26 Ekim 2009 Pazartesi
2 ileri 1 geri...
Sebze ağırlıklı besleniyorum.
Hayvansal gıda yok, tahıl grubu da yok...
Siyah çay, kahve, konsantre ve gazlı içecekler de yasak..
Bol yeşil çay, içinde her türlü bitki ve aromatik ot olan bitki çayları serbest..
İkindi gibi badem, kayısı, siyah kuru üzüm, fındık (hepsinden 1-2'şer adet, o kadar)..
Sabah 1 bardak ılık su+ 1 tatlı kaşığı bal+ 2 çorba kaşığı elma sirkesi..
Dün akşam 1 bardak taze sıkılmış nar ve mandalina suyu içtim..
Çarşamba günü bir iş gezisine çıkmam gerektiği için, toplam 5 günü uygulayabileceğim bu programı.. Zaten fazla uzatmak da iyi değil.. Amacım biraz disipline olabilmek, sonrasında bayramdan önceki halet-i ruhiye ile yoluma devam edebilmek..
Dün akşam Mehtap'ın blogunda, Nükhet'in harika hikâyesini okudum. 6 ayda 25 kilo, dile kolay.. İnanmak, azmetmek ve sonuçta da murada ermek.. Gerçekten çok çarpıcı! Feyz alabilene ne mutlu!
Alınmazsa ne mi olur? Benim gibi 2 ileri 1 geri, gidilip gelinir.. Daha kötüsü hep geri.. Allah korusun!
21 Ekim 2009 Çarşamba
"zaman sadece birazcık zaman"
Yayla Çorba, Patlıcan Musakka...
Yedim!
Ne yayla çorbadaki pirincin, ne de musakkadaki patlıcanların yağda kızartılmış olmasının beni germesine izin vermeden... Ekmek almadım, makarna almadım... Muhallebiyi de yanıma aldım, öğleden sonraki çay saatimde ara öğün yapacağım... Sabahki ara öğünümde ise 1 adet yeşil elma vardı...
Kahvaltım klasik peynir+domates,vs.. türündeydi..
Akşam yemeğinin de böyle "dengeli" olacağından hiiç şüphem yok, kesinlikle!
Zaten gündüzleri asla kaçamak olmuyor. Her şey çoğunlukla dengeli ve sağlıklı... Geçen gün öğle yemeğinde hep "zararlılar" vardı, ben de sadece bir çorba içtim... Arkadaşım soruyor "sen gerçekten doydun mu şimdi?" diye... "Evet" dedim... "Midem çok dolu ve şiş ama beynim aç!"... Gülüştük... Anladı mı bilmiyorum ama beynin aç olması esas tehlikeyi oluşturuyor aslında... Gözün döndüğü zamanlar beyin açlığının tavan yaptığı zamanlara denk gelmekte genelde...
Dedim ya benim açımdan gündüz hiç sıkıntı yok!
Amaa...
Gel gör ki akşam yemek sonrası "çay faslı" beni bitiriyor yine...
Bu aralar ben yine buna teslimim... Bazen az zaiyat bazen fecaatt!!!
Bu faslı bıraktığımda veya "kararınca ve sağlıklı tercihlere yöneldiğimde", biliyorum ki ibre yine "-"ye doğru gidecek..
Biliyorum ama "bu ara" uygulayamıyorum...
Teşbihte hata olmaz ama ateş çemberinin* tam orta yerinde gibiyim... Çember gittikçe daralıyor ve biliyorum eğer kendimi atamazsam dışarı, yanacağım! Yine mutsuz, yine huzursuzum bu yüzden...
Bu nedenle, önce ruhumun sonra bedenimin bir arınmaya ihtiyacı var...
Anladım ki beni yine "RUH ve BEDEN TEMİZLİĞİ" paklayacak...
...
*"... ya dışındasındır çemberin ya da içinde yer alacaksın... kendin içindeyken kafan dışındaysa çaresi yok kardeşim... her akşam böyle içip kederlenip mutsuz olacaksın... meyhane masalarında kahrolacaksın... şiirlerle şarkılarla kendini avutacaksın... ya dışındasındır çemberin, ya da içinde yer alacaksın..."
19 Ekim 2009 Pazartesi
başlıksız
ağlaya ağlaya yosun tuttum..."
Epeydir yazamadım koşturmalardan, şimdi müsait olunca bakayım dedim en son ne yazmışım ve son cümleyi okuyunca da, dilime geliveren bu şarkı oldu işte:
"...ben o duvarlara çarpa çarpa nasır tuttum,
ağlaya ağlaya yosun tuttum..."
42 yaşta bir kez daha net anladığım nokta şu ki: benim kontrolsüz yeme nedenlerimin başında "stres" geliyor!
Eğer çok yoğun bir tempo içinde isem, üstüne üstlük bir de stres, gerginlik, hafif veya yüksek depresyon halleri içindeysem, birine çok kızgın veya kırgınsam kendimi yemeye veriyorum ve ne yediğime, ne kadar yediğime aldırmadan... Aklım başıma geldiğinde, midem çoktan çöplüğe dönmüş oluyor ve bu sefer de pişmanlıktan, kendime kızgınlıktan yiyiyorum. Bu bir kısır döngü halini aldığında ise iş işten çoktan geçmiş oluyor maalesef...
Neyse ki bu sefer aklımı başıma getirecek biri/birileri var yanımda:
"...sevgili Terazi, devam.. 80’lere geldiginizde iki ay duracagiz, ve sonra tekrar son hiz baslayacagiz.. vaz gecmek, durmak yok.. almayin cikolata filan.. bunlar cok hassas aylardir, hemen geri gelir kilolar.. yenilmeyin lutfen.. lutfen.."
Ne yapıyorum ben?
