16 Aralık 2010 Perşembe
yeni sezon başladı
Can olmadan Canan anlamsızmış ya, Canan'sız da Can tad vermiyormuş.
Bu sebeple, sağlık sorunlarımdan sıyrılır sıyrılmaz düştüm yine Canan'ın derdine, yine o güzelliğin peşine. Çünkü Can derdindeyken öylesine boşlamıştım ki O'nu. Gözümde yoktu ne O, ne de O'na verdiğim sözler... Sonra bir an geldi baktım Can geri gelmiş ama içimde bir boşluk, hüzün kocaman... Doldurmak için lazım olmayan ne varsa yaptım ama dolmuyor...
Mutsuzluğumun tavan yaptığı bir akşam, oturdum ve koydum takkeyi önüme:
" Bak!" dedim.
"Nedir bu halin senin? Birini buluyorsun, diğeri gidiyor. Bu işte bir tuhaflık yok mu? Aslında ikisi de birbirini tamamlamalı, birbirinden ayrılmamalı. Galiba sende var bir tuhaflık!"
"Sen ki denge insanı olmalısın, sen "terazisin"! Evet, az değildir geçmişteki vukuatların, "dengeyi bulmak için yaptığın dengesizliklerle" meşhursundur. Ama "artık yeter!" demek vakti gelmedi mi? Ne kadar yoruyorsun kendini farkında değil misin?
"Hadi silkin ve ayağa kalk. Yıkılmadım, ayaktayım(!) de ama bu acılı bir arabesk parçanın sözleri olarak kalmasın. Yaşa, hisset!"
"Hadi ne duruyorsun, başla yeniden... Yeniden ve son kez!"
* * *
İlk gideceğim yere gittim, bana en iyi gelen yere; Mehtap'a...
6 aydır bana "güzelliği" hatırlatan herşeye kapatmıştım kendimi. Ne kendi blogum ne de diğerlerini canım hiç istemedi. Mehtap geldi ara ara aklıma, ama hiç gitmedim O'nun sayfasına da çünkü beni bu içine düştüğüm tuhaflıktan çıkaracaktı, biliyordum ama ben bu çukurdan çıkmayı istemiyordum. Hiç kimsenin elini istemiyordum.
Evet, tahmin ettiğim gibi. O yine bana iyi geldi.
"Hadi bakalım, toparlanın!" çağrısını 1 Ekim'de yapmış. Yani benim doğum günümde, beni de çağırmış. Ama duymamışım. Yeni kararlar, yeni başlangıçlar paylaşılmış. Güzel insanlarla çıkılan yeni yolculuğun otobüsünü kaçırmışım kılpayı.
Karar verişim ve O'na gidişim 12 Aralık akşamına rastlıyor, kendiminki değil ama oğlumun doğum günü miladım oldu, bir kez daha tuttum ellerini. Yeniden ve son kez...
Bilmem kaçıncı kez olacak ama ben söylemekten bıkmayacağım:
İyi ki varsın Mehtap... Sevgine, emeğine, cömertliğine teşekkür ederim.
24 Mart 2010 Çarşamba
seni de mi çarptı?
Dün hava gerçekten de bahar havasıydı, bugün tekrar kış oldu. Epey esintili dışarısı ve soğuk esiyor , hatta yağmur bekleniyor.
Ama ne çarpılmışların, ne yorgunların halinde, tavrında bir değişiklik yok.
Onlar hâlâ bitkin ve depresif!
"Demek ki suç baharda değilmiş" diyesi geliyor insanın!
Ya da atlatması uzun sürebiliyor, kimbilir?
.
Ben de çarpılmış gibiyim ama benimki başka. Adını bilsem söyleyeceğim ama adı yok!
Yıkılmamış, ayakta ama sersem gibi. Yok yok, gibisi fazla, "sersem"!
Evet, sersem haldeyim.
Vücudum beynime riayet etmiyor.
Kafamın içinde bir sürü canlandırmalar resmi geçitte; bazen flash görüntü gibi, bazen slayt geçişi gibi... Hepsi de güzel, pozitif, "haydi bakalım" dedirten cinsten...
Gel gör ki, vücudu kımıldatamıyor bu görüntüler.
Hatta aksi tesir yapıp, hiç birşey yapamamama sebep oluyor.
Üzerimdeki "kal gelmişliğin(!)" (bu tanım için güzel Türkçemden özür dilerim ama bulamadım daha iyi anlatacak bir kelime) ve sersemliğin sebebi budur!
Geçecek tabii ki.
Zaman sadece birazcık zaman...
* * *
Dün bahsettiğim; "3 yoldan hangisi ?" sorunsalımda :) seçenekler 2'ye indi:
- Mehtap, yine Mehtap, yine Mehtap [özledim yazılarını:(]
- 1 haftalık detoks
DKZ elendi çünkü DKZ'den memnun olmama rağmen vazgeçme nedenim "midem" di. "Acıkmayı beklemek" esasıyla işleyen bu sistem, benim gibi "ülser" şikayeti olan birine iyi gelmemişti.
Bu yüzden yine ve yeniden Mehtap'ın programını uygulayacağım ama "başlama zamanı" konusunda kararsızım.
Neden?
Bu programda ilk 6 hafta çok çok önemli ve asla kaçamak veya düzensizlik yok, olmamalı!
Ama ben gelecek hafta 4 günlüğüne yurtdışına bir iş seyahatine çıkmak zorundayım. Yani programa ana öğün içeriği olarak uysam da ara öğünler ve öğün zamanları olarak uyamayabilirim. Döndükten 1 hafta 10 gün kadar sonra ise bu sefer daha uzun süreli başka bir seyahat olacak. Bu da "ya hep, ya hiç"ci olan beni düşündürmekte. Başladım mı tam olarak yapmalıyım, yarım bırakmamalıyım çünkü...
Off bilmiyorum...
En iyisi yurtdışından önce 2 numara, dönünce 1 numaralı seçeneği alayım hayatıma...
O beklediğim sıçrayış, kendine geliş, uyanış için yarın bol sebze ve sebze suyu, bitki çayı ile dolu bir "arınma" programına başlamak en akıllısı görünüyor şu anda...
Hadi! Hem beden, hem ruh için; başlıyoruz!
23 Mart 2010 Salı
üşümenin analizi
Ama evler henüz ısınmadı, soğuk ve ben çook üşüyorum. Bunun için de, sabah "ne giysem" diye düşünürken, yine elim balıkçı kazaklarımdan birine gitti ama sonra "komik olma" dedim kendime. Bir gömlek geçirdim üzerime ama kalınca ve uzunca(!) bir hırka da giyip, günü kurtardım.
