri içindeysem, birine çok kızgın veya kırgınsam kendimi yemeye veriyorum ve ne yediğime, ne kadar yediğime aldırmadan... Aklım başıma geldiğinde, midem çoktan çöplüğe dönmüş oluyor ve bu sefer de pişmanlıktan, kendime kızgınlıktan yiyiyorum. Bu bir kısır döngü halini aldığında ise iş işten çoktan geçmiş oluyor maalesef...

Neyse ki bu sefer aklımı başıma getirecek biri/birileri var yanımda:

"...sevgili Terazi, devam.. 80’lere geldiginizde iki ay duracagiz, ve sonra tekrar son hiz baslayacagiz.. vaz gecmek, durmak yok.. almayin cikolata filan.. bunlar cok hassas aylardir, hemen geri gelir kilolar.. yenilmeyin lutfen.. lutfen.."

Ne yapıyorum ben?

O kriz dönemlerinde bu soruyu sorsam da kendime, duymamazlıktan gelirdim, geçiştirirdim... Üzerinde durmaz, düşünmezdim... Ama Mehtap'ın -onca iş-güç arasında ve hiçbir karşılık beklemeden- zaman ayırıp da tek tek postlara yanıt vermesinden ve yukarıdaki cevabından çok etkilendim: "... yenilmeyin lutfen.. lutfen.."

yenilmek istemiyorum,

yenilmeyeceğim...

duraklama dönemidir, geçecek...

5 Ekim 2009 Pazartesi

mazeret yok!

Dün tartılma günümdü ve beklediğim gibi aylardan beri ilk defa +2!

Olsun! Hayat ne zaman ve kime her zaman dümdüz, engebesiz olmuş ki.. İniş çıkışlar, sert virajlar, taşlı çakıllı yollar veya dümdüz asfaltlar.. Hepsi bize.. Mühim olan, duraklamalarla da olsa, yola devam etmek..

Yazacak bir çok şey var ama vakit???

Az..

Yazabildiğim, yetiştirebildiğim kadarıyla:

  • Perşembe süperdi. Teşekkür ederim beni şımartan tümm sevdiklerime.. Yemek konusunda çizme çok aşılmadı aslında.. Ama "kuraldışı"lar vardı gün içinde..
  • Bir de programda özellikle akşam uyulması gereken "karbonhidratsızlık" kuralı safdışı oldu!
  • Cuma günü de Perşembe buluşamadıklarımızla programımız olduğundan, o gün de kenarından kıyıısından bir ihlal söz konusuydu :(
  • Cumartesi sabahı kendimize gelindi, "rüzgar gibi geçen 2 günün " muhasebesi yapıldı..
  • Cumartesi günü, bu sefer de ZAMANSIZLIKTAN ve KOŞUŞTURMADAN programa uyulamadı ve akşama kadar neredeyse "aç" dolaşıldı! Akşam acısı çıkarıldı!
  • Pazar günü tartılınıp da +2 görüldüğünde, "soğukkanlılık" korunur gibi yapılsa da, "ne olacak bu benim halim" sendromu başladı. Arkasından gelen tuhaf ruh halinde; önce "birşey yememe" modu, sonra "yarın pazartesi, tekrar başlayacaksın, bugün serbest gün olsun!" modu arasında gidip gelindi...
  • Kısacası "I. TATİL BİTTİ PROGRAMI" başarısızlıkla sona ermiş oldu!

***********************

  • Bu sabah normale dönmüş vaziyette, sabah müslili kahvaltı yapıldı..
  • Az önce de elma ve cevizli ara öğün yendi..
  • Öğle yemeğinde çorba, salata; 2.ara öğünde evde hazırlanan mini kepekli ekmek+b.peynirli tost var..
  • Akşam ise salata ve ekmeksiz köfte olacak...

************************************************************

Duvara çarpmak işte bazen böyle iyi geliyor!!!

30 Eylül 2009 Çarşamba

3 Haftalık Program / 3.gün

Aman maşallah diyeyim!

Ne zamandır bu kadar düzgün ve aksatmadan bir program uygulamamıştım.. Kendime aferin, hem de kocaman..

