20 Ocak 2011 Perşembe

ilk defa...

Bir yerlere gitmedim, buradayım.

Vazgeçtiğimden veya yine ipin ucunu kaçırdığımdan değil yazamayışımın sebebi; seneye biraz yoğun başladığımızdan oldu kopukluk...

Uzun zaman olmuştur; gripten bu kadar uzun yatmayalı ve ailemizdeki kişileri aynı mikrop sırayla vurmayalı... Neyse, geçti gitti şükürler olsun. Allah dermanı olmayan dert vermesin diye dua ettim hep, "buna da şükür"..

1 Ocak önce hastalık getirdi bana ama arkasından gelen günlerin getirdiği ise "umut ve güzellikler" oldu.

  • Mesela 5 Ocak! İlk defa deneyeceğim bir metodun ilk adımlarının atıldığı gün... Yıllardır sürüncemede olan 'zayıflama projem' için denemeye karar verdiğim yeni metoda ve kendime bir sene süre verdim. Ömrüm olursa, 5 Ocak 2012'de yapacağım bir yılın muhasebesinin özünde "başarı" olması en büyük dileğim.   
İlk defa, yeni bir yıla bu kadar net bir hedefle giriyorum ve ilk defa "bu işe" böyle uzun bir vade tanıyorum. Hayırlısı...
  • Galiba 2011 ilk'lerin yılı olacak benim için. Mesela ilk defa bu yıl, düzenlenen bir çekilişte hediye kazandım :)) Yok yok, milli piyango, loto, toto falan değil! Belki yirmi yıldır; ne piyango bileti alırım, ne toto-loto oynarım. "Emeksiz yemek olmaz, olsa da lezzeti ve bereketi olmaz" bence... Bu bahsettiğim; bir organizasyona katılanlar arasında yapılan bir çekilişte, organizasyona katkı veren bir katılımcının, kendi emeği olan bir çalışmayı, çekilişle bir kaç kişiye hediye etmesiydi. Kazandım! Gerçekten çok mutlu oldum. Buradan bir kez daha teşekkür ediyorum sevgili Pınar'a :)
  • İlk defa metrobüs'e bindim :) İşim veya sosyal hayatımda şimdiye kadar metrobüse ihtiyaç duymamıştım. Gerçekten büyük kolaylıkmış. Bu seneki kararlarımdan biri de; mümkün olduğunca toplu taşıma araçlarını kullanmak. Bunun için ilk defa "akbil" aldım :) Hatta bu hafta sonu gerçekleştireceğimiz 'şehir turu' için de, "otobüs/tren/vapur/metro/metrobüs"-artık ne uygunsa- kullanacağımız bir program yaptık. Bir tek minibüsleri hiç sevmiyorum! "İstisnalar kaideyi bozmaz!" ya; 'kural tanımazlık ve trafikteki diğer araçlara saygı' konusunda en zayıf halkadır toplu taşıma araçlarının içinde..
  • Brezilya Keratini yaptırdım ilk defa! Hani kalıcı fön olarak da bilinen uygulama. Aslında saçlarım düz ama çok sert bir yapısı var, zor bir saç... Şimdi; yıkıyorum, fön makinesiyle -sadece- kurutuyorum ve çıkıyorum. Çok ama çok memnunum :))  Dikkat! "Orjinal Brezilya Keratini kullanılan salonları tercih edin, İsrail mallarından kaçının" diyorlar...
  • A, bir de ilk defa Almanca öğrenme isteğimi hayata geçirdim. Her akşam 1 saat çalışıyorum; kitaplar, dvd ve tabii yardımcı hocalarım 'çocuklarım ve eşimin' desteklerini unutmamak lazım :) Aslında önceliği "unuttuğum" İtalyanca'ya vermek istiyordum ama hazır gönüllü hocalar varken bu fırsatı kaçırmak istemedim.

Kısacası 2011 hızlı başladı ama "sağlığın her şeyden önemli olduğunu; sağlık yoksa, gerisinin boş olduğunu" hatırlatarak başladı... Bu sebeple, grip salgınının çok yaygın olduğu şu günlerde öncelikle sağlıklı günler diliyorum herkes ve ailem için...



***



edit: "... bir sene süre verdim bu yeni programa" demişim ama devam edemedim! Sebepleri çeşitli; öncelikle inanmayı başaramadım! Sonra zamanlama harikası olarak, gittim; ne zamandır istediğim pastacılık kursuna kayıt oldum. Gerçekten dengesizlik şaheseri bir davranış; hem zayıflamaya para dök, hem pasta kursuna! E, n'oldu? Nefis pastalar yapınca, tabi ki bir güzel de yedim! 2011 yeme içme bakımından "sınır" sözcüğünün lûgattan kalktığı bir yıl oldu. Freni patlamış kamyon misali, önüne geleni silme-süpürme; arada 2-3, bilemedin 4-5 günlük mini diyet serpmeleri ile geçen aylar... Sonuçda 45 yılın rekoru bir kilo ile 2011'e veda (17.12.2011) !

3 Ocak 2011 Pazartesi

mazeret mi bu?


"Dereyi Görmeden Paçayı Sıvama"



Ama ben sıvadım! "Nasılsa yılbaşında 5 gün uzaklarda olacağım. E, liste de nasıl olsa delinecek! O halde şimdiden ufak ufak delinebilir" dedim ve deldim!

Sonra tatil işi yattı: "Hava muhalefetinden havaalanları felç" olduğundan!

Üstüne perşembe-cuma misafirler... Yetmedi; cumartesi sabahına hasta uyanıp, sonraki 3 gün boyunca su, ıhlamur ve çorbadan başka bir şey yiyip içememeden dolayı program dışına çıkmış oldum.

Kendimi iyi hisseder hissetmez, kaldığım yerden devam!


2 Ocak 2011 Pazar

kaç ada var çevrenizde?

"Thomas Cook, bir araştırma gezisi sırasında Atlas Okyanusu'nun bir yerinde; milyonlarca kuşun havada çığlıklarla daireler çizerek uçtuğunu görür.



Kulakları sağır edecek kadar yüksek sesle çığlıklar atan kuşlardan yorulanlar, okyanusun dev dalgalarına atılarak intihar ederler.


Bu olayı yıllar boyunca birçok balıkçı görür, birçok bilim adamı araştırır.


Kuş bilimcileri yaptıkları araştırmalarda göçmen kuşların farklı yönlerden gelerek okyanusta bu noktada birleştiklerini keşfederler; ancak intihar etmelerinin nedenini çözemezler.


Yıllar süren araştırmalar sonucunda bu trajik olayın yaşandığı yerde bir ada olduğunu, kuşların göç yolu üzerinde bulunan bu adanın deprem sonucunda okyanusa gömüldüğünü bulurlar.


İnsanların yokluğunu bile fark edemedikleri ada; kuşlar için göç yollarının vazgeçilmez durağıdır. Kuşlar, binlerce yıllık alışkanlıkla adanın yerini bilmektedirler ve yıpratıcı bir yolculuktan sonra aradıkları adayı bulamayınca yorgunluktan bitkin düşen bedenlerini çığlık çığlığa okyanusun sularına gömmektedirler?