Bu aralar çok üşüyorum yine. Acaba -zaten devamlı altlarda olan- kan değerlerim iyice mi düştü? Bir ara baktırmalıyım.
Belki de psikolojik bu üşümelerim.
Neden?
Üzerinize afiyet, hafif bir mutsuzluk halleri var yine üzerimde. Çünkü "terazi"liğim tuttu yine. Bir kararsızlık ki sormayın gitsin: o yoldan mı gideyim, buradan mı, yoksa öbür kestirme olan mı iyidir?
Aslında vizyonum tamam, amaçlarım tamam, vizyonuma odaklanma ve o odak noktasını yakınlaştırma da tamam. Eee? Otobüse binip, direksiyona da geçtim ama son anda "akıl karıştırıcılar" iş başına geldi ve farklı farklı yollar türedi karşımda! Ben de kaldım iki ara bir derede... Hangisinden gitsem?
- Klasik "3ana+2-3 ara öğün" öğretisi mi,
- yoksa; bir zamanlar inanmadan başladığım ama sonra nasıl oldu bilmeden, bana mucize gibi bir şey yaşatan, DKZ mi?
- veya geçen mayıs ayında yaptığıma benzer bir detoksla kendime geliverme mi?
(hatta; çayıra salıp kendimi, mevlamın kayırmasını beklemek de ara ara yoklamıyor değil beynimi! "yeter ya, ne uğraşıp duruyorsun şu fani dünyada... ye iç, keyfine bak..." diyor bir yerlerden gelen sesler, ben de "kışkış... iptal... iptal..." deyip kovuyorum :))
...Öyle veya böyle otobüsüm yoluna devam ediyor. Hangi yol olduğu, elbette ki önemli. Ama daha önemlisi, hedef!
Hedefim, şu dolapta beni bekleyen etiketi dahî çıkmamış tiril tiril kıyafetlerimi bu yaz giyebilmek!
Biliyorum; onları giyebilsem, üşümem geçecek, kalın & uzun hırkalardan kurtulmam da kolay olacak...
20 Mart 2010 Cumartesi
niyet
Zayıflama hikâyelerimi, çabalarımı "başlangıç niyetime bakarak",
3 döneme ayırıyorum:
- Görüntüm için mücadele ettiğim dönem,
- Sağlığım için mücadele ettiğim dönem,
- "Farkındalık" dönemim
2. dönemi hakkıyla yapsaymışım, 1. deki hedefler de kendiliğinden olacakmış!
3. dönem ise; ne 1, ne 2 için olacak ama hem 1'i hem 2'yi içine alacak...
...
İlk bilinçli zayıflama teşebbüsüm, üniversite mezuniyet gecesi içindi. Arkadaşımın yengesinden aldığım ve O'na çok iyi gelen "Karbonhidrat Diyeti" ni yaptım 15 gün kadar. Kaç kiloydum, kaça indim, hatırlamıyorum, 20 küsur sene geçti... Ama sonuçta hoş göründüğümü hatırlıyorum.
Sonra ara ara hep rejimler yaptım, evlenene kadar. Hepsi güzel görünmek içindi. Her seferinde, verdiğim kilolarla sonuca ulaştım, güzel göründüm.
Evlendikten sonraki süreçler belli bir rutinle devam etti:
- çocuk/ emzirme faslı bitimi/ rejim ve zayıflama (20 kilo)
- çocuk/ emzirme faslı bitimi/ rejim ve zayıflama (25 kilo)
- çocuk/ emzirme faslı bitimi/ rejim ve zayıflama (15 kilo)
En son "görüntüm iyi olsun" niyetli mücadelem, çocukların sünnet düğünü içindi: Lahana diyeti, İsveç diyeti, Kalp Vakfı Diyeti, 2 günlük şok diyetler... Yine 20 kilo vermiş ve daha da devam ediyordum. Herkes; "nasıl da gençleştin, ne güzel oldun, sakın tekrar alma..." diyordu.
"Yookk, hiç alır mıyım, artık almam..." diye yanıtlıyordum.
Ama aldım.
...
2005'de doktor, "zayıflaman lazım" dediğinde ve yolum sevgili diyetisyenime düştüğünde, 101 kiloydum.
Ama bu seferki kararlı mücadeleme başlangıç sebebimde bir farklılık vardı:
"Artık görüntüm için değil, sağlığım için kilo vermem gerekiyordu"...
Ciddi kansızlık, troid, nodüller, ülser, reflü ve iyi kolesterolün düşüklüğü... gibi sebeplerden dolayı, bu sefer kendi başıma değil, bir uzmanla yolculuk yapacaktım. 17 kilo civarında zayıfladım ve 1 sene sonra hepsini geri aldım, hatta +1 +2 daha eklemiştim...
- İnişler çıkışlar,
- motivasyon için kendime verdiğim hediyeler (ki bu blog bile bunun sonucu idi),
- spor salonlarına yazılma,
- olmadı; eve spor salonu oluşturabilecek çeşitlilikte spor aleti alma...
Ver, al... Ver, al...
Sağlık için kilo verme mücadelem, 2009 Mayıs'ında zirve yaptı...
O tarihlerde katıldığım detoks programı ile de;
diyet değil sağlıklı yaşam inancımı içselleştirdim ve "içten dışa arınma" sürecim başladı. O dönem, "inanç" işin başındaydı. O dönem aslında 2. dönemden 3.'ye geçiş süreciydi...
O dönem yazdığım yazılar bile, ruh halimi yansıtacak şekilde, sanki daha dinamik, coşkulu...
Sonra ne olduysa "duraklama" ve sonrasında da "gerileme" başladı. "Haydi, ileri!" desem bile, yok gitmiyor araba! Bir süre sonra; tekliyor, yavaşlıyor, duruyor ve çıktığı rampadan geri geri inmeye başlıyor...
Sebep?
Sebep, "niyeti unutma, niyetten uzaklaşma".
Geçenlerde bir kitap ismi çıktı karşıma. Sonra araştırınca, bana "ihtiyacım olan sebebi" hatırlatan alıntılar buldum kitaptan:
Her insanın ateşleneceği fitil farklıdır. İhtiyacı olan, duymak istediği cümle, görüp de feyz alacağı işaret farklıdır.