Sabah: 2 ince dilim çavdar, beyaz peynir, 1 yumurta ve çay
(reçel veya bal da varmış unutmuşum)
1.Ara : 1 şeftali, 2-3 ceviz
Öğle : Kuru fasulyeli çorba (kalan yemekleri karıştırıp yepyeni yemekler icat etmeyi pek severim.. bu da bizim "ovmaç/uğmaç/ummaç" -adı herneyse- diye bir çorbamız var, onu andırır lezzette olmuştu.. beğendim:))
2.Ara: 2 galeta, 1 parça beyaz peynir, 2-3 tatlı kaşığı armut marmelatı(ev yapımı,az şekerli/sabahki hakkımı da ekledim..)
Akşam: 1 kaşık yağ ile hazırlanmış, domates-biber soslu ton balığı+ 2-3 kaşık yoğurt (bu öğünde yoğurt var mı emin değilim aslında ama kaç gündür süt grubundan bir besin almadığım için, öğle yemeğindeki hakkımı da ekleyerek..)

Aralarda -2-3 fincan oldu sanırım- metabolizma çayı..

Bir de yaklaşık 1 hafta 10 gündür -bağırsak tembelliği için- sabahları 1 bardak ılık su+1 tatlı kaşığı bal+2 çorba kaşığı elma sirkesi kürünü yapıyorum..

Şimdi, yarın için peşin peşin kaçamak izni alıyorum.. Çok olmamasına çalışacağım ama söz de vermeyeceğim.. En azından dengeleyeceğime inanıyorum...

İnanıyorum, o halde başaracağım :))

29 Eylül 2009 Salı

3 Haftalık Program / 2.gün

Sabah uyandığımda midem çok şiş geldi bana.. O uyku sersemliğiyle "yine dün gece çok mu kaçırdım?" diye sordum kendime ama sonra toparladım ki; değil fazla kaçırmak, midem hafiften kazınır haldeydi yatağa girdiğimde.. Mutlu oldum ve "aferin" dedim kendime :))

Sabah kahvaltım (saat: 08.45 civarı) dünkünün aynısı idi: 2 küçük dilim çavdar ekmeği, beyaz peynir, domates, salatalık, maydanoz (dün roka yemiştim) ve şekersiz açık çay.. Biran önce alışverişe çıkıp, ekmek seçeneklerimi, vs. arttırmalıyım..

Az önce 1. ara öğün olarak 2 adet incir ve ceviz yedim.. Biliyorum, incir diyet için çok da makbul olmayan bir meyve seçeneği ama bunlar "sultan selim" denen tür ve bir daha belki yiyemem diye.. Dün bu öğünde -evde üzüm ve incirden başka meyve olmadığı için-, seçimimi salatalık ve cevizden yana kullanmıştım..

Birazdan öğle yemeği için yine dünkü gibi sadece çorba (ezogelin) içeceğim.. Eksik veya az yemek de iyi değil biliyorum ama bu saatlerde canım birşey istemiyor..

2.ara öğünde dün çayın yanında, çavdar ekmeğinin küçük bir kıyısına beyaz peynir koyup yedim, börek veya tost niyetine..

İtiraf edeyim, bu 2. ara öğün çok iyi geldi. Çünkü, saat 5'de çay keyfi ve akşam yemeğinden sonraki çay keyfi vazgeçemediklerim.. Akşam çay keyfine 3 haftalığına ara verdik çünkü yanında birşey olmadan içilen çay, keyif değil benim için.. Bu yüzden de akşamları ve aralarda içmek için şimdi metabolizma çayımı hazırladım ve kaynatıyorum.. Ev mis gibi karanfil ve tarçın kokuyor şu anda :))

Tarifi burada var ama ben de alıntılayım:

Metabolizma Cayi:

  • 1 buyuk elma, kabuklariyla birlikte, sadece 4'e bolunecek
  • 1 limon 4'e bolunecek
  • 1 tatli kasigi kara biber (tane olarak, sakin toz halde koymayin, icemezsiniz)
  • 1 cubuk tarcin
  • 4-5 adet karanfil
  • 3 litre suyun icinde, su 1.5 litre kalana kadar kaynatilacak..
  • limonlari ve elmalari (karabiberleri degil) ezebilirseniz iyi olur. oksurugu de iyi gelir bu arada.. tadini iyilestirmek isterseniz, ihlamur ekleyin biraz..