O kriz dönemlerinde bu soruyu sorsam da kendime, duymamazlıktan gelirdim, geçiştirirdim... Üzerinde durmaz, düşünmezdim... Ama Mehtap'ın -onca iş-güç arasında ve hiçbir karşılık beklemeden- zaman ayırıp da tek tek postlara yanıt vermesinden ve yukarıdaki cevabından çok etkilendim: "... yenilmeyin lutfen.. lutfen.."
yenilmek istemiyorum,
yenilmeyeceğim...
duraklama dönemidir, geçecek...
5 Ekim 2009 Pazartesi
mazeret yok!
Dün tartılma günümdü ve beklediğim gibi aylardan beri ilk defa +2!
Olsun! Hayat ne zaman ve kime her zaman dümdüz, engebesiz olmuş ki.. İniş çıkışlar, sert virajlar, taşlı çakıllı yollar veya dümdüz asfaltlar.. Hepsi bize.. Mühim olan, duraklamalarla da olsa, yola devam etmek..
Yazacak bir çok şey var ama vakit???
Az..
Yazabildiğim, yetiştirebildiğim kadarıyla:
- Perşembe süperdi. Teşekkür ederim beni şımartan tümm sevdiklerime.. Yemek konusunda çizme çok aşılmadı aslında.. Ama "kuraldışı"lar vardı gün içinde..
- Bir de programda özellikle akşam uyulması gereken "karbonhidratsızlık" kuralı safdışı oldu!
- Cuma günü de Perşembe buluşamadıklarımızla programımız olduğundan, o gün de kenarından kıyıısından bir ihlal söz konusuydu :(
- Cumartesi sabahı kendimize gelindi, "rüzgar gibi geçen 2 günün " muhasebesi yapıldı..
- Cumartesi günü, bu sefer de ZAMANSIZLIKTAN ve KOŞUŞTURMADAN programa uyulamadı ve akşama kadar neredeyse "aç" dolaşıldı! Akşam acısı çıkarıldı!
- Pazar günü tartılınıp da +2 görüldüğünde, "soğukkanlılık" korunur gibi yapılsa da, "ne olacak bu benim halim" sendromu başladı. Arkasından gelen tuhaf ruh halinde; önce "birşey yememe" modu, sonra "yarın pazartesi, tekrar başlayacaksın, bugün serbest gün olsun!" modu arasında gidip gelindi...
- Kısacası "I. TATİL BİTTİ PROGRAMI" başarısızlıkla sona ermiş oldu!
***********************
- Bu sabah normale dönmüş vaziyette, sabah müslili kahvaltı yapıldı..
- Az önce de elma ve cevizli ara öğün yendi..
- Öğle yemeğinde çorba, salata; 2.ara öğünde evde hazırlanan mini kepekli ekmek+b.peynirli tost var..
- Akşam ise salata ve ekmeksiz köfte olacak...
************************************************************
Duvara çarpmak işte bazen böyle iyi geliyor!!!
30 Eylül 2009 Çarşamba
3 Haftalık Program / 3.gün
Ne zamandır bu kadar düzgün ve aksatmadan bir program uygulamamıştım.. Kendime aferin, hem de kocaman..
Sabah: 2 ince dilim çavdar, beyaz peynir, 1 yumurta ve çay
(reçel veya bal da varmış unutmuşum)
1.Ara : 1 şeftali, 2-3 ceviz
Öğle : Kuru fasulyeli çorba (kalan yemekleri karıştırıp yepyeni yemekler icat etmeyi pek severim.. bu da bizim "ovmaç/uğmaç/ummaç" -adı herneyse- diye bir çorbamız var, onu andırır lezzette olmuştu.. beğendim:))
2.Ara: 2 galeta, 1 parça beyaz peynir, 2-3 tatlı kaşığı armut marmelatı(ev yapımı,az şekerli/sabahki hakkımı da ekledim..)
Akşam: 1 kaşık yağ ile hazırlanmış, domates-biber soslu ton balığı+ 2-3 kaşık yoğurt (bu öğünde yoğurt var mı emin değilim aslında ama kaç gündür süt grubundan bir besin almadığım için, öğle yemeğindeki hakkımı da ekleyerek..)
Aralarda -2-3 fincan oldu sanırım- metabolizma çayı..
Bir de yaklaşık 1 hafta 10 gündür -bağırsak tembelliği için- sabahları 1 bardak ılık su+1 tatlı kaşığı bal+2 çorba kaşığı elma sirkesi kürünü yapıyorum..
Şimdi, yarın için peşin peşin kaçamak izni alıyorum.. Çok olmamasına çalışacağım ama söz de vermeyeceğim.. En azından dengeleyeceğime inanıyorum...
İnanıyorum, o halde başaracağım :))
29 Eylül 2009 Salı
3 Haftalık Program / 2.gün
Sabah kahvaltım (saat: 08.45 civarı) dünkünün aynısı idi: 2 küçük dilim çavdar ekmeği, beyaz peynir, domates, salatalık, maydanoz (dün roka yemiştim) ve şekersiz açık çay.. Biran önce alışverişe çıkıp, ekmek seçeneklerimi, vs. arttırmalıyım..
Az önce 1. ara öğün olarak 2 adet incir ve ceviz yedim.. Biliyorum, incir diyet için çok da makbul olmayan bir meyve seçeneği ama bunlar "sultan selim" denen tür ve bir daha belki yiyemem diye.. Dün bu öğünde -evde üzüm ve incirden başka meyve olmadığı için-, seçimimi salatalık ve cevizden yana kullanmıştım..
Birazdan öğle yemeği için yine dünkü gibi sadece çorba (ezogelin) içeceğim.. Eksik veya az yemek de iyi değil biliyorum ama bu saatlerde canım birşey istemiyor..
2.ara öğünde dün çayın yanında, çavdar ekmeğinin küçük bir kıyısına beyaz peynir koyup yedim, börek veya tost niyetine..