İşte! Benim 3. Dönem anahtar cümlem bu:
"KISIR DÖNGÜ DEVAM EDERKEN; İNSANLARDA KONSANTRASYON, HAFIZA, DÜŞÜNME, ANLAMA VE ÖĞRENME YETENEĞİ AZALMAYA, HASTALIKLAR BİRER BİRER KENDİNİ GÖSTERMEYE BAŞLAR. FİKİR UYUR, HİKMET ÖLÜR, ORGANLAR DURUR, İNSANÎ SIFATLAR YAVAŞ YAVAŞ KAYBOLUR...*"
* Bu kitabı henüz edinmedim. Buradan indirdiğim notların bazı noktaları ilginç ve faydalı, bazı hususlar ise tıp adamlarını kızdıracak nitelikte. Allah'ın verdiği akıl ve fikir süzgecinden geçirmeli ve önerilen tedavileri asla iyice araştırmadan uygulamamalı...
16 Mart 2010 Salı
kararlı duruşun tepetaklak oluşu
Baba kapıdan girince bir sevinç dalgası. Sarmaş dolaş olunuyor. Babanın sırtından ter çıkmış, koca bir valiz ve küçük el çantaları içine sığdırabildiğini getirmiş Antep'ten... Sığdıramadıklarını da kargoya vermiş, "1-2 güne gelir" diyor.
Üstünü değiştirmeden, başlıyor çantaları açmaya. Çocuklar babanın başında, anne de çantalardan çıkacaklar karşısında takınacağı, takınması gereken tavrın provasını yapıyor. Kesin kararlı olursa, bu sınavdan alnının akıyla çıkacak. Evet, kararlı olmalı!
Antep'den ne alınır, ne getirilir?
Cevap çoook geniş bir kapsama alanına sahip olsa da, uçakla getirilecek şeyler sınırlı muhakkak ki:
Baharatlar, fıstık, kâhke çeşitleri, zahter, baklava... Bir de lahmacun!!!
Saat 01.30'a yaklaşırken, lahmacun kutusu açılıyor.
"oğlum, bekleyin de ısıtayım bari" lafını duymuyorlar bile...
O arada baba İmam Çağdaş'ın özel kare baklavasının kutusunu açıp, anneye ikram etmekle meşgul.
"Yoo, yiyemem... Çok ciddiyim, yemeyeceğim. Yani en azından bu saatte yemeyeyimmm..."
Babanın surat asılıyor! Tüm yorgunluğuna rağmen, o saatteki şaşırtan yüksek enerjisi bitiyor sanki!
Babanın boğazından geçmemiş, ailesi olmadan. Baklava bile 1 kere yemiş, ikram ettikleri için geri çeviremediğinden. Ailesiyle beraber olsun, beraber yiyelim diye beklemiş... Tüm bu duygu yoğunluğu, vicdan durumlarına daha fazla dayanılabilir mi?
Gecenin bir buçuğu... 1,5 lahmacun, 2 baklava, 1 de kahke.
Bunların üstüne de, "rejimin üzerine niyetine" soğuk su!
not:
Soğuk hali bile süperdi lahmacunun ki; bir de yerinde, sıcak sıcak yense ne olur kimbilir. Karar verdik, kargo ile isteyeceğiz bundan böyle lahmacunu, baklavayı. Çünkü "bu baklavaysa, bizim burada yediğimiz ne?" diyor insan...
Adresleri daha sonra paylaşacağım...
12 Mart 2010 Cuma
iyiyim hem de çok...
Akşam yemeğinden sonra bir şey yememeye,
Yürüyüş yapmaya
BAŞ-LA-DIM!
Mehtap'ın blogunda arkası arkasıya sıralanan "başarı" hikâyelerinden,
Tesadüfen(!) keşfettiğim o güzel kızın blogundaki müthiş azim ve başarı hikâyesinden sonra,
Utandım!
ve
BAŞ-LA-DIM!
Yine her gece mutsuz yatıp, sabahları umutsuz uyanmaya başladığım,
Kendime bile yalan söyler olduğum için,
BAŞ-LA-DIM!
Bahar 'ın (adı gelse de) kendi gelmeden, 1 arpa boyu da olsa yol alabilmek,
Güneş sıcacık kendini hissettirdiğinde, "Ne giyeceğim?" diye dolabın önünde delirmemek için,
BAŞ-LA-DIM!
Son defa "başladım" demek için,
Sözde hep vardı da, özde de "başaracağım"a inandığım için,
BAŞLADIM!
4 Mart 2010 Perşembe
pas geçiyorum!
Yani, hesap gününü!
Pazartesi sendromundan başka, bir de başıma "ayın 4'ü sendromu" çıktı!
Çünkü o gün, "ak-kara" belli oluyor. "Kaçamaklar" yüze vuruluyor. Kimse kimseyi kandıramıyor.
İşte bu yüzden kaç gündür "ne yapsam da, şu ayın 4'ünü ötelesem?" diye düşünmekteyim. Hani işini zamanında bitirmeyen memur, ödevini gününde teslim etmeyen öğrenci misali... Ek süre koparırsa, o an için onlardan mutlusu olmayacaktır ya, aynen öyle!
Mesela, 4'ü değil de, 14'ünde vereyim raporumu.
(İÇ SES: Bu kadar zaman olmamış da, 10 günde ne mucize bekliyorsun?)
-10 gün'cük daha verin bana...
(İÇ SES: Ah! 10 günün, 10 gün'lerin kıymetini bilmediğin için ya bu tasa!)
-Ben bu gün "pas geçmek" istiyorum.
Bugün tartıdaki rakamı yazmamak, kendime bile söylememek istiyorum.
Kendimle yüzleşmek falan da istemiyorum.
Yüzleşe yüzleşe iyice "yüz göz olduk" zaten!
Aslında 1 Mart'da ;
- yeni bir gün
- yeni bir hafta
- yeni bir ay
- yeni bir mevsim
çerçevesinde "yeni bir ben" için çalışmalara başladığım gün tartıldım.
İlk şoku o zaman yaşadım ben zaten.
Sonra bu sabah "rutin ayın 4'ü" çerçevesinde yine tartıldım.1 Mart'daki rakama nazaran süper, göbek atmam lazım.
Ama geçen ayın 4'ü ile kıyasladığında da otur ağla!
O yüzden; ileride bir gün yazacağım ama bugün yazmıyorum!
Kendime bile dürüst olmuyorum.
Lütfen, bu kadarcık hakkım olsun.
Anlasana, "azimsizliğim konusundaki azmimden dolayı" utanıyorum!
(İÇ SES: ... )
3 Mart 2010 Çarşamba
tüm başaranlara...
Buyrun bir tane daha...
Sadece yazılanları okumak da etkili ama bir de fotoğraflar konuşunca, etki tavan yapabiliyor.
Bu hikâye azmin hikâyesi.
Benim hikâyemle tek benzer yanı, başlama zamanlarının aynı olması.