Peki ya siz?


Sizin hiç bir adanız oldu mu? Yaşamın uzun göç yollarında size bir yudum taze soluk verecek,  yolunuza dinç devam etmenizi sağlayacak bir adanız var mı?


Bir gün yerinde bulamazsanız, ille de ulaşmak ve sığınmak için başınızın döndüğü ve dengenizi yitirinceye kadar kanat çırpacağınız bir ada yaratabildiniz mi kendinize?


Sınırsızca her şeyi paylaşabileceğiniz bir dost!


Yola birlikte çıkacak kadar güvendiğiniz bir arkadaş, daima huzur ve mutluluk verecek biri, ulaşmak için yıllardır uğraş verdiğiniz bir amaç edinebildiniz mi?


Yılbaşında şöyle daha bir yakın bakın çevrenize?


Size gelen, sizin gittiğiniz, sizi bulan, sizin bulduğunuz kaç ada var çevrenizde?


Kaç tane durup nefeslendiğiniz ada yaratmışsınız kendinize?"



CAN DÜNDAR






nasıl geçti?

Bu yılınızı iyi geçirdiniz mi?


Sağlıklı olduğunuz için hiç sevindiniz mi?

Bu yıl hiç gün ışığı ile uyandınız mı?

Kaç kez güneşin doğuşunu izlediniz?

Bir neden yokken kaç kişiye hediye aldınız?

Kaç sabah yolda bir kediyi okşadınız?

Bu yıl yeni doğmuş bir bebek parmağınızı sıkıca tuttu mu hiç?

Ve siz onu hiç kokladınız mı?

Yaz gecelerinde ne çok yıldız olduğuna hiç şaşırdınız mı?

Kendinize bu yıl kaç oyuncak aldınız?

Kaç kez gözlerinizden yaş gelinceye kadar güldünüz?

Yaşlı bir ağaca sarıldınız mı bu yıl?

Çimlere uzandığınız oldu mu?

Çocukluğunuzdan kalan bir şarkıyı söylediniz mi hiç?

Hiç suda taş kaydırdınız mı bu yıl?

Kaç kez kuşlara yem attınız?

Bir çiçeği dalındayken kokladınız mı?

Bu yıl kaç kez gökkuşağı gördünüz?

Ya da hediye alan bir çocuğun gözlerindeki ışığı?

Kaç kez mektup aldınız bu yıl?

Eski bir dostunuzu aradınız mı hiç?

Kimseyle barıştınız mı bu yıl?

Aslında mutlu olduğunuzu kaç kez farkettiniz bu yıl?

İyi bir yılın, bunlar gibi birçok "küçük şeye"e

Bağlı olduğunu hiç düşündünüz mü bu yıl?

Yayılın çimenlerin üzerine... Acele edin...

Er veya geç... Çimenler yayılacak üzerinize...

 
Can DÜNDAR

31 Aralık 2010 Cuma

son söz

Az önce Mehtap'ın yazısı düşündürdü yine; "yarın ne kadar yeni?"

Ne güzel bir soru, değil mi?

Yarın Ne Kadar Yeni?

Yarın Ne Değişecek?

Yarın Bende Ne Değişecek?

Yarın önemli! Her yeni günün olduğu kadar...

Ama bunun bilincinde olarak yaşarsam ve hayatıma geçirirsem kıymeti var, yoksa sıradan ve birbirinden farksız geçer günler, değil mi?

"Bugünü düne eşit olan zarardadır" sözünü yaşayabilirsem; gece başımı yastığa koyup da günün hesabını yaparken "bir arpa boyu da olsa" yol aldığımı hisseder ve huzurla uykuya dalabilirsem, ertesi güne "dahası için" uyanmaz mıyım?

Az önce kırdığım kalp için pişmanlık duyup, 2 gün veya 1 hafta sonra yine aynısını yaparsam, değişim ve gelişimden söz edilebilir mi?

Değişmek ama daha da önemlisi gelişmek için çok çalışmak lazım ama ondan da önce "istek" ve "kararlılık" gelir. Peki bu istek ve kararlılığı sağlayacak ve diri tutacak güç ne olacak?

O güç içimde aslında!

İNANÇ içimdeki gücüm benim! Zaman zaman saklansa da , oradan tutup çıkaracak ve bu yolculukta bir daha saklanmamasını sağlayacak bir şey lazım...

2011'in gelmesine saatler kala, kafamın içinde binbir düşünce! Her yılın son günü olduğu gibi; içimde hüzün ve sevinç mozaiği yumak olmuş, pastel ve canlı renklerin yansımalarında dans ediyor. Umut ise her zamankinden daha fazla yer kaplamış durumda, "bu sefer başka"yı daha çok hissettiriyor! Derken Mehtap'ın yazısı ve o yazıya yorum bırakırken aklıma gelen sözler, "işte bu!" dedirtiyor bana...

İnancımı körükleyecek iki söz;

"çok yemek, çok uyumak, çok konuşmak" insanın gönlünü öldüren üç şey imiş ya,

"az ye, az söyle, az incit" Mevlana öğüdüymüş ya...


Dahası söze gerek var mı ki?

30 Aralık 2010 Perşembe

2010 giderken...

"2010 için şükrediyorum."

Nefes almaya devam edebildiğim, bazı sağlık sorunlarım olsa da, sevdiklerim hep yanımda ve destek olduğu için;

Çocuklarım ve eşim yanımda ve sağlıklı oldukları için;

Annem, babam, kardeşlerim ve sevdiklerimle; kâh mutlu kâh üzüntülü de olsa, "hep beraber" bir yıl daha geçirdiğimiz için;

Paylaşmanın yüksek hazzını tadabilme fırsatlarını önüme çıkardığı için;

İş'le ilgili kendimi geliştirme fırsatı için;

Başarılı ve verimli bir yıl olduğu için;

Hiç bilmediğim konuların kapıları açıldığı ve ben de başkalarına bilmediklerini aktarma fırsatı bulabildiğim için;

Kendi iç hesaplaşmalarımdaki "+" / "-" dengesinde, "+"'lar ağır bastığı için;

Bir işi "sadece istediğim için" yapma ayrıcalığına ve keyfine sahip olduğum, "istemediğim" işler için ise sabrını verdiği için;

"Farkında olarak yaşamayı" kısmet ettiği ve öğrettiği için;

"insanlara güven" konusunda gittikçe zayıflayan inançlarımı, 2010'un şu son günlerinde üst üste yaşattığı sürprizlerle tekrar yeşerttiği için,

ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM.


Ve 2011!

Her ne olursa olsun, hayat ne getirirse getirsin; umut etme ve şükretmeyi benden ve sevdiklerimden esirgeme!

Bu sene hem ruhen, hem bedenen "zayıflamayı", yani "arınmayı ve tüm fazlalıklarımdan kurtulmayı" çok istiyorum. Bunun için çabalarımın sonuçsuz kalmamasını, düşe kalka da olsa hedefime varmayı ve 2011'in bilançosunda bunun için de "teşekkür" edebilmeyi diliyorum senden Allah'ım...