İtiraf edeyim, bu 2. ara öğün çok iyi geldi. Çünkü, saat 5'de çay keyfi ve akşam yemeğinden sonraki çay keyfi vazgeçemediklerim.. Akşam çay keyfine 3 haftalığına ara verdik çünkü yanında birşey olmadan içilen çay, keyif değil benim için.. Bu yüzden de akşamları ve aralarda içmek için şimdi metabolizma çayımı hazırladım ve kaynatıyorum.. Ev mis gibi karanfil ve tarçın kokuyor şu anda :))
Tarifi burada var ama ben de alıntılayım:
Metabolizma Cayi:
Ben 3 adet de zencefil attım içine.. Biraz acı olabilir ama olsun..
Dün akşam yemeğinde kıvırcık ve maydanoz ile elma sirkeli salata yapıp, dardanel'in sardunya konservesini (yağını atmak için) iyice sudan geçirerek üzerine koyarak yedim.. Aslında evde diyet ton da vardı ama canım biraz yağ ve tuz istedi.. Bu akşam da diyet ton ile yeşil salata düşünüyorum...
Off! Çay çok güzel koktu.. Şimdi kaynar kaynar bu çaydan 1-2 kupa kadar bir demliğe alacak ve içine aktardan aldığım 1 tatlı kaşığı fundayı ekleyip 10 dakika kadar demlenmesini bekleyeceğim ve süzerek öğle yemeğinden önce içeceğim..
3 haftalık program iyi başladı ve de iyi gidiyor gitmesine de, bir de spora başlayabilsem, işte o zaman harika olacak...
28 Eylül 2009 Pazartesi
3 Haftalık Program / 1.gün
Şu anda saat: 21:40 civarı.. Çay krizim tuttu ama boş içemem ki çayı.. Yanında illa birşeyler olmalı ama Mehtap ve sınıf ile yeni 3 haftalık bir programa başladık (burada)
3 hafta akşamları 20'den sonra karbonhidrat alımı yok! Bitki çayı içebilirim ama onu da canım hiç istemiyor..
"İlk 3 gün zor geçer" demişti zaten Mehtap..
En iyisi yatıp uyumak..
hamiş1: yatıp uyumadım.. geç saatlere kadar da bilgisayarda işlerimi yaptım.. birşey yemedim, içmedim, midem hafif kazınır şekilde ama kendimle gurur duyarak yatağa girdim..
hamiş2: sabah tartılmıştım, mehtap'ın önerisi üzerine.. gördüğüm rakam, bir önceki yazımda belirttiğim "koşturmaların bana getirisi de götürüsü de 4 Ekim'deki tartılma gününde çıkacak ortaya" öngörümle son derece örtüştüğü için şaşırmadım ama etkilendim!!! Efendim, 20 Eylül bayram sabahı digital olmayan tartımda gördüğüm 91 rakamı gitmiş, 28 Eylül sabahı digital tartıda gördüğüm 94,1 rakamı gelmişti.. YORUM YOK! Tek söyleyebileceğim, tam vaktinde yazlıktan dönmüşüz.. Şimdi benim esas tartılma günüm olan 4 Ekim'i bekliyorum..
27 Eylül 2009 Pazar
yaşasın tatil bitti!
Ramazan, arkasından Bayram derken yazlıktan bu tarafa geçiş tarihi uzadı da uzadı. Bayramın bitmesiyle de çok hızlı bir süreç başladı haliyle: okul bir taraftan, çocukların okul hazırlıkları, evin temizliği, taşınma, yerleşme-yerleşememe, yazlığın kapatılması ve daha sayamadığım ama içinde olmak durumunda olduğum koşturmaların bana getirisi de götürüsü de 4 Ekim'deki tartılma gününde çıkacak ortaya..
Az önce Mehtap'ın bloguna da yazdım:
"freni patlamış kamyon gibiyim... önüme geleni silip süpürüyorum.."
Bayram sabahı 91'i gördüm tartıda.. Yani Ramazanda 1 kg vermişim ki bu benim için ilktir! Yani Ramazanda kilo vermek… Bu sebeple mutlu olmuştum..
Ama Bayram sonrası sanırım -sanırım değil eminim- iş güç yüzünden psikolojik olarak yaşadığım endişelerin yansıması, beynimdeki "sağlıklı beslenme" ile ilgili bilgilerin kullanımını "erişime kapattım"!!!
Motivasyon gerilemesi anlamında veya özgüven kaybı anlamında bir durum söz konusu değil.. Aksine, son derece kararlıyım ama 28 EYLÜL 2009 tarihine kadar beynim mideme izin verdi ve ben dışarıdan film izler gibi izliyorum ve bekliyorum..
Yarın -5 aydan beri ilk defa- yine bir pazartesiyi bekliyorum "başlamak" için...
Tüm "pazartesi bekleyen" diyet severlere hayırlı uğurlu olması dileğiyle...
4 Eylül 2009 Cuma
gidiyor!
Ramazan olmasına, bol kaçamaklı ve pek az kısıtlamalı öğünlere rağmen, kilo vermeye devam...
Az ama öz...
Periyodik tartılma sonucuma göre 2 kg. daha gitmiş ve 92 olmuşum...
Aslında bu rakamı yaklaşık 3 hafta önce görmüştüm, tatile çıkmadan evvel yani.. Tatile gidiş-dönüş, o zaman dilimindeki özgür seçimler ve sonrasında gelen Ramazan'da değişen yemek düzeni ve içeriğine rağmen, "-2" kg...
Şimdi belki gelecek ay, uzun zamandır özlem duyduğum sonuç olan 89,9'ları görebilirim. Ama hiç kasmadığım için ekim değil kasım tartılmasında da bu mümkün.. Hiç önemli değil, önemli olan ağırlıklarımın yavaş da olsa (ki haftada 0,5 kg. uzmanlarca son derece normal ve olması gereken) gidiyor olması..