Nur "10 ayda 25 kg. " vererek ve daha verecek bir 10 kilosu olduğunu söyleyerek, "örnek" oldu tüm başarmak isteyenlere.
Benimkinde ise kayda değer bir şey yok! Hâlâ debeleniyorum, hâlâ 89,9'u göreceğim günü bekliyorum. "Ah Vah" ile bu yolda mesafe alınmayacağını biliyorum.
Ama tamamen de vazgeçmiyorum.
"Denemekten vazgeçene kadar yenilmiş sayılmazsın." *
Bu sebeple; bu başarı hikâyelerini 2 türlü çok seviyorum. Bir, kendi başarısızlığımı yüzüme vurdukları için; iki, beni denemeyi vazgeçmekten alıkoydukları için...
Tüm başaranlara içten tebrik ve teşekkürlerimle...
* John Gordon, Enerji Otobüsü (bu kitapla ilgili bir ara konuşalım)
25 Şubat 2010 Perşembe
yolculuk
devamı gelecek...
* * *
Deftere baktım da; kaç kere yeni bir tarihle başlangıç yapılmış, kaç tane giriş yazısı var, hepsi de "haydi, bu sefer olacak" diyen...
Sevgili diyetisyenime gitmeye başladığım zamana denk geliyor defteri tutmaya başlayışım:
- Notlar almışım söylediklerinden, haftalık kontrollere gitmeden sorular hazırlamış, cevaplarını yanlarına notlar düşmüşüm...
- Sonra çizelge yapmışım, yediklerim, yemediklerim, yaptığım sporu ve zamanına kadar yazmışım bu çizelgelere.
- Çetele tutmuşum bazen; "meyve grubu (-1)" diye yazmışım mesela, 1 meyve hakkımı yemediğimi hatırlatmak için kendime...
- İpin ucu kaçmışsa, kızgın suratlar çizmişim, fırça atmışım oradan da kendime...
- Sonra... Sonra birden kesilmiş yazdıklarım, 2 boş sayfa ve arkasından "yeni bir sayfa" açılmış, aylar sonrasının tarihi olan ve klasik "olmadı, yeniden başlıyorum, hadi bakalım göreyim seni" içerikli bir yazı...
Alıntılar yapacağım oraya yazdıklarımdan, notlarımdan ama kısaca şöyleyeceğim şudur kendime:
Ey blogger!
Demek bu iş, bu motivasyon işi "senin için" yazmakla çizmekle olmuyor. İstediğin kadar bloga yaz, deftere yaz, notlar al, düzgün arşivler yap... Eğer sen bunu kalbine, beynine yazmamışsan, nafile çabalıyorsun. Başarmış gibi görünsen de dönüp geldiğin nokta hep hüzün, hep hayal kırıklığı.
Tek bir iyi yanı varsa yazmanın; sonradan okuduğunda, "yine yeni bir başlangıç aşamasındaysan şimdi olduğu gibi", yaşadıklarından dersler alabilirsin, aynı dönemeçlerde aynı hatalara düşmezsin (o da belki)...
Ben sana başka ne diyeyim!
25 Aralık 2009 Cuma
esas detoks beyne lâzım
Normalde bu vakitte meyve yemem (yani yemezdim) hatta "ben pek meyve yemezdim, çok sevmezdim çünkü..." desem daha doğru olur. Onun yerine bu saatte kahvem ve yanında mesela bir dilim kek veya kurabiye veya çikolata veya bisküvi... Üstüne bastırsın diye minik bir tuzlu... Çok mu tuzlu geldi, bir minik ısırık daha tatlı... Kaç kalori oldu? Saymazdım, saysaydım bu halde olmazdım.
Şimdi küçük bir yeşil elma (hafif ekşi) ve kendi yaptığım yoğurdumdan 2-3 kaşık. Ben eskiden çok yoğurt da yemezdim: diyetteeeeeen diyete! Gerçi yoğurtlarımı kendim yapalıberi, sever oldum yoğurdu, o da ayrı...
Geçen gün yolda ablamı gördüm, "un kurabiyesi aldım akşama" dedi. "Hayııııırrrrr!" demişim yol ortasında, acıklı bir tonda, sesim de biraz yüksek çıkmış. O da şaşırdı! "N'olur, sen ye, bize getirme. Ben hakkımı 16 Ocak'tan sonra kullanacağım" dedim. (16 Ocak -25 Ocak arası bir seyahatimiz var ablamın da katılacağı) "Tamam o zaman, bak orada ben sana neler tattıracağım" dedi... Kendisi incecik, biliyorum ben seviyorum diye...
Sonra ertesi akşam eşim, elinde 1 kutu en sevdiğim tatlı, çayın yanına... O da ben seviyorum diye...
Bir sonraki gün kayınvalidem zili çaldı, "tekir ve hamsi aldım, sen seviyorsun ya..." diye uzattı paketi...
ühü ühü ühü...
Ne mi yaptım; ne un kurabiyesinden ne de tatlılardan yedim, balıkları ev halkına sevdikleri gibi, una bulayarak kızarttım, kendime de yağsız tavada pişirdim.
6. günün içerisindeyim. Yeme-içme konusu çok iyi maşallah! Diyet dışı hiç birşey yemedim, içmedim. Akşam yemeklerinden sonraki krizler devam ediyor maalesef!
Yani "3. günden sonra geçer"miş ama bende geçmedi, "geçmeye de niyeti yok galiba" diyordum ki bu sabah birşeyi farkettim:
Sabah olup, "yaşasın, bir günü daha hasarsız atlattım"diye sevinirken, bilinçaltımdaki beklentimin "şu katı kurallı günler geçse ve değiştirmeli/dikkatli yeme moduna geçsek de ben de akşamları çayın yanında tabaklara mıyıl mıyıl bakmasam" olduğunu farkettim.
Yani hâlâ eskiye döneceğim gibi birşey bekliyor beyinciğim! Gündüzleri hiç birşey ama gece çay faslı yok mu, bitiriyor beni!
Cidden nasıl bir "ALIŞKANLIK" yok yok "BAĞIMLILIK" olmuşsa artık!
20 Aralık 2009 Pazar
yola çıktım yine
(son zamanlarda konuşmalarında bu dizeleri alıntılayan siyasetçiyi getirdiysem aklınıza, özür dilerim ):
Tüm gün tahminimden iyi geçti. Hatta biraz önce, yarım saatçik de olsa sporumu bile yaptım. Huzur içinde uyuyacağım bu akşam.