. . .

Sağlık, huzur, başarı, bereket, umut ve bunların getireceği mutlulukla dolu bir yıl olsun herkese...

23 Aralık 2010 Perşembe

"hep destek"

Bu sene "paylaşma" konusunda gerçekten verimli geçti. Okul Aile Birliği'mizin yürüttüğü kampanyaların haricinde, kişisel olarak da farklı illerdeki farklı okullara (özellikle köy okulları) ulaştım. Ben ne yapabilirim ki diyenlere önereceğim bir adres "kardeş okullar" sitesi. Lütfen ziyaret edin ve öğretmenlerimizin sesine kulak verin.

Çünkü gitmesek de görmesek de o okullar bizim, o çocuklar bizim!

Gönderinin ulaşmasının ardından gelen mailler ve fotoğraflardaki o sıcacık gülen yüzlerin verdiği haz öyle tuhaf ki... Buruk bir mutluluk bu! Paylaşmanın verdiği mutluluğun yanında, elden daha fazlasının gelmemesinden ve yardım elinizi bekleyen daha yüzlerce okul, binlerce öğrenci olmasından kaynaklanan "yetememe" duygusunun verdiği burukluk!

Olsun; kurtarabildiğimiz bir deniz yıldızı da olsa, durmak yok!

Bu yüzden, sevgili Pino 'nun sayfasında gördüğüm yazı ile mutlandım ve buradan da paylaşmak istedim. Kendi çizdiği resmi alıntılayarak, sizi o sayfaya yönlendiriyorum. Lütfen resme bir tık...

19 Aralık 2010 Pazar

1 hafta bitti bile...

Bugün bir hafta geride kaldı.

"3 Günlük Programa Giriş Listesi" ve ardından "10-24 Kasım Listesi" ile devam ediyorum.

İyi gidiyor. Gündüzleri asla sorun yok, malum gece yemekten sonraki alışkanlıklar taşları oynatıyor biraz... O da yola girecek, sabır. 21 gün gerekmiş, bir davranışın alışkanlığa dönmesi için... Bu sebeple sabır lazım, zaman lazım.

Spor yok henüz. Yürüme bandı bel fıtığım için çok da sağlıklı değil (tecrübe ile sabit). Bu yüzden şimdilik tercih etmiyorum. Belki ileride, bir 10 kilo verince tekrar buluşuruz kendisiyle. Peki ne yapacağım. 1. seçenek; dolaba kaldırdığım yürüyüş, egzersiz cd'lerim... Bugün Leslie Sansone ile ufak ufak yürüyüşe başlamayı planlıyorum. İkinci seçenek ise, yüzme. Yaşadığım yerde güzel ve sağlıklı bir alternatif oluştu bu konuda, bunu araştıracağım. Bu arada bir fitness center'a " aylık üye oldum. Gerçekten hastalandım, gidemedim, hemen akabinde iş seyahatlerim çıktı, vs. Rica ettim, üyeliğimin başlangıcını ertelediler, istediğim zamana kaydırdılar başlama tarihimi. O tarih geldi çattı, yine gitmedim. Bu sefer canım hiç ama hiç istemedi. Göz göre göre yaktım verdiğim parayı. Paradan geçtimi sözümde duramadım diye üzgünüm ama ne yapayım "yerim dar/ yenim dar" hesabı... Gönül istemeyince olmuyor işte!

Sabah ara öğünümü yemem gereken saatte dışarıdaydım. İşim uzayınca, ara öğün saati de sarktı. Bundan böyle çantama muhakak "2-3 kayısı + 2 ceviz veya 7-8 fındık/badem" zulalamadan dışarı çıkmama kararı aldım.

Eve geldiğimde gecikmeli de olsa "yoğurt+7-8 küçük siyah kuru üzüm+6-7 küçük badem" ile ara öğünümü yaptım.

Öğle için de alelacele mercimek çorbası pişirdim. İçine Mısır Çarşısı'ndan aldığım kurutulmuş sebze karışımından 1,5 avuç kadar bocalayıp, 2 kaşık z. yağı ve 2 çay kaşığı da himalaya tuzu koydum ve blendrdan geçirdim. 2. yemek olarak ise yağsız teflon sahana 1 yumurta kırıp karıştırdım, pul biberledim. 40 gr. ekmek ile bunları yedim. Yumurta mecburiyetten (protein olsun diye) ama çorba (2 kepçe) severek yendi. Tekrar almamak için mutfağı hemen terkettim :))

Bu hafta hiç mi kaçamağım olmadı sevgili günlük?

Oldu diyelim ve mevzuyu kapatalım. Küçük ve anlık satışlardı. Ayrıca bu hafta alışma haftası olduğu için, o kadarcık kusur hoş görülebilir sevgili bedenim ve metabolizmam tarafından diyorum ve esas yılbaşı haftasında çıkacağım seyahatte ne yapacağım* bakalım diye hafiften iç geçiriyorum :S

* elbette ki hiç birşey yapmayacağım! programım ne diyorsa onu yapmak için azami gayret göstereceğim, bol yürüyeceğim için sporun etkilerine güveneceğim, irademin benimle olması için dua edeceğim :) hepsi bu!

Çok keyifli, sağlıklı, huzurlu ve bol kazançlı bir hafta olsun.

18 Aralık 2010 Cumartesi

aynada ben

Bugün cumartesi ve uzun zamandır ilk kez evimdeyim.

Bunun için midir bilinmez ayrı bir hoşluk var içimde. Evimi seviyorum. Hele bir de yetiştirecek işler, beni strese sokacak sorumluluklar yoksa (mesela ev temiz, çamaşır-ütü sorunu halledilmiş, misafir gelme ihtimali yok, akşama yemek planlaması yapılmış ve bir hazırlık gerekmiyor, vs), yani gün benimse daha da seviyorum evimi ve başlıyorum "ne gibi değişiklik yapsam" diye düşünmeye...

Evin herhangi bir odası o gün nasibini alabilir; ya bir koltuğun, ya da bir dolabın yeri değişir büyük ihtimalle... Veya dolapların içi "yeniden ve farklı şekilde" düzenlenir (gerçi bunu son zamanlarda sadece kendi dolabıma yapıyorum çünkü aradıklarını bulamadıkları gerekçesiyle çocukların homurtuları yüksek sesle çıkar oldu :)

Eğer çok enerjik ve keyifliysem, "saklı bahçem*"i ziyaret ederim.

*İptal ettiğim tuvalete raflar, vs. yaptırdım ve küçük bir ardiye haline getirdim. Orası "benim" saklı bahçem! Benden başka kimse girmez, girmeye de teşebbüs etmez zira "atma özürlü" olduğum için zaman zaman "çöp oda" olmasına ramak kala kurtardığım bir yerdir orası.