Ben 3 adet de zencefil attım içine.. Biraz acı olabilir ama olsun..

Dün akşam yemeğinde kıvırcık ve maydanoz ile elma sirkeli salata yapıp, dardanel'in sardunya konservesini (yağını atmak için) iyice sudan geçirerek üzerine koyarak yedim.. Aslında evde diyet ton da vardı ama canım biraz yağ ve tuz istedi.. Bu akşam da diyet ton ile yeşil salata düşünüyorum...

Off! Çay çok güzel koktu.. Şimdi kaynar kaynar bu çaydan 1-2 kupa kadar bir demliğe alacak ve içine aktardan aldığım 1 tatlı kaşığı fundayı ekleyip 10 dakika kadar demlenmesini bekleyeceğim ve süzerek öğle yemeğinden önce içeceğim..

3 haftalık program iyi başladı ve de iyi gidiyor gitmesine de, bir de spora başlayabilsem, işte o zaman harika olacak...

28 Eylül 2009 Pazartesi

3 Haftalık Program / 1.gün

Tüm gün son derece iyi gitti tâ ki şu dakikalara kadar :((

Şu anda saat: 21:40 civarı.. Çay krizim tuttu ama boş içemem ki çayı.. Yanında illa birşeyler olmalı ama Mehtap ve sınıf ile yeni 3 haftalık bir programa başladık (burada)
3 hafta akşamları 20'den sonra karbonhidrat alımı yok! Bitki çayı içebilirim ama onu da canım hiç istemiyor..

"İlk 3 gün zor geçer" demişti zaten Mehtap..

En iyisi yatıp uyumak..

hamiş1: yatıp uyumadım.. geç saatlere kadar da bilgisayarda işlerimi yaptım.. birşey yemedim, içmedim, midem hafif kazınır şekilde ama kendimle gurur duyarak yatağa girdim..

hamiş2: sabah tartılmıştım, mehtap'ın önerisi üzerine.. gördüğüm rakam, bir önceki yazımda belirttiğim "koşturmaların bana getirisi de götürüsü de 4 Ekim'deki tartılma gününde çıkacak ortaya" öngörümle son derece örtüştüğü için şaşırmadım ama etkilendim!!! Efendim, 20 Eylül bayram sabahı digital olmayan tartımda gördüğüm 91 rakamı gitmiş, 28 Eylül sabahı digital tartıda gördüğüm 94,1 rakamı gelmişti.. YORUM YOK! Tek söyleyebileceğim, tam vaktinde yazlıktan dönmüşüz.. Şimdi benim esas tartılma günüm olan 4 Ekim'i bekliyorum..

27 Eylül 2009 Pazar

yaşasın tatil bitti!

Aslında derdim tatil değil.. Ama yazlık düzenden kışlık düzene bir türlü geçememek ve bu düzensizlik içerisinde iyice bunalmıştım. Tam olarak ne orada ne burada olamamak.. Ne oraya ne buraya ait olmak.. İşte bu benim şikayetim..

Ramazan, arkasından Bayram derken yazlıktan bu tarafa geçiş tarihi uzadı da uzadı. Bayramın bitmesiyle de çok hızlı bir süreç başladı haliyle: okul bir taraftan, çocukların okul hazırlıkları, evin temizliği, taşınma, yerleşme-yerleşememe, yazlığın kapatılması ve daha sayamadığım ama içinde olmak durumunda olduğum koşturmaların bana getirisi de götürüsü de 4 Ekim'deki tartılma gününde çıkacak ortaya..

Az önce Mehtap'ın bloguna da yazdım:

"freni patlamış kamyon gibiyim... önüme geleni silip süpürüyorum.."