Daha evvel yaptım, yine olacak... Hem de şimdiye kadar yapabildiklerimden bile daha iyisini başaracağım... Yaş 40'ı aşmış, metabolizma eskisi kadar hızlı değilmiş... Hiçbiri engel olmayacak!
Başaracağım; bir kendim, bir de senin için...
19 Aralık 2009 Cumartesi
Mehtap'a mektup
Sonra...
Sonra bu sabahtan beri de, hem tekrar okudum, hem de düzenledim onları... Fotoları almadım, kestim, başlıkları koyultup ortaladım, sonra bazı "bence" çok önemli yazılarını da koyulaştırdım, altını çizdim, maddeler haline getirdim. Yorumların hepsine girmedim henüz.. Zaten onları ayrı bir dosyada toplayacağım. Ve gördüm ki; ne çok emek vermişsin, ne çok... O kadar duygulandım ki... Hani bir okurun demişti ya, "neden kitap yazmıyorsunuz?" diye... Sen çoktan yazmışsın o kitabı, hâlâ da yazmaya devam ediyorsun. Lütfen, zaman bulursan eğer, bunu düşün. 5-10 kişinin okuduğu bir blogdan, yüzlere, binlere ulaşmanın ve bu sayede yazılan başarı öykülerinin verdiği mutluluk ve gururu paylaş diğer insanlarla da... Acizane bir öneri benimki...
Peki neden mi yaptım, bu "yazılarını" toplama işini? Kendim için! Dönüp dönüp okumaya ihtiyacım olduğu için! Bana bundan başka hiçbir şey iyi gelmediği için!
Sana yazan "bahar, funda, nükhet, emoş, güneş ve diğerleri"nden sonra az daha bir başka öykü de benden gelecekti! Ama benimki mazallah "bir başarısızlık öyküsü" olarak kara kalemle yazılmış olacaktı. Az kalmıştı, çok az! Daha öncekiler gibi; 10 verip 15 aldığım, 20 verip +25 ile kapattığım o "yo-yo diyetler" dönemindeki gibi... Halbuki bu sefer diyet de yapmadım. Gerçekten yapmadım, sadece sağlıklı beslendim, mükafatını da gördüm, 12 kilo verdim. Canım eskisi gibi yemek, tatlı yemek istemiyordu, diyet konuşmayı, düşünmeyi bırakmıştım... Uzun zamandır içimde yaşattığım"Pazartesi=Diyete Başlama Günü" sendromunu çoktaaan geride bırakmıştım... "spor=vakit buldukça yürüyüş ama düzenli değil" şeklinde hayatımdaki eksik parçaydı ama günlük koşturmalarla dengelemeye çalışıyordum... Sonra ne oldu, ne zaman oldu hatırlamıyorum! Ama ne zaman ki bıraktım, bu sağlıklı yaşam frekansından ne zaman ki ayrıldım(acı olan ne zaman bıraktığımı da tam olarak bilmiyorum) yaklaşık 3.5 ayda 6 kilo geri gelmiş! Başlangıca dönmeme de 6 kilo kalmış...
Bloguna bıraktığım bir yoruma cevap vermiştin: "lütfen yenilme, lütfen!" diye ve ben de söz vermiştim "yenilmeyeceğim!"... Aslında o tarihten sonra kilo almaya devam ettiğim için kendimi sana karşı biraz mahcup hissetsem de, ipin ucunu tamamen hiç bırakmadım, gevşettim ama bırakmadım! Onca işinin gücünün arasında bana ve diğerlerine ayırdığın zaman ve verdiğin cevaplar olmasa, ben çoktan yine 52 beden kıyafetlerime geri dönmüştüm ama hâlâ 48'e devam ediyorum... Buna sevinilir mi, evet! Ben her durumda şükretmek gerektiğine inandığım için, evet! İyi ki varsın! Karşılıksız yaptığın çabalarının, tüm emeklerinin mükafatı sana bir şekilde dönecek, buna yürekten inanıyorum. Hakkında hayırlı olanların seninle buluşmasını diliyorum, can-ı yürekten...
Bana gelince; başa döndüm... Zaten tam olarak hiç uygulayamamıştım dediklerini... Biraz senden, biraz eski bilgilerden ortaya karışık bir uygulama idi benimki, belki de bu yüzden bir süre sonra iflas etti... Şimdi en başa, sadece senin "tavsiyelerinle"... Mayıs'09dan yanıma kâr kalan "verilmiş 6 kilom" var, onu da heba etmeden, ilk 2 haftalık listene dönüyorum...
Sevgilerimle..
p.s. kararsız kaldım, bloguna yorum olarak da aktarmalı mıyım yazdıklarımı bilemedim... belki "ibret" diye okuyan, ders alan olur...
18 Aralık 2009 Cuma
"6"
98+6=104
Bu yolculukta vardığım en düşük rakamın üzerine "6" koymuşum ...
Başladığım noktaya varmama ise"6" kalmış ...
Nasıl oldu bu!
:(((
Tam ortasındayım gittiğim yolun ...
"6" versem, takıldığım noktaya geri dönüş yapıp, tekrar hevesleneceğim... "6" daha alsam, başladığım yere dönüp kendimle "gurur" duyacağım!
Bu arada, 6 benim uğurlu sayım!
Bunu nasıl okumak lazım?
"Bu bana bir mesaj" diye okumak istiyorum ben: "kendine gel, toparlan! zamanın kalmadı... " diyor bana "6" rakamı...
25 Kasım 2009 Çarşamba
hesap kitap
Belli bir forma girmek için kendime tanıdığım sürenin bitmesine 52 gün kaldı. Aslında 15 Kasım-15 ocak arasını hedeflemiştim ama şaştı yine hesaplar ve boşa gitti 10 gün.. Önümüzdeki bayram sebebiyle de 3-5 gün sakata gelebilir. Oydu buydu derken bana kalan net 45 gün desem, 45 günde hangi noktaya gelebilirim acaba?
Biliyorum ki kilo vermek hiçbirşey... Allah'a şükür ki, eğer şu boğazımı tutarsam, kilo verebiliyorum. Forma girebilmek, sarkmadan veya hortlak gibi olmadan, gözlerin altı çökmeden vücudun toparlanabilmesi tüm olay.. Bunun için de spor, spor, spor... Başka yolu yok bunun, biliyorum.
Biliyorum da, eski konsantrasyonuma bir türlü geri dönemiyorum. Halbuki son bir kaç gündür, yine motive edici nice güzel sözler geldi farklı kanallardan ve ben çok çok mutlu oldum. "Evet," dedim kendi kendime, "tüm bu güzel sözlerin devamı gelmeli ama sen böyle devam edersen, yakında duyacağın sözler -aa, yine mi kilo aldın?- şeklinde olacak"...