İşte keyifli olduğum bir zamanda da orayı temizlemeye girişirim. İşim bittiğinde çöpe giden poşet sayısı o günkü performansımın ölçüsüdür :))

Biraz önce "3 yarım meyveli meyve salatası+3ceviz+7-8 küçük siyah kuru üzüm"den oluşan ara öğünümü yedim. Küçük hobi balkonumu ve oturma odamı "yeniden" düzenleyeceğim öğle yemeği saatine kadar... Sanırım bu hafta IKEA'ya gitmem gerekecek. DVD'ler için portatif raflardan almam lazım. Bizim marangoza sordum, deli bir fiyat çıkarttı. Gerçi IKEA'dan alınanlar için de montaj derdi var ama seviyorum bu işleri neyse ki... 2 haftadır elimde çekiç, çivi, metre; duvarları revize ediyorum, daha doğrusu duvarlardaki resim, tablo, tabak ve benzeri aksesuarları yeniden yapılandırmayla haşır neşirim :)

Gerçekten seviyorum bu işleri. Sorarlar ya, "bu mesleği seçmeseydiniz, ne olurdunuz?" diye.. Eğitimini aldığım meslek ilk hedefimdi ve Allah yardım etti, kazandım, okudum. Ama olmasaymış da severek yapacağım daha nice iş sayabilirim şimdi. Fakat uzun soluklu olur muydu, işte onun garantisi yok! Çünkü bir şeyi "ben istediğimde ve istediğim zaman" yapmalıyım. Zorlama zamanlara sıkıştırılmış işler beni boğar. Bunun için de "hobisini meslek olarak yapanlara" gıpta ettiğim anlar oldu ama hemen çark ettim. Çünkü iş gönüllülükten zorlamaya dönecek, bu da benim için "çöküş" demek!

Bu yüzden "feci kararsızlığımla" seçtiğim hobimi, "ayran gönüllülüğümle" her an terketme ihtimalim varken, bunu bir de meslek/iş olarak lanse etme gereksizliği(!) ortada...

Biliyorum tuhaf bir yazı oldu ama sebebi var... Mehtap sayesinde tanıştığım burçdaşıma "ben nasıl bir teraziyim"e örnek olsun diye yazılmış bir yazı bu... Hepsi bu değil tabii ama şimdilik yeter! Terazi olmayanlar ve/veya terazi burcuyla ilgilenmeyenlere tuhaf bile gelebilir. Çünkü mantık/ölçme-biçme her zaman ve her konuda işe koşulsa da zaman zaman mantıksız/anlamsız işler de benim beceri alanımdadır :((

:))

Sevgili burçdaşım, bakalım bu burcun bendeki yansımaları sendekiyle örtüşüyor mu?

Sevgiyle, iyi bir hafta sonu olsun...

16 Aralık 2010 Perşembe

yeni sezon başladı

Bir kez daha döndüm kürkçü dükkanına. Bir kez daha o girdapta boğulmak üzereyken, bir el tuttu çıkardı beni o kısırdöngüden. Ve bir kez daha "bu kez son" deyip sarıldım listelere...


Can olmadan Canan anlamsızmış ya, Canan'sız da Can tad vermiyormuş.

Bu sebeple, sağlık sorunlarımdan sıyrılır sıyrılmaz düştüm yine Canan'ın derdine, yine o güzelliğin peşine. Çünkü Can derdindeyken öylesine boşlamıştım ki O'nu. Gözümde yoktu ne O, ne de O'na verdiğim sözler... Sonra bir an geldi baktım Can geri gelmiş ama içimde bir boşluk, hüzün kocaman... Doldurmak için lazım olmayan ne varsa yaptım ama dolmuyor...

Mutsuzluğumun tavan yaptığı bir akşam, oturdum ve koydum takkeyi önüme:

" Bak!" dedim.

"Nedir bu halin senin? Birini buluyorsun, diğeri gidiyor. Bu işte bir tuhaflık yok mu? Aslında ikisi de birbirini tamamlamalı, birbirinden ayrılmamalı. Galiba sende var bir tuhaflık!"


"Sen ki denge insanı olmalısın, sen "terazisin"! Evet, az değildir geçmişteki vukuatların, "dengeyi bulmak için yaptığın dengesizliklerle" meşhursundur. Ama "artık yeter!" demek vakti gelmedi mi? Ne kadar yoruyorsun kendini farkında değil misin?


"Hadi silkin ve ayağa kalk. Yıkılmadım, ayaktayım(!) de ama bu acılı bir arabesk parçanın sözleri olarak kalmasın. Yaşa, hisset!"


"Hadi ne duruyorsun, başla yeniden... Yeniden ve son kez!"


* * *


İlk gideceğim yere gittim, bana en iyi gelen yere; Mehtap'a...


6 aydır bana "güzelliği" hatırlatan herşeye kapatmıştım kendimi. Ne kendi blogum ne de diğerlerini canım hiç istemedi. Mehtap geldi ara ara aklıma, ama hiç gitmedim O'nun sayfasına da çünkü beni bu içine düştüğüm tuhaflıktan çıkaracaktı, biliyordum ama ben bu çukurdan çıkmayı istemiyordum. Hiç kimsenin elini istemiyordum.


Evet, tahmin ettiğim gibi. O yine bana iyi geldi.


"Hadi bakalım, toparlanın!" çağrısını 1 Ekim'de yapmış. Yani benim doğum günümde, beni de çağırmış. Ama duymamışım. Yeni kararlar, yeni başlangıçlar paylaşılmış. Güzel insanlarla çıkılan yeni yolculuğun otobüsünü kaçırmışım kılpayı.

Karar verişim ve O'na gidişim 12 Aralık akşamına rastlıyor, kendiminki değil ama oğlumun doğum günü miladım oldu, bir kez daha tuttum ellerini. Yeniden ve son kez...

Bilmem kaçıncı kez olacak ama ben söylemekten bıkmayacağım:

İyi ki varsın Mehtap... Sevgine, emeğine, cömertliğine teşekkür ederim.

25 Haziran 2010 Cuma

sezon finali

Oğlum bugün karne alıyor. O'nu geçirdim okuluna sabah erkenden, sonra da yatmadım. Uzun zaman oldu yazmayalı; ya hayatın kendini tekrarlayıp durmasından ve yazacak yeni bir şey olmadığından veya hastalıklar her şeyin önüne geçtiğinden, yazılmamıştı. Şimdi yine yeni bir dönemeçteyken, buraya da notlar düşmeli ki geleceğe iz olsun...

Şimdi yağmur başladı. Hava öyle güzel ki... Bazıları için "kasvetli"dir böyle havalar ama ben severim. Yaprak kımıldamıyor, yağmurun tıpırtaları ağaçların yapraklarında ses buluyor. Martıların ara ara yükselen çığlıkları ve uzaktan gelen dalga sesleri de olmasa, sessizliğin sesini dinleyebilecek insan.

Bahçemdeyim. İki kat hırka giydim, bir de üzerime polar battaniye sarmış oturuyorum. Haziran 25 ama ben yine üşüyorum. Olsun, ben bu havaları çook seviyorum.