Okulların açılmasına az kaldı ve hazırlıklar tam gaz.. Bu sebeple değil düzenli olarak yazmak-okumak, ara ara bile giremiyorum ne kendi ne de diğer bloglara.. Bu sebeple; vakit bulduğum anda, detaylar için yazacağım..
14 Ağustos 2009 Cuma
hayır diyebilmek...
Sabah bir önceki ile aynı kahvaltımı yaptım ve sonrasında rutin ev işleri ile öğleni buldum. Bugün 13.00-16.00 arası okulda toplantım vardı.. Bunun için biraz da telaşeli, bitirip işlerimi yola çıktım. Ne çok su içtim, ne de öğle için birşeyler atıştırdım.. Aslında 1 meyve yiyebilirdim ama vakit olmadı..
Toplantı esnasında çayın yanında susamlı tuzlu ev kurabiyeleri-hani şu kandil simidine benzeyenlerden- ikram ettiler.. Neredeyse 1 veya 2 lokmalık olarak hazırlanmış bu kurabiyelerden 4 adet yedim.. Yani hazırlarıyla kıyaslarsak 1,5-2 adet gibi.. Bu sorun değil de tam çıkarken, bir arkadaşın çocuğunun mezuniyeti sebebiyle ikram edilen içi dolgulu çikolatayı kabul edip, mideye indirirken içimden kendime kızıyordum.. bu da "hayır diyememenin ağırlığı" idi işte.. ama hatır için.. Yapacak birşey yoktu..
Eve gelip, 17.00 civarı çocuklara çay ve poğaça ile kek ikram ederken, benim de aklım dünkü "sakızlı kurabiye"lerdeydi... ısıtırken kopan bir parça zeytinli poğaçayı ağzıma attım ve durdum.. Su içtim, gezindim.. Krizimin geçmesini bekledim.. Bu kurabiyeler bitmeden bana rahat yok! anladım...
Kendime yeşil çay yapıp, akşam yemeği hazırlığına başladım.. Yayla çorbası, salçalı biftek, makarna, fırın kabak (kabakları dilim dilim hazırlayıp, yağlanmış fırın tepsisine aldım..üzerine tuz serpip, tepsinin yağı ile harmanladım ve fırına verdim.. gerçekten çok hafif oldu), bol sarımsaklı yağsız domates sosu ve yeşil salata hazırladım.
2 küçük kepçe az taneli çorba içtim, sonra da üzerine 1 kaşık yağ gezdirdiğim salata ile domates soslu kabak yedim bol.. 1 tek tane de makarna yedim, göz hakkı diye.. Yoğurt yemedim, et yemedim.. Canım da istemedi zaten..
Şimdi de yine zahterli, karanfilli ve limonlu yeşil çay içiyorum..
İçim rahat ve hafifim.. Yarın sabah yine aynı kahvaltı ve sonrasında da sadece 1 meyve veya 1 kase çorba yiyebileceğimi düşünüyorum çünkü yoğun bir gün olacak.. Önce 2 toplantı, daha sonra da gece için hazırlık faslı var.. Bu sebeple yarın yazmam mümkün görünmüyor. Pazar günü de 1 haftalığına çıkacağımız tatil+iş gezisi (bu sefer çocuklarımızla:)) için hazırlanacağım ama fırsat bulur bulmaz yazacağım..
Herşey çok güzel olacak:))
13 Ağustos 2009 Perşembe
her tercih, bir vazgeçiştir...
Tercihlerin ortaya konduğu, iradenin konuştuğu bir gün.. Ne zamandır kendimi böyle kısıtlamamıştım, bu yüzden o çatışma anları kolay geçti denemez.
Ne diyorum ben, değil mi?
Efendim, hafta sonu özel bir geceye katılacağız ama çok özel.. Katılanlar ile uzun zamandır görüşmedik ve bu çok özel gecede ben de güzel olmak için (aslında pazartesiden itibaren yapmayı planladığım ama bu hafta yoğun misafir kabullerim dolayısıyla erteleye erteleye bugüne sarkan) "dikkat etme" moduna girdim..
Baştan alırsam; son yazımda da belirttiğim gibi, aslında "ben diyet yapıyorum" asla diyemem çünkü yapmıyorum. Aslında bu programa başladığımdan beri bu böyle.. Bu diyet değil, sağlıklı yaşama programı.. Bir dönem için değil, ömür boyu.. Hep bu inanışla gitti 4 Mayıs'tan beri.. Hep kararlı, hep ölçülü.. Geçtiğimiz pazardan beri ise hemen hergün, ya çaya veya yemeğe misafirimiz vardı.. Hal böyle olunca; hazırlıklar buna göre oldu, menüler ve kaçamaklar da... Asla patlayıncaya kadar yemedim ama herşeyden yedim: Mayonezli salatalardan, böreklerden, pidelerden, dolmalardan, kıyır kıyır kurabiyelerden, keklerden, sütlü tatlılardan... Yeter saymayayım daha fazla.. Bazen tadımlık, bazen doyumluk, hep bunlardan yedim Pazar gününden bu yana..
Tüm bu kısıtlamasızlığın üstüne bir de malum dönemin yaklaşması sebebiyle oluşan şişkinlik eklenince, birden şimşekler çaktı beynimde ve 3 gün "kırmızı alarm" komutu verdim kendime..
Bugün 1.gündü ve bu yüzden zordu:
- Sabah 1 dilim -kendimin yaptığı- tam buğday ekmeği, beyaz peynir, domates, maydanoz, yeşil zeytin ve yeşil çay ile kahvaltımı yaptım..
- 1,5 lt.lik şişeye demlenmiş yeşil çay ve bol limon dilimleri koyarak gün içinde içmek üzere hazırladım..
- Bugün çocukları havuza götürdüm ve öğle yemeğinde pizza yemek isteyen çocuklarıma eşlik etmemek için kendimle mücadele ettim (1-0 öne geçtim bu mücadelede:))
- Öğle yemeği olarak 1 adet şeftali yeyip, yeşil çayımdan içtim..