Hayır, yine başa dönmek yok.
Başa dönmek demek, .......... .
Yazmayacağım benim için bunun ne anlama geleceğini çünkü bunu yaşamayacağım.
Teslim olmak yok. Daha evvel oldu, daha evvel başardım, yine olacak... Başaracağım!
13 Kasım 2009 Cuma
yalnız değilim
Tam "suçlu, ayağa kalk" psikolojisindeydim ki; "hayıııırrr" dedim, "ben yapmadım!"
Ohh!
Evet, ben yapmadım... Dün hiç beni kötü hissettirecek bir yeme bozukluğu eyleminde bulunmadım. Yemekten sonra bile! Bir çay tabağına aldığım "küçük bir avuç" beyaz leblebi-siyah kuru üzüm karşımı vardı ıhlamurumun yanında.. Avuçla yemekten, kibar kibar tane ile yemeye geçmiştim dün gece...
Şişliğimin sebebi ise, malum dönemin kapıda olması...
Düşünüyorum da, iyi ki şu beynimi kemiren "suçluluk duygumu peşime salan iç sesim" yanlışlarımda hep peşimde ve beni devamlı dürtüklüyor. Ya olmasa ve pes edip, "ne halin varsa gör" dese, beni bana bıraksa! Halim nice olur...
Çünkü uyarı alıp alıp bildiğini okuyan bu bünyeyi taşımak kolay iş değil...
Allah'ım iç sesimi benden alma, lütfen!
12 Kasım 2009 Perşembe
söz
Ben de buraya taşıdım, belki biraz feyz alabilirim diye...
***
Dün akşam işten dönüp, biraz dinleneyim diye yatağa uzandım. Beynimde "vücudumu bir türlü harekete geçirememiş olmanın verdiği" rahatsızlık...
Sonra birden kalkıp eşofmanlarımı üzerime geçirmem, bir süre koşu bandında yürüyüşüm, ardından yerde bacak hareketleri, elektrikli masaj aletinin en sert aparatı ile 20 dakika basen bölgesine masaj... Sofrada zaten yaptığım "maximum dikkat"i, yemekten sonra da gösteriyorum ve çayın yanında "cıs" olan hiç birşeyi ağzıma sürmüyorum... Azimli, kararlıyım... Aldığımdan beri içine giremediğim pantalonum, elbisem öyle güzel duruyor ki üzerimde... 2 ay sonra katılacağım düğünde beni zor tanıyorlar... Hafifim, mutluyum...
"Anne, ne zaman yemek yiyeceğiz?"
Gözlerimi açıp bakıyorum... Oğlum!
Şöyle bir uzandığım yatağımda "hayal kurarken, nasıl olması gerektiğini imgelemeye çalışırken" uyuyakalmışım. Üzerimi örtmediğim için her tarafım buz kesmiş...
"Tamam oğlum, şimdi hazırlıyorum" deyip doğruluyorum...
Bir süre aklımın başıma gelmesi ve gördüğüm "düş"ün etkisinden biraz daha çıkmamak için yatakta otururken; bir kez daha, bir kez daha, bir kez daha karar veriyorum:
"bu düşlerde kalacak kadar uzak bir hayal değil"
Hayallerimi hedef haline getirmek için yol haritamı yeniden gözden geçirmem gerekiyor.
Yazacağım...
14 Şubat 2007 Çarşamba
döndüm
merhaba,
pazar günü döndüm...gelir gelmez de, hemen bilgisayarıma sarıldım, yazdıklarımı size ulaştırmak için ama o da ne!!! İnternetim yok!!! Neyse efendim, keşfedildi ki, son fatura yatırılmamış! Bizim bütün faturalar otomatik ödemede olduğu için, bu ihtimal hiç aklıma gelmedi, hatta servis bile çağırdım, arızayı bulsun diye... Gerçek ortaya çıkınca, mahcup da oldum (:S)
...ve bugün internetime kavuştum :) İnsan rahata çabuk alışırmış. teknoloji de nasıl hayatımızın ayrılmaz bir parçası olmuş... kendimi boşlukta ve hayatla bağlantılarım kopmuş gibi hissettim, kimse bana ulaşamıyor, ben kimseye ulaşamıyorum... bu arada ben evden yürütüyorum işlerimi son zamanlarda, home office yaptım evde, dolayısıyla internet ayrıca önem kazandı...
altta okuyacaklarınız, tatilde sizin için yazdıklarım... ama oraya geçmeden önce kısaca raporumu vereyim: Tatil çoook iyi geldi, son zamanlarda olmadığı kadar çok dinlenebildim...Diyetim süper başladı(eee, der gibisiniz!)...Yürüyüşlerimi de yaptım güzel güzel... Ama son 5 gün eşimin yanımıza gelmesiyle (anladınız siz onu :)), biraz koptum olaydan... Günübirlik gezilerimiz oldu eşim gelince. E şimdi Bursa'ya gidip İskender yenmez mi veya Kestane Şekeri!!! Akşamları zaten benim için kaçamakların zirve yaptığı zamanlar... Kısacası son 5 gün yedim ama yürüyüşümü de yapmaya çalıştım...ve sonuç; dönüp tartıldığımda 97.4 ü gördüm. Sadece 700 gr. vermişim 15 günde! N'apalım,buna şükür...şu anda ne yapıyorum??? Diyet yapmıyorum, yürüyüş de...çünkü, bu hafta sonu sınavlarım var...dersler biraz kazık bu dönem... dikkatimi toparlayabilmem için, dinamik ve uyanık olmam için çay, kahveyi bolca tüketiyorum, onları da sade içemediğim için,yanında Allah ne verdiyse artık...
Pazartesiden sonra inşallah kaldığım yerden devam edeceğim...
hadi şimdi benim hikâyemi okuyun...
sevgilerimle
31.01.2007
Peki, postalayamayacağım, ama bu yazmamama engel mi? Hayır! Zaten diyetle beraber yediklerimi yazmaya başladım. Yediğimi, içtiğimi, hareketlerimi, vs… hepsini not alıyorum. (Hem de iki yere, blogla üç oldu!!!) Şimdi;
1. Karalama defterim: Bir tarafına, içimden geldiği gibi, çalakalem notlar aldığım büyük defterim. Bu defterin arka tarafına da diyetisyenimin notları ve randevu tutanakları geçirilir.