Çok uzun süreli oturamıyorum hâlâ daha. Belim geçmedi, bacağıma vuran sancılar da... Bu aralar ataklar biraz azaldı gibi, ya da -yeni gitmeye başladığım- "ağrı tedavi merkezi"ndeki tedavimden dolayı böyle hissediyorum.

Bir arkadaşım tavsiye etti bu yeri. O'na da gittiği bir prof. önermiş. Daha yeni  başladım, o yüzden yorum yapamıyorum. 10 seansın sonunda yazabilirim ancak ne kadar işe yaradığını. Ama şunu paylaşabilirim:
ilk seanstan sonra baktım hareketlerim çok rahat, ağrılarım azalmış gibi, kalktım biraz iş yapmaya... o arada sandalyeye çıkıp, düşen asmayı bağlamak istedim, tam inerken de ayağım takıldı ve yumuşak bir iniş yaptım sandalyeden ve yine "ah! belim!" deyip iki büklüm kaldım :((
Tabii böyle davranmamak lazım, tedaviyi sabote edecek davranışlardan kaçınmak lazım... Doktorum da dün kızdı zaten ve "bu süreçte dikkatli olalım" diye nazikçe uyardı.

Doktorumun dediği bir şey daha var: "kilo verelim"

"Ah, verelim verelim de nasıl?"

Demedim tabii..

"Evet, tabi.. Ben de çabalıyorum zaten" dedim...

İnce bağırsağımdaki emilimde problem olduğundan, bazı yiyecekleri dikkatli tüketmem veya tüketmemem gerekiyormuş. Meşhur "YORK" testinin bir benzerini yaptı doktorum. Vücuduma yaramayan yiyeceklerin listesini çıkarttı. 2 ay boyunca bu yiyeceklere yaklaşmamam gerekiyormuş. Mesela 'süt ve süt ürünleri (az miktarda keçi peyniri olabilirmiş), zeytin, karpuz, patlıcan' var ki listede, "peynir ve zeytinsiz kahvaltı mı?" veya "karpuz ve patlıcan yemeden yaz nasıl geçer?" diye sormak istedim ama sormadım. "Buna da şükür "deyip geçtim.

Doktorumun önerisi  "açlık ve yokluğunuzu dinleyerek" beslenin şeklinde. Hani 2007'de benim çok sevdiğim ama sonrasında aç kalma süresini dengeleyemeyip, çok aç kaldığım için mide sorunları yaşadığım DKZ sistemi vardı ya, işte aynı söylem burada da var:

  • Açlık/Tokluk duygumu geliştirecek ama bu sefer midemde kazınma başlayınca ertelemeyecek, ya bir parça ekmek veya meyve ile hafifçe geçiştirmeye çalışacağım,
  • gerçekten acıktığımda "önce mutlaka 1 bardak su ve sonrasında salata ve sebze yemekleri ve sonrasında da istediğim şeylerden ama doyana kadar" yiyeceğim.
  • Gıda intoleransı testinde çıkanlardan 2 ay uzak kalacağım. Sonraki 6 ayda da bunları sınırlı tüketerek, sistemimi revize edeceğim.
  • Meyve tatlı yiyecekleri açken yiyeceğim.
  • Protein ve karbonhidratı aynı öğünde yemeyeceğim.
  • Kalorisi yüksek gıdaları tadımlık olarak yavaş ve az yiyeceğim.
  • Geceleri yemeyeceğim.
  • Haftada 1 veya 2 gün "meyve/sebze/salata/su" orucu tutacağım. Yani bir nev'i detoksu haftalık uygulayacağım. 
  • Hem belim için, hem tüm vücudum için, egzersiz yapacağım.
  • Doğru nefes ve mediatasyon hakkında kendimi geliştireceğim. 
Kendime asıl söylediğim ise; tartıları sandıklara kaldırıp, şu "kilo verme işi"ni beynimden çıkartmak ve sadece sağlığıma odaklanmak. Bunu yaparsam gerisi kendiliğinden gelecek aynı geçen sene olduğu gibi...



Hepsinden öte, bundan böyle "önce can" diyeceğim. Yani demem gerekiyormuş. Nasıl olacaksa... Doktorum "zor ama yapacağız" diyor... "Değişeceğiz! Tüm yaraları, bizi üzenleri, kıranları, birikmişleri, affedemediklerimizi arkamızda bırakacağız ve değişeceğiz!"

Ben de tüm bunlardan ötürü, bu yazıyla "sezon finali" yapıyorum. Yaz boyu nasıl olacağım, nerelerde olacağım belli değil. Allah kısmet ederse, okullarla beraber evime döner, paylaşmaya değer bir şeyler varsa eğer, kaldığım yerden devam ederim.

Herkese gönlünce bir yaz dilerim. Sevgiyle ve hoşçakalın...



4 Haziran 2010 Cuma

"bekledim de gelmedi.." demeyeceğim

Geçen ay tartılma günüm 4 mayıs'da "yakın hedefe 1 adım" diye başlık atmışım. Çünkü 93,7 kg.idim ve "Yakın Hedefim" olan 89,9 kg'ya ulaşmama sadece 3,8 kg. kalmştı ki; "biraz ciddiyetle ben bunu rahat veririm" diye düşünüyordum.

Sonra hastalandım ve tüm "planlar" suya düştü!Neredeyse 15 gün boyunca bütün düzenim altüst oldu. Ne diyet, ne spor, hadi bunları geçtim, ne de kontrol kalmıştı.

Derkeeen; 21 mayıs'da yine 98,4'leri görünce, kendime yüksek sesle bir "hooopps" deyip dümeni yine hedefime kırıp ve yine kaybolmaya yüz tutmuş motivasyon ve neşemi geri kazanıp, "işte geldim burdayııım" şirinliğiyle yolculuğuma devama karar verdim!

Bugün rutin tartılma günüm. "94" rakamını gördüğümde, önce ne yalan söyleyeyim, üzüldüm. Hiç olmazsa, geçen ay olduğum rakamda kalabilseydim diye hayıflandım. Fakat sonra aklım başıma gelip, şu bir ay içinde ne büyük bir zigzag çizdiğimi hesaplayınca, 300 gr. için yaptığım şımarıklığa kızdım, mutsuzluğum umuda döndü yeniden. Çünkü:

04.05 : 93,7 kg.
21.04: 98,4 kg.
(yani 17 günde 4,7 kg. alma başarısı!!!)

21.05: 98,4 kg.
04.06: 94,0 kg
(yani 14 günde 4,4 kg. verme başarısı...)


Tüm bu rakamların bana söylediği tek şey şu: "yeter ki iste!"

21 mayıs'dan beri yine deli gibi istiyorum. Sağlıklı bir şekilde ayağa kalkacağım, spora başlayacağım günleri özlüyorum. Tartıdaki 89,9 rakamını görmek için çok ama çok sabırsızlanıyorum. 100'lerden 99,9'lu rakamlara inmek de keyifliydi, evet ama şu anda 80'lilerin hayali bir başka heyecanlandırıyor... Çünkü bu rakamı en son 2006 temmuzda görmüştüm.