Bayram sabahı 91'i gördüm tartıda.. Yani Ramazanda 1 kg vermişim ki bu benim için ilktir! Yani Ramazanda kilo vermek… Bu sebeple mutlu olmuştum..

Ama Bayram sonrası sanırım -sanırım değil eminim- iş güç yüzünden psikolojik olarak yaşadığım endişelerin yansıması, beynimdeki "sağlıklı beslenme" ile ilgili bilgilerin kullanımını "erişime kapattım"!!!

Motivasyon gerilemesi anlamında veya özgüven kaybı anlamında bir durum söz konusu değil.. Aksine, son derece kararlıyım ama 28 EYLÜL 2009 tarihine kadar beynim mideme izin verdi ve ben dışarıdan film izler gibi izliyorum ve bekliyorum..

Yarın -5 aydan beri ilk defa- yine bir pazartesiyi bekliyorum "başlamak" için...

Tüm "pazartesi bekleyen" diyet severlere hayırlı uğurlu olması dileğiyle...



4 Eylül 2009 Cuma

gidiyor!

Gidiyor kilolar gidiyor...

Ramazan olmasına, bol kaçamaklı ve pek az kısıtlamalı öğünlere rağmen, kilo vermeye devam...

Az ama öz...

Periyodik tartılma sonucuma göre 2 kg. daha gitmiş ve 92 olmuşum...

Aslında bu rakamı yaklaşık 3 hafta önce görmüştüm, tatile çıkmadan evvel yani.. Tatile gidiş-dönüş, o zaman dilimindeki özgür seçimler ve sonrasında gelen Ramazan'da değişen yemek düzeni ve içeriğine rağmen, "-2" kg...

Şimdi belki gelecek ay, uzun zamandır özlem duyduğum sonuç olan 89,9'ları görebilirim. Ama hiç kasmadığım için ekim değil kasım tartılmasında da bu mümkün.. Hiç önemli değil, önemli olan ağırlıklarımın yavaş da olsa (ki haftada 0,5 kg. uzmanlarca son derece normal ve olması gereken) gidiyor olması..

Okulların açılmasına az kaldı ve hazırlıklar tam gaz.. Bu sebeple değil düzenli olarak yazmak-okumak, ara ara bile giremiyorum ne kendi ne de diğer bloglara.. Bu sebeple; vakit bulduğum anda, detaylar için yazacağım..

14 Ağustos 2009 Cuma

hayır diyebilmek...

Bu sabah uyandığımda içimde dünden gelen hafiflik ve bunun yanında da "hayır demenin mutluluk ve gururu" vardı..


Sabah bir önceki ile aynı kahvaltımı yaptım ve sonrasında rutin ev işleri ile öğleni buldum. Bugün 13.00-16.00 arası okulda toplantım vardı.. Bunun için biraz da telaşeli, bitirip işlerimi yola çıktım. Ne çok su içtim, ne de öğle için birşeyler atıştırdım.. Aslında 1 meyve yiyebilirdim ama vakit olmadı..

Toplantı esnasında çayın yanında susamlı tuzlu ev kurabiyeleri-hani şu kandil simidine benzeyenlerden- ikram ettiler.. Neredeyse 1 veya 2 lokmalık olarak hazırlanmış bu kurabiyelerden 4 adet yedim.. Yani hazırlarıyla kıyaslarsak 1,5-2 adet gibi.. Bu sorun değil de tam çıkarken, bir arkadaşın çocuğunun mezuniyeti sebebiyle ikram edilen içi dolgulu çikolatayı kabul edip, mideye indirirken içimden kendime kızıyordum.. bu da "hayır diyememenin ağırlığı" idi işte.. ama hatır için.. Yapacak birşey yoktu..

Eve gelip, 17.00 civarı çocuklara çay ve poğaça ile kek ikram ederken, benim de aklım dünkü "sakızlı kurabiye"lerdeydi... ısıtırken kopan bir parça zeytinli poğaçayı ağzıma attım ve durdum.. Su içtim, gezindim.. Krizimin geçmesini bekledim.. Bu kurabiyeler bitmeden bana rahat yok! anladım...