- Yeşil çayımdan içtim..
- Çocuklar acıkır diye yanıma aldığım -evde yaptığım- peynirli, zeytinli poğaçalar ve cevizli keki kendime ikram etmemek için zor dayandım (2-0)
- Yeşil çayımı bitirdim ama tuvalete taşınmaktan da fenalık geldi :(
- Eve gelir gelmez çocuklara 1 bardak süt ve yanında yeni favorim sakızlı kurabiye ile kek verdim.. Kendime de duştan çıkınca 1 kurabiye+yeşil çay ile ödül vermeye karar verdim..
- Duşa girmeden -geçen haftanın misafir trafiğinin tartıya yansımasını merak ederek- tartıya çıktım (aslında gün ortasında tartılmak adetim değildir).. Önceki sayıyı yanlış hatırlayarak, kilo aldığımı sandım ve "al işte! yemeye devam et!" diye kendime tam kızıyorken, en son 94 olduğumu ve tartıda o anda görünen rakamın 92 olduğunun farkına varıp sessiz bir çığlık attım:))
- Duştan çıktım.. Kurabiyeleri ve keki deriinn koklayıp kapaklarını kapatarak dolaba kaldırdım (3-0)
- Bir şeftali yedim, 2 bardak su içtim..
- Akşam yemeğinde 1 büyük kase çorba içtim, z.yağlı yeşil salata, 1 dilim tavuk, acılı şalgam suyu içtim (acı biber metabolizmayı hızlandırıyordu galiba)..
- Daha evvel hep yaptığım, "çocukların yemediği veya bitmeyen az kalmış ama tekrar da ısınmayacak yemekler çöpe gitmesin, günah! hoop mideye!" uygulamamı bu akşam yapmadım ve o çok sevdiğim -dünden kalan ve belki yenir diye dökmeye kıyamadığım- patates salatasını üzülerek çöpe gönderdim (4-0)
- Akşam çocuklara meyve soydum, ben suyumu içtim..
- Birazdan yatacağım, midemde hafif bir kazınma duygusu var ama bu bana çok iyi geliyor.. Böyle yattığım zamanlar kendimi çok rahat ve mutlu hissediyorum.. Sabah da daha iyi kalkıyorum..
Şu sözü bir kez daha alıntılayacağım: "Her seçim bir kaybediştir. Her tercih bir vazgeçiştir çünkü..."
Bugünkü seçimlerimden dolayı çok ama çok mutluyum: Çünkü bu seçimler ile, yıllardır hamallığını yaptığım kilolarımı kaybediyorum. Kurabiyeleri seçmedim, akşam çekirdek keyfini de.. Ama özsaygımı duyumsadım bir kez daha.. ve bir kez daha "inanmak başarmanın yarısıdır" sözü gerçek oldu..
Bu cumartesi akşamı çok güzel olacağım :))
4 Ağustos 2009 Salı
ah tatil!
Geçen hafta döndüm ama herşey öyle yığılmış ki dinlendiğim onca zamanların acısını çıkartır gibi fazla mesailer ile açığı kapatmaya çalışıyorum şimdi de...
Bugün ayın 4'ü olmasa belki yine fırsat bulamayacak veya zorlamayacağım ama dedim ya! bugün ayın 4'ü... Yani tartılma ve hesap görme günüm :))
Yazacak çok şey var ama vakit yok! Şu yemek molasından çaldığım dakikalara sığdırabilecek kadarlık da olsa özet geçmem ise mümkün:
- Tatilimin en keyifli kısmı bol bol "temiz" denize girebilmekti... Kâh dalgalı ve taşlı, kâh incecik kumlu ve durgun... Bazen mavi, bazen turkuaz, bazen lacivert... Ama temiz, ama berrak! Off! çok olmuş denizden böyle keyif almayalı :))) Şimdi bile düşündükçe içim ferahlıyor.. Ne şanslıyız böyle bir ülkede yaşadığımız için, değil mi?
- Şimdiye kadar hiç çocuklardan ayrı tatil yapmamıştık. 10 gün kadar onları Bodrum'da halalarıyla bırakıp, eşimle şirketin organizasyonuna katıldık... Herşey yolunda, herkesin keyfi de yerinde olmasına rağmen; ömrüm oldukça ve şartlar elverdikçe çocuklarım olmadan tatile çıkmamaya karar verdim. Her gördüğüm çocuk, bizimkilere benziyordu.. Hep yemekler onların en sevdiği idi... "Keşke... " dedim durdum ve "bundan sonra çocuklarımda ayrı asla..." dedim...
- Tatilimin ilk bölümünde çok kaçırdığım da oldu, çook dengeli gittiğim de... ama öyle çok yüzdüm ki, sanırım kilo verdim..
- İkinci bölüm ise biraz daha "hareket bakımından durağan, yemek bakımından aktifti" :(( Aslında yemeklerde dikkat ettim ama kaçamaklar konusunda çok zayıftım ve sanırım bu sürenin sonunda ilk bölümde verdiysem bile geri geldi.
- Son 1 haftadır, işe geldiğimden beri ise yediklerimde kontrolüm yoktu, yani özel bir yemek yapmadım, ne çıktıysa onu yedim.. Sadece miktarları az tutmaya çalıştım. İşte bilgisayar başında ve akşamları yorgunluktan, hep oturdum maalesef.. hareket "sıfır".. iyice şiştiğimi hissediyordum...
Bu sabah tartılmak vaktiydi... Yine digital olmayan tartımda, gözlerim tam seçemeden, küsuratları algılayamadan gördüğüm rakam: 94
Yani 1 kilo gitmiş 1 ayda..
Ben çıkan rakamdan mutluyum çünkü buraya ne kadar yazsam veya yazmasam da yediklerimi, yaptıklarımı ben biliyorum ve bunların sonucunda -1 kilo oldukça iyi...