2007
2008
2009
2010

Tüm bu zamanlarda hep o '2006 mayıs-haziran-temmuz aylarında hissettiğim hoşluğu' tekrar yaşamak için didindim. Aynen şu son bir senedir olduğu gibi "gittim-geldim", "gittim-gelemedim-sonra yine geldim"... Ama bir türlü o rakam bana görünmedi tam 4 senedir.

Şimdi artık vakit geldi diyorum. Eli kulağında diyorum. Temmuz 2006'dan sonra bir daha bana yüzünü göstermeyen 8'li rakamlar, yine bir temmuz günü bana 'merhaba' diyecek diyorum.

Hadi bekleyeyim ve göreyim :)))

26 Mayıs 2010 Çarşamba

hedefsiz olmaz!

Biraz önce Fizik Tedavi'den geldim. Belimden kalçama ve oradan da bacağıma inen ağrı zaman zaman azalsa da, bazen de -şimdi olduğu gibi- beni oturamaz, yatamaz, gezinemez, kısacası iş göremez hale getiriyor. Şu anda o ağrıyor, ben yazıyorum. Hani bozulan TV'leri, bilgisayarları, çalışmayan ankesörlü telefonları yunruklayan tipler vardır ya, ben de onlardan etkilenmiş gibi ama daha çok da içgüdüsel olarak, "iyi geleceğine inanarak", ağrıyan bacağımı yumrukluyorum. Sanki ağrısı azalıyor gibi o anda, sonra zonklamaya devam ediyor yine...

Kaç gündür evdeyim, kâh yatıyorum, kâh oturuyorum... Bilgisayar başucumda ama hiç göresim yok, sadece mecburi banka işleri için, bir de acil cevaplanacak mailler için açıyorum. Açmışken de takipte olduğım bloglara göz atıyorum. Sonra dönüyorum kitaplarıma.

Bu aralar hep okuyorum, hep okuyorum. Okumayı zaten çok severdim ama bir türlü, düzenli bir sistem oturtamamıştım. Bir bakarım günlerce soluksuz, sabah-akşam, arada-derede okurum, bir bakarım haftalar geçmiş ama elime bir kitap bile almamışım. DENGESİZ BEN'e bir örnek bu da... Geçen hafta; arkadaşlarla başladığımız ve 4 hafta süren "Anlayarak Hızlı Okuma" kursumuz bitti, belirli bir ilerleme olduğu için mutluyum ve şimdi hocamızın verdiği "eğitimin kalıcı olabilmesi için 21 günlük egzersiz programı"nı aksatmadan yapmaya çalışıyorum. Bu arada da, yaklaşık 1 ay sonraki buluşmamız için koyduğum "ben şu kadar sayfa kitap okumuş olarak geleceğim toplantıya" hedefimi tutturmak için devamlı okuyorum. Çünkü hocamızın da dediği gibi, "hedefsiz olmaz!" Yan gelip yatıyorum ama bir yandan da hedefim için, ödevlerimi aksatmamaya çalışıyorum.

Bugün bir egzersiz ödevim daha oldu. Bunu da "sabah akşam ve her hareketi 10'ar defa olmak üzere" yapmam için fizyoterapistim verdi. Verdiği hareketler, "streching" tarzı esneme harketleri: hepsi yerde, omurgayı rahatlatmak, bacakları ve bedeni germe & esneme üzerine yapılan yer hareketleri... Şu anda bazıları biraz zorlar gibi olsa da, keyifli... En azından yarım bıraktığım sportif günlerime geri döndüğümü varsaydırıyor bana!!! (sanki çok bi sportif hayatım varmış gibi :)))

Eee, gelelim sadede:

- Diyet işi n'oldu?

- Yandı, bitti, kül oldu!

demek üzereydim kiiii, aklım yine başıma son anda geldi ve geçtiğimiz pazartesi günü itibariyle, Sevgili eski diyetisyenim Güzin Çaltı'nın listeleri ile bu aleme hızlı bir dönüş yaptım yeniden (iyi hissettiğim bir gün, listeyle ilgili tüm detayları yazacağım)...

2005 yılının aralık ayında 101 kg. iken tanıştığım, beni 3 ana ve 3 ara öğünle tanıştıran, "Değişim Listeleri" ile keyifli ve esnek bir program sunarak, zorlanmadan ve aç kalmadan 2006 haziranında 88kg.'ya kadar inmeme destek veren sevgili Güzin Hanım'a teşekkürler buradan bir kez daha...

Sonra ne oldu? Sonra; her zaman önemini vurguladığım ama bir türlü yapamadığım "yaşadığımı, yaptıklarımı içselleştirmek" konusunda çuvalladığımdan, hepsi geri geldi!

Yani, tek suçlu benim!

Daha fazla yazamayacağım, yumruklar fayda etmedi (!), uzanmam lazım... Sadece; yoldan çıkar gibi olsam da, son anda yine direksiyonu "başarıyla" hedefime doğru kırdığımı söylemek istedim...

Sağlıkla kalın...

17 Mayıs 2010 Pazartesi

MG* Rapor VI

Bu yazı Mehtap'ın programında 6. haftamı bitirmem sebebiyle yazılmış olacaktı, daha evvelki "rapor" etiketli yazılarımda olduğu gibi...

Fakat 6. hafta gerçekleşemedi!

Gerçekten de büyük faydalar beklediğim ve bir nev'i detoks etkisi yapacak listelere başlamam ile bırakmam bir oldu. Çünkü geçen sene beni yaklaşık 2 ay -tabiri caizse- süründüren "bel fıtığı" rahatsızlığım nüksetti...

Yaklaşık 6 gündür çok kötüydüm. Yeme içme bir tarafa, canımın acısından gözüm hiç birşey görmüyordu :(((

İlaç tedavisi ve ardından Fizik Tedavi süreci başladı. O ilk zamanlara kıyasla, şimdi daha iyiyim çok şükür ama hâlâ ters bir hareket yapıp, ameliyatın kaçınılmaz duruma gelmesinden endişe ediyorum. Çünkü, çekenler bilir; doktorlar "bulaşık makinesinden bir tabak bile kaldırmayacaksın, bir tencereyi şuradan şuraya almayacaksın, vs..." diye sıkı sıkı tembih eder. Benim ise -maalesef- herşeye atlama huyum var! Şimdi kendimi tutmaya, hiç birşeye karışmamaya çalışıyorum. Hoş, istesem de şu anda yapamam zaten... Annem sağolsun bizimle ve herşey O'na teslim, ben de...


* * *

Ocak ayında da Mehtap'ın ilk 4 hafta listelerini TAM uygulamış ama 5. ve 6. hafta listelerini yapamadan tatile çıkmıştım. Şimdi bir kez daha; 4. haftayı bitirdim başarılı bir şekilde ama 5. (kısmî uyum) ve 6. haftalar yaşanamadı...