2. İyi Yaşam Günlüğü: 1 Ocak 2007’de kendime aldığım yeni yıl hediyem. Bu hem bir defter, hem de mini bir kitapçık. Diyetisyen Dilara Koçak hazırlamış. 365 gün boyunca; adım adım hedefinize yaklaşmanız için hazırlanmış “kilo verme&sağlıklı yaşama rehberi”… İlk geçen sene (sanıyorum 2000 adet) basılmış, hemen tükenmiş. Bu sene de sınırlı sayıda (galiba 5000) basılmış. Bu “Günlük”’ün beni cezbeden bir başka hizmeti de, üzerinde yazan “İyi Yaşam Günlüğü’nü alarak Eğitim Gönüllülerine destek oluyorsunuz! Teşekkürler.” yazısı oldu… İşte ben her gün buraya da notlar alıyorum. Çünkü bu günlük, benim verdiğim sözlerin belgesi.. Kısmet olur da 2008’in 1 Ocak’ını görürsem, bu defter her şeyin şahidi olarak karşımda olacak…
3. …ve blogum… Bana 2007’nin armağanı. Çok düzenli yazamadığımı biliyorum. Ama burada da paylaşmanın güzelliğini ve sorumluluğunu yaşadığım için, 2007 sonuna kadar devam edeceğim. Üstteki 2 defter de, sadece bana ait, onları sadece ben biliyorum, ben okuyorum. Yamukluk da yapsam, hesap soracak kimse yok. Ama blogumda bir şey yazdığım ve “Publish”’e tıkladığım anda, sorumluyum…
İşte böyle… İnşallah okumaktan zevk alınacak şeyler yazmak kısmet olur hep…
01.02.2007
Vaktiniz varsa, size (kısaca olması konusunda söz veremeyeceğim) hikâyemi anlatayım:
Ben de diğer pek çoğu gibi, kendimi hiç zayıf hatırlamıyorum. İlkokulda da, ortaokulda da bana kur yapan arkadaşlarım, kimsenin pek de yüz vermediği, silik tiplerdi. Bozulurdum. Çünkü yüzüm oldukça güzeldi ve daha iyisini hak ediyordum!!! Tabi oturduğumda ve yerimden kalkmadığımda vücudum da ortaya çıkmadığı için, daha hoş görünüyordum (bunu daha ileriki yaşlarımda, stajyer gittiğim okuldaki lise öğrencileri birbirine fısıldarken de duymuştum ) Biraz büyüyünce başladığım rejim serüvenlerim hep sürdü. 13 yaşlarındayken, bayram için alış-verişe gittiğimiz mağazadaki tezgâhtar kızla yengem arasındaki konuşmayı hayal-meyal (yaşım da çok küçük değilmiş ama bilinçaltım derinlere itmek istediği için olsa gerek) hatırlıyorum. Bedenime göre, yaşıtlarımın reyonundan bir şeyler uyduramadığımızı, yengemin kilomla ilgili bir şeyler söylediğini; tezgâhtar kızın da:” Olsun, daha yaşı küçük, aklı erince dikkât eder…” dediğini hatırlıyorum.
Ama hayır! Aklım erince de zayıflayamadım. Ha, evet, dikkat etmeye çalıştım ama hiçbir zaman incecik olamadım. Hep “balık etinde”!(çiroz değil ama torik!!!)
Her –bence- önemli olaydan önce sıkı bir rejime girer, istediğime yakın ölçülere iner, sonra başladığım noktanın da üzerine çıkarak devam ederdim..Üniversiteyi kazandıktan sonraki ilk 1 ayda ve evlendikten sonraki ilk 2-3 ayda aldığım +10’lar, en çabuk kilo depoladığım dönemler oldu. Her çocuktan sonra kalan +10’ar kilolar, yo-yo rejimlerle gitti gitti geldi…
Aralık 2005’e kadar, kesinlikle diyetisyenden yardım almayı reddettim. Çünkü onlardan öğrenecek çok fazla bir şeyim olduğuna inanmıyordum. Diyet konusunda o kadar çok okumuş, o kadar fazla materyal biriktirmiştim ki; neredeyse ben artık bir kitap yazacak hâle gelmiştim. Ama bu bilgilerin bana kalıcı fayda sağlamadığını tahmin ediyorsunuzdur. 103 kiloyu görüp, son bireysel diyetime başladım ve bu süreçte uyguladığım “İsveç Diyeti, Lahana Diyeti, Amerikan Kalp Vakfı Diyeti, 2 Günlük Şok Diyet, Kuşhan Diyeti, South Beach Diyeti,vs…” ile 7 ayda 85 kiloya indiğimde çok mutlu ve gururluydum. İşte yine başarmıştım!
Yaklaşık 1 sene sonra, tekrar 101 kg. olduğum Aralık 2005’te diyetisyene gitmeye karar verdim. Çünkü artık sağlık sorunlarım çıkmaya başlamıştı ve bir profesyonele ihtiyacım vardı! İlk randevuda – ukalalık için söylemiyorum- bana bilmediğim hiçbir şey söylemedi, hiçbir mucize formül de vermedi. Üstelik daha evvel duyduğum “diyetisyenler istediğin şeyleri yazıyor diyet listene, istediklerini yiyerek zayıflıyorsun” sözü de benim için gerçek olmadı, ben O’nun istediği listeyi uyguladım. Ama bana 3 şey kattı ki, bunun için kendisine teşekkür ederim. Bunlar yine bildiğim, okuduğum ama uygulayamadığım şeylerdi:
1- Düzenli aralıklarla (2,5-3 saatte bir) yemek .
2- Bilinçli ve Besin Gruplarını bilerek yemek.
3- Değişim Listeleri sayesinde, bunu yaşam tarzı hâline getirmek.
Bunları hepimiz biliyoruz, di mi? İşte bunları uygulayarak, haftada ortalama yarımşar kilo (ki bol bol kaçamaklarım oluyordu) verdim. Haziran 2006’da 88’ i gördüm ve o kiloda 4 ay kaldım. Ramazan sonlarında ise, büyü bozuldu ve ben Kasım-Ocak arasında yaklaşık 8-10 kiloyu başarıyla bloke ederek, 1. Diyetisyen Dönemimi kapattım!!!