Şimdi önümüzdeki ay için hedef kilo koymak istiyorum aslında ama bu çalışma temposunda da zor görünüyor... Neyse, bakalım önümüzdeki günler ne getirecek.. Çünkü 1 haftalık daha tatilim olacak ama zamanı belli değil.. Ayrıca Ramazan da geldi sayılır.. Herşey birkaç gün içinde netleşir diye umuyorum..
2 Temmuz 2009 Perşembe
dinginlik...
Hava yine sıcak, hem de boğucu..
Evdeyim bugün de ama iki gün öncesiyle kıyasladığımda, ruh halim çok farklı.. O günkü gerginlikten eser olmadığı gibi, şarkı söylemek geliyor içimden bugün..
Evde yine bir sürü iş bekliyor sırasını ve hepsini nasıl yetiştireceğim, hatta yetiştirebilecek miyim, bilmiyorum.. Ama bu beni hiç germiyor.. Olduğu kadar!
Çocuklar yine çook geç uyandılar..Yavaş yavaş kızmaya başlamıştım, "tatili uykuyla geçiriyorsunuz" diye.. Ama bugün ne seslendim, ne de kızdım.. Kalktılar, neşeyle kahvaltılarını (brunch hatta öğle yemeği sayılmalı aslında:)) hazırladım..
Hmm..
Peki ne değişti 2 günde?
Sürüncemede olan bir konu vardı; eşimin istediği, benim istemediğim bir organizasyona katılma ile ilgili.. "Karasızlık" beni öyle geren, yıpratan bir durum ki.. Aksi gibi öyle de "kararsız" bir yapım var.. En iyi, en doğruyu bulmaya çalışırken bir sürü kararsızlıklar yaşıyorum devamlı.. İşte can çıksa da huy çıkmıyor; 40 küsur olmuşum hâlâ aynı.. Neyse, bu konuyu karara bağladık: sonuç görünürde benim istediğim gibi olamasa da, sürec istediğim gibi işledi.. Bu süreçte farkına vardığım şeyler de beni ayrıca mutlu etti.. Evet, sanırım bugünkü rahatlığım "öyle ya da böyle karara varmak" sayesinde..
Bu yaşadığım kararsızlığa bağlı bekleyen birçok olay da kendiliğinden yoluna girdi, böylece bir kez daha nefes almış oldum..
Bir de geçen yazımda bahsettiğim sorun çözüldü.. Gerekli kişiler, gerekli konuşmaları yaptılar ve o perde kapandı.. Bunun etkisi olabilir mi acaba huzurlu olmamda..
Yaklaşık 10 aydır kendimi geliştirme anlamında, mesleki bilgimi yenileme ve kuvvetlendirme anlamında pek birşey yapamıyorken, dün ve bugün önemli kararlara imza atıp, bazılarını hemen hayata geçirmem de mi beni mutlu etti acaba? Çalışmak, üretmek ve işe yaramanın hazzı mı bu?
Sonra, bugün için farklı olan bir konu daha var.. Aslında tartılma zamanıma 2 gün var daha ama yarın yukarıda bahsettiğim organizasyona katılmak için yola çıkacağımızdan, "tartı günü" olarak bu sabahı seçtim. Şu anda evde bulunan tartım digital değil, yani küsuratları bilmiyorum ve asıl önemlisi çıkan rakam ne kadar güvenilir olur kıyaslama açısından, onu da bilmiyorum.. 2007 yazında da bu tartıyı kullanmıştım ve o zaman digital olan ile ölçümde fark yoktu aslında...
Bildiğim şu ki 2.400 gr vermişimmmmmm.. :)) yani 97.4 idim son kayıt altına alınan tarihte, bugün itibariyle 95 -hatta tam 95 yoktu ama yuvarlıyorum- gördüm tartıda.. Galiba bu da beni bugün böyle hafifletti...
Sebebi ne olursa olsun; bugün çok güzel, çok huzurlu, çok rahat, çok mutlu, çok hafif bir gün...
30 Haziran 2009 Salı
dersimi aldım yine...
Ne zamandır süregiden ve beni olduğu kadar başka birçok insanı da olumsuz etkileyen "kangren" bugün çözülecek... Ya çözülecek, ya çözülecek...
Şu ana kadar iyi yönetilmiş bir krizdi.. Umarım sonuçlarından da herkes en az hasarla kurtulur..
Bu olaydan öğrendiklerim aslında yeni şeyler değil, pek çok kişinin pratik olarak olamasa da teorik olarak bildiği şeyler... Ben sadece bir kez daha koyu kırmızı kalemle üstünden geçmiş oldum:
- İnsanlar ve olaylara gerektiğinden fazla değer verilmemeli, önem yüklenmemeli...
- "Kurumlar kalıcı, insanlar gidicidir... "Bunu paylaşmayan insanlar, her zaman için sorun üretirler, unutulmamalı...
- Tehlike tesbit edildiği noktada, gerekli müdahale yapılmalı...
- Oluruna bırakılan durumların ileride "çığ" olarak karşımıza çıkacağı unutulmamalı...
- "Bu yaptığım senin için" söylemi tehlikelidir; hem söyleyen, hem söylenen kişi için...
- Bir iş yerinde aynı aileden sadece 1 kişi çalışmalı...
- "ben" dilini fazla kullananlara karşı tedbirli yaklaşılmalı...
- Duyguların işe katılmasının ölçüsünde çok dikkatli olunmalı...
- Tüm çalışanlara eşit yakınlıkta ve eşit uzaklıkta olunmalı...
- İnsanların çiğ süt emdiği, ego ve hırsları için, tüm emeklerinizi tehlikeye atabilme potansiyeline sahip oldukları unutulmamalı...
Dersimi aldım yine...
Kullanacak yeni krizler çıkmaması dileğim...
26 Haziran 2009 Cuma
ah midem!