Bunun üzüntüsünü yaşıyorum çünkü bu programı kesintisiz "6 hafta prg.+koruma+şaşırtma programları" ile bir bütün olarak uygulamayı hedeflemiştim. Olmadı! Belki gelecek zamanlarda bir buluşma daha yaşanır ama şu an için zamanı belli değil. Öncelikle sağlığıma tamamen kavuşmam gerek...

Bugün itibariyle, belirsiz bir süreliğine, "dikkatli serbestlik" dönemini yaşamaya başladım... En önemli üç nokta var ki zaten hepimiz biliyoruz artık;

  • ne yemeli,
  • nasıl yemeli,
  • ne zaman yemeli...
Spor yapmam uzun bir süre mümkün görünmüyor, hatta tam tersi çok durağan bir dönem geçireceğim. Bu sebeple; gelecek tartılma günüme kadar "kilo verme değil, almama yönünde" çaba göstereceğim.


Sağlıkla kalın...




* MG: Mehtap'lı Günler

11 Mayıs 2010 Salı

yaşasın, yeni bir tartım oldu :)

Uzun zamandır yeni bir tartı (baskül mü demem lazım) almak istiyordum.

Evdeki digital tartımdan (güvenilirlik anlamında) pek memnun olmadığım bir yana; "verdiğim kilonun yağ mı, kas mı, su mu olduğunu bana söylesin" isteğim de yeni bir tartı arayışımı körükledi...

"Hangi marka olmalı"yı araştırırken, geçen gün yolum Doğubank'a düştü ve hiç aklımda olmayan BEURER marka tartı aldım. Daha sonraki araştırmalarım "iyi bir iş yaptığımı" bana gösterdi. Çünkü, tartı konusunda (o sırada tesadüfen dükkanda olan ve pekçok soruma sabırla cevap veren İstanbul satış Temsilcisi'nin ifadesi ile) "bu işin master"ını yapmış bir marka imiş BEURER (markanın ithalatçısından detaylı ürün bilgisi için, tık) ...








Aldığım ürün, bu markanın en son modeli imiş. 10 kişiyi hafızaya alma imkânı ve ayrıca "Bazal Metabolik Hız" ve "Aktif Metabolik Hız" da ölçebiliyor olması sebepleriyle bu ürünü tercih ettik.


Farklı model ve fiyatlı ürünleri bulabileceğiniz bu adres:




EGE ELEKTRONİK

Doğubank

Kat: 1 No: 126

Tel: 0212 512 74 20



İnternetten almak isterseniz, burada...



İlgilenenlerin bilgisine sunmak istedim...




10 Mayıs 2010 Pazartesi

MG* Rapor V

Mehtap ile 5. haftayı bitirdim ve çok önemli 6. haftaya başladım.

Bu haftanın önemi; buradaki listeden de anlaşılacağı gibi,  bir nevî arınma süreci özelliği taşıması olacak.

Bu sebeple, ben de bu haftadan maksimum fayda umuyorum. Özellikle 5. haftanın son 3-4 günü yaşadığım abartılar ve sapmalar düşünüldüğünde, yüklendiğim tüm toksinleri atmak için harika bir fırsat olacak.

5. hafta ile ilgili raporuma gelince;

Spor, listelere uyum ama özellikle de motivasyon anlamında -özellikle son 3-4 gündür- dipte olduğum bir hafta idi.

Sebeplerin başında, "bıkkınlık" geliyor. Her ne kadar  -son derece serbest bir programı uyguluyor da olsam- 5. haftanın başından beri; bıkkınlık, bezginlik, motivasyonda düşüş, heyecanı kaybetme gibi bir ruh hali içindeydim.

İşte tam da bu ruh halindeyken, ev ve iş hayatımdaki bazı düzensizlikler ile tepetaklak oluşumun rahatsız ediciliğini tatlılarda, çikolata paketlerinde gidermeye çalıştım...

Oysa bir kaç gün önceki yazımda demişim ki; "En önemli nokta ise; artık canım sıkıldığında veya üzüldüğümde, kızdığımda, çareyi yemekte aramıyorum. Bunlar için farklı farklı planlarım var artık. Yürüyüş, dans, vitrin gezme, internette dolaşma, film izleme veya kitap okuma. O anda içimden ne gelirse, o! Ama asla yemek ile ilgili bir eylem yok!"...

Demek ki; böyle yazılar kaleme almak, "tamam" demek için, benim daha çoook yol almam gerekirmiş! 

5. hafta öyle veya böyle bitti!
Futbolcuların da dediği gibi, "şimdi önümüzdeki maçlara bakıyoruz"...





* MG: Mehtap'lı Günler

4 Mayıs 2010 Salı

yakın hedefe 1 adım

Mayıs 2010 itibariyle, kilom 93.7

İnşallah Haziran'da 80'li rakamlara giriş yapabilirsem -ki bu benim yakın hedefimdi- yolculuğumun ilk etabını tamamlamış olacağım.

Bu sebeple, bu ay "ciddi" olma zamanı...

Ciddiyet, hırs, asılma, inat, odaklanma, inanç, özlem, gurur...

Hepsi ve daha fazlasını işe koşmam lazım bu ay...

İstersem yapabilirim!

3 Mayıs 2010 Pazartesi

MG* Rapor IV

Mehtap'lı Günler 3. hafta bitimi sebebiyle, geçen pazartesi tartılmıştım ve 94,3 kg. idi tartıdaki rakam. Yarın mecburen yine çıkacağım tartıya, ayın 4'ü olması sebebiyle ve bu yüzden, 4. haftanın en güzel özetini yarın tartıdaki rakam verecek aslında...
Fakat yine de, geleceğe not düşmek ve 4. haftada neler yaptığımı kendime hatırlatmak adına yazalım kısaca:

Listelere uyum, spor olarak vasatın biraz üzerindeydi diye özetleyebilirim kısaca 4. haftayı.

Bu hafta içinde 1 gün öğle yemeğinden itibaren, liste dışı yedim, çok yedim, yasaklı şeyler yedim... Sonra oturup "ah/vah" etmektense, "bugünü serbest gün ilân ettim" dedim kendime ve konuyu kapattım! Ertesi gün de kaldığım yerden, bir şey olmamış gibi devam ettim. Diğer günler listeye uyum iyiydi denebilir...