Şu anda 98.1 kg. olarak, 2.Diyetisyen Dönemime başlamış bulunuyorum. Aslında bu diyetisyenli (çünkü verdiği listeleri uygulayacağım) ama diyetisyensiz (çünkü, kendisiyle son görüşmemiz üzerinden geçen sürede aldığım kiloları verip, en azından 90 olarak karşısına çıkmak istiyorum) bir dönem olacak…
İlk hedefim de, 88’e inmek. Ticker’ımı da ona göre ayarlayacağım.. Son hedef için ise kararsızım. Eskiden kilo-boy arasında 10 kilo fark olmalı denirdi. O hesapla benim 57 falan olmam gerekio ama kimse kusura bakmasın, ben asla o kiloya inemem, hortlak gibi olurum maazallah!!! Allah’tan şimdi, BKI diye bir şey var :)) Buna göre ben şu anda 35 BKI ile “Şişman” grubundayım.(Buna şükür, 39.9’un üzeri “Aşırı Şişman”:))
25 –29.9 arası “Fazla Kilolu” ve
18.6–24.9 arası “Normal”
Eğer 70 kg. olursam, BKI’m 25 oluyo ve “Fazla Kilolu” oluyorum!
Eğer 69 kg. olursam, BKI’m 24.7 oluyo ve “Normal” oluyorum.
Neyse, hele bir o günler gelsin, bakarız, di mi ama???
Kıssadan hisse; “mucize”/ “şok” laflarını duyunca kaçın, “İşin sırrı dengede” ve bu dengeyi kuracak ve sürdürecek sizsiniz. Sihir değil ama yukarıdaki 3 madde de çok önemli, inanın…
Sevgilerimle
14.02.2007
Yazdıklarıma baktım da, gerçekten işin sırrı dengede... Benim şu anda yaptığım dengesizlikleri yaparsanız; hem kilo alırsınız, hem midenizde hazımsızlık,şişlik, yanma, ekşime,vs. olur ve bir de üstüne vicdan azapları cabası... Doğru yol belli ama kim gidecek o yoldan???
27 Ocak 2007 Cumartesi
başlıyorum...
Eskiden bunlar benim klişelerimdi. Her Pazartesi rejime başlar, ortalama 3-4 gün veya 1 hafta sonra da, belli olmayan bir Pazartesiye kadar ara verirdim. Aaa, tabi bu arada, o Büyük(!) Pazar günleri de saat gece 12.00'ye kadar yiyebildiğim kadarını - hatta yiyebildiğimden de fazlasını- mideme indirirdim, sanki ertesi gün kıtlık günleri başlıyor gibi!!! (Ama laf aramızda, en başarılı rejim hikâyelerim, Pazartesi dışında başlangıç yaptığım zamanlarda gerçekleşmiştir:))
Yukarıdaki klişe cümlemi; son olmasını istediğim bir başlangıç için, bir kez daha söylüyorum. Yarın büyük gün...
Bu arada 15 gün müsaade istiyorum. Malum; karnelerimizi aldık... Çocuklar ile uzaklarda olacağız ama gideceğimiz yer, benim için mükemmel bir başlangıç yeri...Yarın sabah tartılacağım ve çıkmadan -bir aksilik olmazsa- buraya yazacağım. Yapacağım şok diyet falan değil.Uzun bir zaman başarıyla uyguladığım (ama yine uzuun zamandır bünyemin tersini tercih ettiği!!!) dengeli beslenme kurallarını uygulayacağım o kadar...Bir de tabii, bol bol yürüyeceğim..
Şimdilik hoşçakalın...
haydi kızlar diyete

Farkındasınız değil mi??? Aslında diyet blogu olarak başladım ben ama henüz diyetle ilgili kişisel hiçbir şey yok blogumda!!! Çünkü, ben giremiyorum bu moda bir türlü..
Büyük büyük konuştum, “bitmiştir, olmuştur, tamamdır” falan da dedim, çok inanıyorum gibi.Aslında inanıyordum da…Ama n’oluyor bilmiyorum..Tartıya çıkmak bile istemiyorum. Blogları dolaştım, özellikle beni müthiş motive edenler var, onları okudum, yorumlar bıraktım..Ama yok, yok, yok…Şimdi okullar da tatile girdi,çocuklar evde, onlara yapacağım pastaları, börekleri, çörekleri ben nasıl yemeden duracağım??? Ben başaramıyorum ki, ucundan tadına bak, bırak..”Ya hep, ya hiç!!!” Ya pişmanlıktan kıvranana kadar (bu ara pişmanlık bile duymuyorum ya :(() yiyeceğim, ya da ölümüne yemeyeceğim.. O yüzdendir ki; bu vücut 103 de görmüştür, 65 de!!!
“Diyet yok, bari spor yap, bak ticker öööyle duruyor” diyorum kendime, hayır; o da yok!!!” İlk hafta ne güzel başlamıştım aslında, ama o seyahat her şeyi batırdı. Peki ama ben hep izole bir hayat mı süreceğim, öğrenmem lazım artık kendimi frenlemeyi.Aslında öğrendiğimi de sanıyordum, ama beynim bütün kepenklerini kapattı yine!!!
2.Diyet Günleri başlamış galiba, katılabilir miyim???
8 Ocak 2007 Pazartesi
start verdim...

Bugüne bir yıldız koydum. Hem bugüne, hem de hedeflerime vurgu olsun diye... Çok mu uzak sizce, yok yok aslında bakın ne yakın, bir uzansam..."
"Aslında hedeflerim için büyük gün 1 Ocak 2007 olmalıydı. Ama olamadı... Her zamanki gibi bir sürü çeldirici çıktı karşıma ve ben de buna izin verdim. 2 Ocak, 4 Ocak derken 1 hafta bitti bile...
Geldik 8 Ocak 2007'ye... Neden bu tarih? Çünkü bugün pazartesi, çünkü artık (2 gündür) benim de bir blogum ve karşımda sorumlu olduğum insanlar var, çünkü daha fazla erteleme lüksüm yok!!!İşte bu yüzden, büyük gün bugün!!!
Ben hiçbir zaman manken olacak bir vücuda sahip olmadım, bunu da istemedim zaten. Ama giydiğimin yakışmasını hep istedim. 2007'deki hedefimin başında ise "sağlıklı olmak" geliyor... 2006'nın sonlarında yaşadığım kayıplar, bunun önemini tekrar tekrar çaktı beynime. Hatta sigarayı bile bıraktım. Ne güzel, di mi??? Bir de şu sporu, günlük egzersizleri hayatımın rutinleri arasına almayı becerebilsem. Onun için de alta egzersiz skalası yerleştirdim en önce... Yapmazsam egzersizlerimi, bu blogu ziyaret edenlerden utaniim diye!!! Ve tabii bir de, sağlıklı ve dengeli beslenme olacak hayatımda ve tabii tüm ailemin hayatında da... Bunları başarabilirim ben, inanıyorum!"
Güne merhaba yazısı olsun diye, fırsat bulmuşken yazdığım bu satırların devamı azzz sonraaa...
Herkese iyi bir hafta dileğiyle...