Ama cumartesi midem, pazar ise başım çok kötüydü. Ardından pazartesi, salı da midemin ağrısı devam etti. Bu şikayetlerim beslenme düzenimden değil, son dönemdeki iş stresimden kaynaklanıyor. Bir kez daha anladım ki; keyfim yerindeyse, taş yesem midem 'bana mısın' demiyor... Ama stresli bir durum söz konusu ise, su içerken yakarak geçiyor maalesef...
Çarşamba 5 günlük detoksun ardından, normal beslenme düzenine geçtim. Tartılmıyorum. Her ayın 4'ünü belirlemiştim "tartı günü" olarak... Kıyafetlerim ve tepkiler asıl ölçütüm..
Spor konusunda kendime vadettiklerimi 2 gündür kısmen yerine getirebiliyorum.. Yüzme, denizin müsaade etmemesi sebebiyle gerçekleşemedi :(( Sabah 6.30'da kalkıp yürüyüşe çıkıyorum 2 sabahtır ki, bu beni müthiş mutlu ediyor.. Hem kendime verdiğim sözü tutmanın hafifliği, hem spor yapmanın verdiği hafiflik ile çok iyi hisediyorum..
Beslenme olarak katı kurallarım yok. Aslında işin başından beri (ilk haftaki detoksu saymıyorum), son derece esnek bir program yürüttüm. Mehtap'ın listelerini ve daha önceki diyetisyenimle yürüttüğüm programdaki listeleri -ki birbiriyle örtüşüyorlar- baz aldım..
- Diyet değil sağlıklı beslenme vardı..
- Listeler değil bilinç vardı..
- Kısıtlamalar değil kontrol vardı..
- Ya hep ya hiç değil kalınan yerden devam vardı..
Kendimi başarısız bulduğum, gerçekleştirebilseydim,bulunduğum noktadan beni daha iyi yerlere taşıyacak hususlar da yok değil... Mesela ara öğünü bazen yedim, bazen değil ara öğün, ana öğünü yemeye fırsat bulamadım... Su içmede başarısız oldum... Spor da yukarıda bahsettiğim gibi, kendimi yetersiz gördüğüm alan... Bunların önümüzdeki dönem düzelmesine özen göstereceğim..
Şimdilik geçen haftaya dönük kısa raporum bu şekilde...
Her şey çok güzel olacak...
18 Haziran 2009 Perşembe
detoks günleri...
6. Hafta
Der ki Mehtap:
"Bu hafta cok ozel bir hafta.. Vucudumuzda bir cesit temizlik yapacagiz.. Sabahlari gozlerimiz sis olarak uyanmayacagiz, kendimizi daha enerjik, daha hafif ve zinde hissedecegiz..
Hazir misiniz?
5 gun yani persembe, cuma, cumartesi, pazar ve pazartesi gunleri diyetimizden hayvansal proteinleri cikartiyoruz.. Buna yogurt, sut ve peynir de dahil.. Beyaz unu ve beyaz undan yapilmis herseyi de unutuyoruz bu 5 gun.. Kahvenin yanina bile yaklasmiyoruz.. Metabolizma cayina da ara veriyoruz..
Bu haftanin icecegi ihlamur olsun, yesil cay olsun, ya da siz karar verin..
Bu o kadar sihirli ve yararli bir haftadir ki, zayifladiktan sonra da zaman zaman akliniza gelecek ve tekrarlayacaksiniz inanin bana..
Kahvalti
1 dilim kepekli, tam tahilli, cavdar vs ekmek (75 kilonun uzerinde olanlar 1,5 dilim yiyebilirler)
6 zeytin
1 tatli kasigi bal
Domates, salatalik, roka, kirmizi, yesil biber
veya
meyve suyu + 4 kasik musli + 1 meyve (tercihen yesil elma veya 10 adet cilek)
Birinci Ara ogun
1 meyve + 5-6 badem veya 3 ceviz
Ikinci Ara ogun
1 meyve + 2 kepekli biskuvi
Oglen yemegi
1 dilim kepekli, tam tahilli, cavdar vs. ekmek
veya
4 kasik esmer princten yapilmis pilav veya makarna
8 yemek kasigi etsiz sebze yemegi (ispanak, lahana, kereviz, pirasa, broccoli, yesil fasulye vs)
5 gunde 2 kez etsiz kuru fasulye veya nohut yenebilir ama 6 yemek kasigi yenecek, 7 degil. 8 hic degil..
1 kucuk boy havuc + 1 kucuk boy patates + 1 adet kirmizi biber haslamasi
veya
1 havuc + kirmizi pancar + roka salatasi (uzerine 1 tatli kasigi susam veya 1 tatli kasigi dolmalik fistik kavurun)
Veya
Yesil salata
Ara ogun
1 meyve + 3 ceviz
Veya
Kucuk bir kulah meyveli dondurma* (meyveli demek sutlu, cikolatali, karamelli vs olmayan demektir, anlamazliga gelmeyin)
*bu secenek 5 gunde en fazla 2 kez kullanilacak
Veya
Oglen yemeginde yenmediyse 1 kucuk boy haslanmis patates
Aksam Yemegi
1 kase corba (domates, mercimek, sogan corbasi vs)
6 kasik sebze yemegi
1 dilim kepekli, tam tahilli, cavdar vs.ekmek
Veya
ekmek yerine 4 kasik esmer princten yapilmis pilav veya makarna
Fiziksel aktivite ile desteklenmeyen butun diyetlerde kilo kaybi beklenenden yavas olur, unutmayin.. Hareket edin.. Merdiven inip cikin, dans edin, yuruyus yapin, kaldirima inip cikin yururken..Ne yapip edin, hareket edin.. Metabolizmaniz hizlansin..
Su icmeyi unutmayin..
Ara ogunleri atlamayin..
Bu cok degerli bir haftadir.. Lutfen kendinize bahaneler yaratip, kacamak yapmayin..."
......