Bunun dışında, bu hafta 3 gün spor yaptım. Bu işi düzenli bir hale getirememiş olmaktan dolayı mutsuzum aslında. İstiyorum ki, en faydalı nasıl olacaksa, onu yapayım. Bunun için de en az 1 saat ayırmam gerekiyor ve ben maalesef ayıramadığım için, o gün sporsuz bitiyor. Halbuki; 1 saat yapacağına, 35' yap, 20' yap ama yap yeter ki! Yok, "ya hep, ya hiç"!!! Kurtulamadım şu huyumdan :(

Su konusu ise, çok başarılı ve çok seviniyorum buna. Çünkü gerçekten de susuz yaşayan biriydim ben. Siyah çay idi tüm sıvı kaynağım, hem de tüm "en alt seviyenin de altındaki" kan değerlerime rağmen! Bu yüzden, şimdi bu sıvı alımını özel değerlendirmeme şaşmamalı :)

5. haftaya gelirsek;


  • 4. haftanın listesi aynen geçerli olacak bu hafta da, yenecek ve yenmeyeceklere oradan bakabilirim.
  • Bu hafta aksam yemeğine çorba ile başlıyorum... "1 dilim ekmek arkadan da bir tabak herhangi bir yemek. Pirincsiz, bulgursuz, hamursuz bir yemek secmeniz gerekiyor ..Istedigimiz herhangi bir corba olabilir ama lutfen ustune yag yakmayin, un kavurarak ya da krema ekleyerek pisirmeyin.. Yani mumkun oldugu kadar basit olsun seciminiz..." der Mehtap bu haftayla ilgili
  • Haftada iki gün havuçlu salata yiyebilirim artık.. "Ama iki gün.. 3 değil.."
  • Sebze seçiminde de dikkatli oluyoruz: Hep bezelye, bakla değil, yapraklı sebzeleri çoğunlukta yemeğe gayret ediyoruz...
  • Salı ve perşembe günleri bir öğün yeşil çorba içeceğim ki Pazar günü istediğim bir tatlıdan küçük bir porsiyon yiyebileyim: bir dilim baklava mı, kazan dibi mi, dondurma mı, 2 küçük parça siyah çikolata(veya ara öğünde badem ve ceviz yemezsem fistıklı veya fındıklı) çikolata mı? Şimdiden düşünmeye başlayayım :)
  • Sabah kahvaltısı aynı listedeki gibi...
  • Su, su, su...
  • Spor, spor, spor
  • Tartılmak yok..

Havalar ısınırken, kalın ve sonnnn derece "kamufle edici" giysilere veda etmek durumundayken, 5. haftama başlıyorum ve çok ama çok mutluyummmm :)))

Darısı tüüüm hafifleme çabasındakilere...


* MG: Mehtap'lı Günler

2 Mayıs 2010 Pazar

Slim in 6

Çok etkili olduğunu duymuştum, indirmiş ama yapmamıştım.

Salı gecesi ilk videoyu yaptım, yattım. Ertesi günü kalktığımda ağrı-sızı yoktu, bütün gün oturarak çalıştım, ara ara kalktıkça bacaklarımda başlayan ağrıyı hissettim. Sonra arttı, arttı... 2 gün geçti, hâlâ oturup kalkarken zorlanıyorum... Acaba gerçekten çok etkili bir çalışma mı, yoksa yanlış birşeyler mi yaptım? Emin değildim ve buraya gidip biraz bilgi toplamak istedim:

Bu videoyu bizimle tanıştıran Senemhan (günlüğü burada) diyor ki;

"Arkadaşlar ben bu programı uygulamaya başladım. Yabancı sitelerde çok etkili olduğu yazılmış. Program üç ana egzersiz videosundan oluşuyor:

1. Start It Up
2. Ramp It Up
3. Burn It Up

İki tanede bonus video var. Bunlarda Slim & 6 Pack (Karın egzersizleri) ve Slim & Limber (Streching egzersizleri)

Program iki şekilde uygulanabiliyor.



  • İlk seçenekte ilk 2 hafta birinci video, sonraki 2 hafta ikinci video ve son iki hafta üçüncü video.
  • Diğer seçenekte ilk hafta birinci video, sonraki 2 hafta ikinci video ve son üç hafta üçüncü video.
Videolar haftanın altı günü yapılacak, bir gün dinlenilecek. Diğer bonus videolarıda kafanıza gör istediğiniz her zaman yapabiliyorsunuz."




linkler için buraya...

Foruma yazanlar demiş ki:


  • "Bu arada bugün Slim in 6'le üçüncü günüm. İnanılmaz bir video. Resmen öldürüyo adamı. Üzerimden kamyon geçmiş gibi. Eğer daha önce fazla spor yapmadıysan Turbo Jam'le başla. Ben iki yıldır egzersiz yapıyorum. Bacaklarımın hiç bu kadar tutulduğunu hatırlamıyorum. Bu kadar tutulduğuna göre kesin çok işe yarıyo. Pazartesi kilo ve ölçülere bakıcam. Bakalım ne kadar değişecek. Bu arada Leslie'lerde kardiyo onları da deneyebilirsin. Turbo Jam kadar eğlenceli değil ama ben Leslie ve diyetle 5 ayda 20 kilo verdim, aklında bulunsun.."


  • "Tutulurum diye dusunmustum ama dusundugum gibi olmadi. Aslinda kollarim ve sirtim daha cok agriyor bacaklarima gore. ust bacakta hafif bir agri var o kadar. Ben elma vucutluyum bacaklarim daha guclu ve zayif, butun kilolar ust kisimda. O nedenle sanirim egzersizleri yaparken bile kollarim agridi bacaklarim gayet iyiydi. Neyse sonuc olarak butun vucudu calistiriyor ama ozellikle alt vucudunda sorun olanlar icin super.. ("evet o yüzden benim için çok iyi, ben armut vücutluyum.."demiş başka biri.)


  • "...elma vücutluyum diyosun, Slim & 6 Pack'i denedin mi? Yaptığım en iyi karın videolarından, denemediysen mutlaka dene. Bütün karın bölgesini çalıştırıyo. Ben hergün yapıyorum onuda.karın için olanı sadece 11 dakika, ama oldukça etkili, hatta bugün yabancı forumların birinde okudum. Birisi hayatım en uzun 11 dakikası diyodu. Bana o o kadar zor gelmedi, ama gerçekten bütün karnı çok güzel çalıştırıyo ve inanılmaz terletiyo beni.Start It Up 25 dakika, bütün vücudu çalıştırıyor, ama en çok bacakları, benim bugün 4. günüm hala bacaklarım tutuk.Ramp It Up 47 dakika, Burn It Up 59 dakika ve Slim & Limber (esneme hareketleri) 14 dakika.."

...

29 Nisan 2010 Perşembe

işte öyle bir şey...

Pazartesiden beri iyi değilim.

Hem bedenen, hem de ruhen. Bedene iyi gelen -şu an için- dinlenme... Onu yapıyorum bu hafta.

Ruha iyi gelecek şey de -benim için- biraz içe dönme... Biraz dedim ama aslında ne kadar uzun olursa, o kadar iyi...

* * *

Mayısın 4'ü rutin tartılma günü, sonucu yazacağım. O zamana kadar "bu hallerim" de geçer belki...

Listeler (iyi-orta), spor (orta) ve su (çok iyi) ile yoluma devam ediyorum.

Dün "serbest gün" yaptım kendime... "İhtiyacım vardı, iyi oldu" diye düşünüyorum. Bir daha -Mehtap'lı Günler'in 6. haftasının sonuna kadar- tekrarlanmaz en azından.

Sporda yeni bir programa başlıyorum... Araştırmalarımı tamamlayayım, konu hakkında yazılanları iyice okuyayım, paylaşacağım...

Şimdilik, kalın sağlıcakla...