Kendime yeşil çay yapıp, akşam yemeği hazırlığına başladım.. Yayla çorbası, salçalı biftek, makarna, fırın kabak (kabakları dilim dilim hazırlayıp, yağlanmış fırın tepsisine aldım..üzerine tuz serpip, tepsinin yağı ile harmanladım ve fırına verdim.. gerçekten çok hafif oldu), bol sarımsaklı yağsız domates sosu ve yeşil salata hazırladım.

2 küçük kepçe az taneli çorba içtim, sonra da üzerine 1 kaşık yağ gezdirdiğim salata ile domates soslu kabak yedim bol.. 1 tek tane de makarna yedim, göz hakkı diye.. Yoğurt yemedim, et yemedim.. Canım da istemedi zaten..

Şimdi de yine zahterli, karanfilli ve limonlu yeşil çay içiyorum..

İçim rahat ve hafifim.. Yarın sabah yine aynı kahvaltı ve sonrasında da sadece 1 meyve veya 1 kase çorba yiyebileceğimi düşünüyorum çünkü yoğun bir gün olacak.. Önce 2 toplantı, daha sonra da gece için hazırlık faslı var.. Bu sebeple yarın yazmam mümkün görünmüyor. Pazar günü de 1 haftalığına çıkacağımız tatil+iş gezisi (bu sefer çocuklarımızla:)) için hazırlanacağım ama fırsat bulur bulmaz yazacağım..

Herşey çok güzel olacak:))

13 Ağustos 2009 Perşembe

her tercih, bir vazgeçiştir...

Bugün zor bir gündü!

Tercihlerin ortaya konduğu, iradenin konuştuğu bir gün.. Ne zamandır kendimi böyle kısıtlamamıştım, bu yüzden o çatışma anları kolay geçti denemez.

Ne diyorum ben, değil mi?

Efendim, hafta sonu özel bir geceye katılacağız ama çok özel.. Katılanlar ile uzun zamandır görüşmedik ve bu çok özel gecede ben de güzel olmak için (aslında pazartesiden itibaren yapmayı planladığım ama bu hafta yoğun misafir kabullerim dolayısıyla erteleye erteleye bugüne sarkan) "dikkat etme" moduna girdim..

Baştan alırsam; son yazımda da belirttiğim gibi, aslında "ben diyet yapıyorum" asla diyemem çünkü yapmıyorum. Aslında bu programa başladığımdan beri bu böyle.. Bu diyet değil, sağlıklı yaşama programı.. Bir dönem için değil, ömür boyu.. Hep bu inanışla gitti 4 Mayıs'tan beri.. Hep kararlı, hep ölçülü.. Geçtiğimiz pazardan beri ise hemen hergün, ya çaya veya yemeğe misafirimiz vardı.. Hal böyle olunca; hazırlıklar buna göre oldu, menüler ve kaçamaklar da... Asla patlayıncaya kadar yemedim ama herşeyden yedim: Mayonezli salatalardan, böreklerden, pidelerden, dolmalardan, kıyır kıyır kurabiyelerden, keklerden, sütlü tatlılardan... Yeter saymayayım daha fazla.. Bazen tadımlık, bazen doyumluk, hep bunlardan yedim Pazar gününden bu yana..

Tüm bu kısıtlamasızlığın üstüne bir de malum dönemin yaklaşması sebebiyle oluşan şişkinlik eklenince, birden şimşekler çaktı beynimde ve 3 gün "kırmızı alarm" komutu verdim kendime..

Bugün 1.gündü ve bu yüzden zordu:

  • Sabah 1 dilim -kendimin yaptığı- tam buğday ekmeği, beyaz peynir, domates, maydanoz, yeşil zeytin ve yeşil çay ile kahvaltımı yaptım..
  • 1,5 lt.lik şişeye demlenmiş yeşil çay ve bol limon dilimleri koyarak gün içinde içmek üzere hazırladım..
  • Bugün çocukları havuza götürdüm ve öğle yemeğinde pizza yemek isteyen çocuklarıma eşlik etmemek için kendimle mücadele ettim (1-0 öne geçtim bu mücadelede:))
  • Öğle yemeği olarak 1 adet şeftali yeyip, yeşil çayımdan içtim..
  • Yeşil çayımdan içtim..
  • Çocuklar acıkır diye yanıma aldığım -evde yaptığım- peynirli, zeytinli poğaçalar ve cevizli keki kendime ikram etmemek için zor dayandım (2-0)
  • Yeşil çayımı bitirdim ama tuvalete taşınmaktan da fenalık geldi :(
  • Eve gelir gelmez çocuklara 1 bardak süt ve yanında yeni favorim sakızlı kurabiye ile kek verdim.. Kendime de duştan çıkınca 1 kurabiye+yeşil çay ile ödül vermeye karar verdim..
  • Duşa girmeden -geçen haftanın misafir trafiğinin tartıya yansımasını merak ederek- tartıya çıktım (aslında gün ortasında tartılmak adetim değildir).. Önceki sayıyı yanlış hatırlayarak, kilo aldığımı sandım ve "al işte! yemeye devam et!" diye kendime tam kızıyorken, en son 94 olduğumu ve tartıda o anda görünen rakamın 92 olduğunun farkına varıp sessiz bir çığlık attım:))
  • Duştan çıktım.. Kurabiyeleri ve keki deriinn koklayıp kapaklarını kapatarak dolaba kaldırdım (3-0)
  • Bir şeftali yedim, 2 bardak su içtim..
  • Akşam yemeğinde 1 büyük kase çorba içtim, z.yağlı yeşil salata, 1 dilim tavuk, acılı şalgam suyu içtim (acı biber metabolizmayı hızlandırıyordu galiba)..
  • Daha evvel hep yaptığım, "çocukların yemediği veya bitmeyen az kalmış ama tekrar da ısınmayacak yemekler çöpe gitmesin, günah! hoop mideye!" uygulamamı bu akşam yapmadım ve o çok sevdiğim -dünden kalan ve belki yenir diye dökmeye kıyamadığım- patates salatasını üzülerek çöpe gönderdim (4-0)
  • Akşam çocuklara meyve soydum, ben suyumu içtim..
  • Birazdan yatacağım, midemde hafif bir kazınma duygusu var ama bu bana çok iyi geliyor.. Böyle yattığım zamanlar kendimi çok rahat ve mutlu hissediyorum.. Sabah da daha iyi kalkıyorum..

Şu sözü bir kez daha alıntılayacağım: "Her seçim bir kaybediştir. Her tercih bir vazgeçiştir çünkü..."

Bugünkü seçimlerimden dolayı çok ama çok mutluyum: Çünkü bu seçimler ile, yıllardır hamallığını yaptığım kilolarımı kaybediyorum. Kurabiyeleri seçmedim, akşam çekirdek keyfini de.. Ama özsaygımı duyumsadım bir kez daha.. ve bir kez daha "inanmak başarmanın yarısıdır" sözü gerçek oldu..

Bu cumartesi akşamı çok güzel olacağım :))

4 Ağustos 2009 Salı

ah tatil!

Uzun, upuzun bir tatil oldu...

Geçen hafta döndüm ama herşey öyle yığılmış ki dinlendiğim onca zamanların acısını çıkartır gibi fazla mesailer ile açığı kapatmaya çalışıyorum şimdi de...

Bugün ayın 4'ü olmasa belki yine fırsat bulamayacak veya zorlamayacağım ama dedim ya! bugün ayın 4'ü... Yani tartılma ve hesap görme günüm :))

Yazacak çok şey var ama vakit yok! Şu yemek molasından çaldığım dakikalara sığdırabilecek kadarlık da olsa özet geçmem ise mümkün:

  • Tatilimin en keyifli kısmı bol bol "temiz" denize girebilmekti... Kâh dalgalı ve taşlı, kâh incecik kumlu ve durgun... Bazen mavi, bazen turkuaz, bazen lacivert... Ama temiz, ama berrak! Off! çok olmuş denizden böyle keyif almayalı :))) Şimdi bile düşündükçe içim ferahlıyor.. Ne şanslıyız böyle bir ülkede yaşadığımız için, değil mi?
  • Şimdiye kadar hiç çocuklardan ayrı tatil yapmamıştık. 10 gün kadar onları Bodrum'da halalarıyla bırakıp, eşimle şirketin organizasyonuna katıldık... Herşey yolunda, herkesin keyfi de yerinde olmasına rağmen; ömrüm oldukça ve şartlar elverdikçe çocuklarım olmadan tatile çıkmamaya karar verdim. Her gördüğüm çocuk, bizimkilere benziyordu.. Hep yemekler onların en sevdiği idi... "Keşke... " dedim durdum ve "bundan sonra çocuklarımda ayrı asla..." dedim...
  • Tatilimin ilk bölümünde çok kaçırdığım da oldu, çook dengeli gittiğim de... ama öyle çok yüzdüm ki, sanırım kilo verdim..
  • İkinci bölüm ise biraz daha "hareket bakımından durağan, yemek bakımından aktifti" :(( Aslında yemeklerde dikkat ettim ama kaçamaklar konusunda çok zayıftım ve sanırım bu sürenin sonunda ilk bölümde verdiysem bile geri geldi.
  • Son 1 haftadır, işe geldiğimden beri ise yediklerimde kontrolüm yoktu, yani özel bir yemek yapmadım, ne çıktıysa onu yedim.. Sadece miktarları az tutmaya çalıştım. İşte bilgisayar başında ve akşamları yorgunluktan, hep oturdum maalesef.. hareket "sıfır".. iyice şiştiğimi hissediyordum...

Bu sabah tartılmak vaktiydi... Yine digital olmayan tartımda, gözlerim tam seçemeden, küsuratları algılayamadan gördüğüm rakam: 94

Yani 1 kilo gitmiş 1 ayda..

Ben çıkan rakamdan mutluyum çünkü buraya ne kadar yazsam veya yazmasam da yediklerimi, yaptıklarımı ben biliyorum ve bunların sonucunda -1 kilo oldukça iyi...

Şimdi önümüzdeki ay için hedef kilo koymak istiyorum aslında ama bu çalışma temposunda da zor görünüyor... Neyse, bakalım önümüzdeki günler ne getirecek.. Çünkü 1 haftalık daha tatilim olacak ama zamanı belli değil.. Ayrıca Ramazan da geldi sayılır.. Herşey birkaç gün içinde netleşir diye umuyorum..

2 Temmuz 2009 Perşembe

dinginlik...

Bugün farklı olan ne acaba?

Hava yine sıcak, hem de boğucu..

Evdeyim bugün de ama iki gün öncesiyle kıyasladığımda, ruh halim çok farklı.. O günkü gerginlikten eser olmadığı gibi, şarkı söylemek geliyor içimden bugün..

Evde yine bir sürü iş bekliyor sırasını ve hepsini nasıl yetiştireceğim, hatta yetiştirebilecek miyim, bilmiyorum.. Ama bu beni hiç germiyor.. Olduğu kadar!

Çocuklar yine çook geç uyandılar..Yavaş yavaş kızmaya başlamıştım, "tatili uykuyla geçiriyorsunuz" diye.. Ama bugün ne seslendim, ne de kızdım.. Kalktılar, neşeyle kahvaltılarını (brunch hatta öğle yemeği sayılmalı aslında:)) hazırladım..

Hmm..

Peki ne değişti 2 günde?

Sürüncemede olan bir konu vardı; eşimin istediği, benim istemediğim bir organizasyona katılma ile ilgili.. "Karasızlık" beni öyle geren, yıpratan bir durum ki.. Aksi gibi öyle de "kararsız" bir yapım var.. En iyi, en doğruyu bulmaya çalışırken bir sürü kararsızlıklar yaşıyorum devamlı.. İşte can çıksa da huy çıkmıyor; 40 küsur olmuşum hâlâ aynı.. Neyse, bu konuyu karara bağladık: sonuç görünürde benim istediğim gibi olamasa da, sürec istediğim gibi işledi.. Bu süreçte farkına vardığım şeyler de beni ayrıca mutlu etti.. Evet, sanırım bugünkü rahatlığım "öyle ya da böyle karara varmak" sayesinde..