Görüldüğü gibi içinde bulunduğumuz mevsim itibariyle de, son derece kolay uygulanabilecek bir program... Detaylar ve sorulan sorular ile yanıtları için blogu ziyaret edin. Sadece Mehtap'ı okumak değil, bloga yorum yazan herkesten birşeyler öğrenmek de ayrı keyif... Diyebilirim ki; yorumları sonuna kadar ve atlamadan okuduğum tek blog "mevsimlerden roma"...
Hiçbir karşılık beklemeden bilgilerini paylaşan, bununla yetinmeyip tek tek sorulara yanıt vererek, motivasyonu diri tutmaya çalışan değerli bilim insanı MEHTAP'a sonsuz teşekkürler...
17 Haziran 2009 Çarşamba
yaz şimdi başladı...
Bu sene de okulların kapanmasıyla göç başladı... Aslında herşey önceden organize edilmiş, gerekli tadilat, temizlik işleri bitirilmişti... Sadece mutfak ve birkaç parça giyim eşyası toparlayıp, yazlığa geçiverecektik ama her sene bu yanılgıyı yaşıyorum işte! Hiç de öyle bir çırpıda oluveremiyor!
Çok yorucuydu ama şükür büyük kısmı bitti.. Kalan birkaç detayı da bu sabah 5.30'da kalkıp, halledip, işimin başına geldim :))
Her sene yaz başı ve yaz sonu yaşadığımız bir diğer sıkıntı da, "internetin nakli"... Bir süreliğine bağlantımız olmayacak yine... Şu internet ne kadar da hayatımızın olmazsa olmazı duruma gelmiş!!!
Nasılım? Çok iyiyim...
- Öncelikle, günnnlerdir davul hissetmeme sebep addeddiğim nedenler nihayet ortadan kalkmakta ve bunun için mutluyum.. Her nedense, kendimi bu dönemin bitişine endekslemişim!!! Var mı bir mantığı, yok! ama öyle işte! "Bu dönem bitince şişkinliğim geçecek, şişkinliğim geçince giydiklerimin içinde daha rahat edeceğim, rahat hissedince de diyetime full motivasyon devam edeceğim..." gibi bir ruh durumu içindeydim...
- Okullar kapandı ki bu da kendimi endekslediğim II. zaman periodu! Şimdi herşey daha kontrol altında...
- Beslenmede tam düzen...
- Hareket imkânları sonuna kadar kullanılacak: sabah yüzme (ki yaklaşık bir aydır devam ettiğim masaj programının sekteye uğramaması için bunu özellikle önerdiler), akşamları da yürüyüş olmalı, olacak!
- ve kişisel gelişim ile ilgili her türlü dondurulmuş projeye yeniden merhaba!
Herşey çook güzel olacak...
12 Haziran 2009 Cuma
şımardım...
"Kendimi kontrol edebilirim" özgüveni iyi hoş da fazlası bende şımarıklığa, bir diğer deyişle kontrolsüzlüğe sebep oldu..
Neyse ki, bu sefer çabuk uyandım ve kendimi rehabilitasyona aldım!
Şu anda işler -zihinsel olarak- yolunda tekrar..
Bir kez daha farkına vardım ki, dizginleri bir an olsun bırakmaya gelmiyor.. Bırakmamak ama ayarını da iyi yapmak.. Ne çok sıkmak, ne de gevşek tutmak..
10 Haziran 2009 Çarşamba
hafta ortası...
Sadece okulların kapanmasına sayılı kalan günler sebebiyle, çok yoğun zamanlar geçiriyoruz şu sıralar...
Abartılı olmayan ama kendimi iyi hissetmemi sağlayan "minicik ve masum" kaçamaklarım oluyor ama ben kendimi hiç de suçlu hissetmiyorummm...
Bir de haftaya yapacağım 5 günlük detoks benim şu şişkinliğime çözüm olacak diye ümitliyim.. Salata, su, hareket... ı-ıh..çözüm olamıyor :((
Sevgiyle..
8 Haziran 2009 Pazartesi
koruyabilmek...
Dışarısı çok sıcak ama benim odam püfür püfür esiyor..
Yaseminli yeşil çay yaptım, birazdan öğle yemeğimi yiyeceğim: 1/2 dilim çavdar ekmeği+keçi peyniri+domates, salatalık.. Evde olsam maydanoz, roka,tere de eklerdim ama dışarıda zor oluyor yemek sonrası diş bakımı.. Öğleden sonra da 1 veya 2 adet kepekli üzümlü kurabiyem var.. Mutluyum..
Dedim ya, bugün izin günüm.. Ben de ne zamandır bakamadığım blogları ziyaret edeyim, kimler nerelerde bakayım dedim.. Özellikle de diyet bloglarına.. Uzun ve detaylı yazmak istemiyorum ama "bu işi bitirenler!" olarak eskiden takip ettiğim bazı bloggerları tekrar okuyunca; şaşırdım, üzüldüm... Çünkü her bir gramın nasıl verildiğini, tartıda eksilen rakamların yarattığı acayip çoşkuyu en iyi biz biliriz.. Birbirimizin halinden de en iyi biz anlarız.. Bunun için "vah"landım
Vardığım ve kesinlikle bir kez daha emin olduğum sonuç şudur ki:
"diyet yapmak hiçbirşey, diyetin kalıcı olmasını sağlamak herşey..."
Keşke herkese tek tek ulaşma şansımız olsa, "hadi tekrar beraber başaralım" desek... Oluşan sinerji herkesi çepeçevre kuşatsa, bu abuk konuyla ilgili daha fazla mutsuz olunmasa...
Bir zamanlar yolu bir şekilde bu konu ile kesişen herkes "gönlündeki" gibi hafiflese...
Tüm bunları diliyorum ama vakit saat gelmeden de ne yaparsak yapalım, başarılı olunamıyor.. bunu da çoook iyi biliyorum..
Kolaylıklar ve sabırlar, tüm bu yolculuktakilere...