Bu yaşadığım kararsızlığa bağlı bekleyen birçok olay da kendiliğinden yoluna girdi, böylece bir kez daha nefes almış oldum..

Bir de geçen yazımda bahsettiğim sorun çözüldü.. Gerekli kişiler, gerekli konuşmaları yaptılar ve o perde kapandı.. Bunun etkisi olabilir mi acaba huzurlu olmamda..

Yaklaşık 10 aydır kendimi geliştirme anlamında, mesleki bilgimi yenileme ve kuvvetlendirme anlamında pek birşey yapamıyorken, dün ve bugün önemli kararlara imza atıp, bazılarını hemen hayata geçirmem de mi beni mutlu etti acaba? Çalışmak, üretmek ve işe yaramanın hazzı mı bu?

Sonra, bugün için farklı olan bir konu daha var.. Aslında tartılma zamanıma 2 gün var daha ama yarın yukarıda bahsettiğim organizasyona katılmak için yola çıkacağımızdan, "tartı günü" olarak bu sabahı seçtim. Şu anda evde bulunan tartım digital değil, yani küsuratları bilmiyorum ve asıl önemlisi çıkan rakam ne kadar güvenilir olur kıyaslama açısından, onu da bilmiyorum.. 2007 yazında da bu tartıyı kullanmıştım ve o zaman digital olan ile ölçümde fark yoktu aslında...
Bildiğim şu ki 2.400 gr vermişimmmmmm.. :)) yani 97.4 idim son kayıt altına alınan tarihte, bugün itibariyle 95 -hatta tam 95 yoktu ama yuvarlıyorum- gördüm tartıda.. Galiba bu da beni bugün böyle hafifletti...

Sebebi ne olursa olsun; bugün çok güzel, çok huzurlu, çok rahat, çok mutlu, çok hafif bir gün...


30 Haziran 2009 Salı

dersimi aldım yine...

Bu gün işe gitmedim. Evdeyim. Keyif yapmak istiyorum ama bir sürü yarım iş beni bekliyor. Offf!!! Hiç iş yapmak gelmiyor içimden... Çünkü bedenim burada ama aklım başka yerde..

Ne zamandır süregiden ve beni olduğu kadar başka birçok insanı da olumsuz etkileyen "kangren" bugün çözülecek... Ya çözülecek, ya çözülecek...

Şu ana kadar iyi yönetilmiş bir krizdi.. Umarım sonuçlarından da herkes en az hasarla kurtulur..

Bu olaydan öğrendiklerim aslında yeni şeyler değil, pek çok kişinin pratik olarak olamasa da teorik olarak bildiği şeyler... Ben sadece bir kez daha koyu kırmızı kalemle üstünden geçmiş oldum:

  1. İnsanlar ve olaylara gerektiğinden fazla değer verilmemeli, önem yüklenmemeli...
  2. "Kurumlar kalıcı, insanlar gidicidir... "Bunu paylaşmayan insanlar, her zaman için sorun üretirler, unutulmamalı...
  3. Tehlike tesbit edildiği noktada, gerekli müdahale yapılmalı...
  4. Oluruna bırakılan durumların ileride "çığ" olarak karşımıza çıkacağı unutulmamalı...
  5. "Bu yaptığım senin için" söylemi tehlikelidir; hem söyleyen, hem söylenen kişi için...
  6. Bir iş yerinde aynı aileden sadece 1 kişi çalışmalı...
  7. "ben" dilini fazla kullananlara karşı tedbirli yaklaşılmalı...
  8. Duyguların işe katılmasının ölçüsünde çok dikkatli olunmalı...
  9. Tüm çalışanlara eşit yakınlıkta ve eşit uzaklıkta olunmalı...
  10. İnsanların çiğ süt emdiği, ego ve hırsları için, tüm emeklerinizi tehlikeye atabilme potansiyeline sahip oldukları unutulmamalı...

Dersimi aldım yine...

Kullanacak yeni krizler çıkmaması dileğim...