16 Kasım 2009 Pazartesi

gıda terörü

Az önce posta kutuma PDA grubumdan gelen bir maili paylaşmak istiyorum:

****************

"Değerli dostlar,

Ben inşaat mühendisi olmakla birlike yaklaşık 18 yıldır yemek sektöründeyim. Yemek Sanayici ve İş adamları Derneği başkan yardımcısı, Ankara Sanayi Odası gıda komite üyesiyim.

Bu sürede öğrendiklerimi yazmaya sayfalar yetmez. Ancak birkaç bilgi aktarırsam ne demek istediğim daha iyi anlaşılır:
  • "Soya Kıyması" adıyla satılan ürün yağı alınmış soya küspesidir. 25 Kg torbalarda kg fiyatı 1,5 tl civarındadır. Kullanırken ılık suyla ıslatılır 1 kg soya kıyması 3 kg su emer. yani kullanım fiyatı kg da 50 krş tan aşağı olur. Gerçek etin 20 tl/kg olduğu yerde tabiiki bunu önce sermaye kullanır: maret, pınar vs gibi hazır "tıpkı annemin köftesi gibi" köftelerin tamamı soya katkılıdır. şirin gözükmesi içinde mix kıyma, soya proteini vs. gibi farklı isimlerle ambalaj üzerinde yazılmaktadır. yani et diye soya küspesi satıp, annemin köftesi gibi aynen diye reklam yapıyorlar.
  • BİTMEDİ: bu soya zımbırtısı granül veya toz halinde , beyaz , açık kahve, koyu kahve , kırmızı, yeşil renkleri vardır. tadı nötüre yakındır. cevizle karışıp baklavaya, kıymayla karışıp köfteye , unla karışıp ekmeğe, keke vs. ye giriyor.
  • Marine kuşbaşı diye bir et satılıyor şimdi , normal kuşbaşı etten ucuz. bir özel kimyasal karışım suyla ete emdiriliyor. % 20 su basılıyor ete , böylece fiyatı ucuzluyor. ancak bu tuzlar sizin kalp, şeker, tansiyon vs , rejimlerinize zarar verirmi bilmiyorsunuz. yemeğe tuz atmıyorsunuz, ama başka tuzları bilmeden yiyorsunuz. yemek şirketinizin et giriş faturalarında "mix kıyma" ve " marine kuşbaşı " var mı, bir kontrol edin bakalım.
  • PEYNİR ALTI SUYU TOZU: Adı üstünde, peynir üretiminde kalan su sıcak plakalara püskürtülüyor, buharlaşma sonucu elde edilen toz işte. nerede kullanılıyor? peynirli çizi de peynir mi var zannediyorsunuz. tüm bisküvi ve kek sektörünün birinci sınıf dolgu maddesi. kg fiyatı 50 krş gibi bişeydi.yediğiniz bisküvit, kek, kraker vs paketlerin üzerini bir okuyun bakalım içinde şeker ve un dışında tanımadığınız kaç kalem malzeme var. bir top keki toptancısı 15 krş a satıyor. anam-babam usulü un,yumurta ve yağ ile yapsanız 30 krş malzeme maliyeti var, ambalaj, üretici karı, nakliye ve toptancı karı vs eklenince nasıl o fiyata satılabiliyor? çünkü kek değil kek benzeri kimyasal bir şey alıp yiyoruz. paketin üzerini okuyun anlarsınız.
  • bezelyenin kurusu öğütülüp fıstık süsü verilerek tatlılara konuyor.
  • pul biberin, karabiberin, kimyonun vs ektractı var, kilosu 5 tl ye satılan sucuklarda gerçek baharat mı var sanki. bazılarında zaten sucuk benzeri ürün yazıyor.
  • bir danadan 25-30 kg sinir çıkıyor . -40 derecede dondurup öğütüyor sinir unu yapıyor sosise basıyorlar. şarküteri ürünlerine dikkatli bakın. %100 dana diyor, dana eti demiyor, anlayın işte.
  • tavukların boyun , taşlık, kanat ucu vs gibi ticari değeri olmayan her yeri kemikleriyle öğütülerek "mekanik kıyma " isimli bişi yapılıyor. tüm tavuk sucuk ve salamlarında bu var, siz tavukların göğüs etlerinin kıyma yapıldığını sanıyorsanız fena yanıldınız.

Bütün bu işler T.C.Tarım ve köy İşleri Bakanlığı izni ile yapılıyor. Tamamen ve her yönüyle gıda terörünün cenneti olan yurdumuzda izinle bunlar yapılırken siz varın kaçak yapılanları düşünün,

Bütün ekmeğe tavuk döner 2 tl , yarısı işkembe,

ööööffffffffffff, sıkıldım gene...

GDO ne ki o daha yeni farkedildi, devede kulak bile değil. bugünkü hürriyette yılmaz özdil'i okuyun oda iyi dokundurmuş. Bunlar işin yemek faslı, daha gıda ambalajları var, koruyucular var vs.kıyamet kopuyor da bizim gıda mühendislerimizin sesi soluğu yok ortada, bir garip yemekçi inşaat mühendisi çarşı pazardan topladığı bilgileri ortalığa döküyor.

sevgiyle kalın,
S.Erler "

***************

İşte böyle...

Gerçekten hâla şaşırabildiğime şaşırıyorum ben artık...

Bütün bunlar icebergin sadece görünen ucu ve bizler de sadece hakettiğimizi yaşıyoruz, maalesef! Araştırmaz, öğrenmez, uygulamazsak, bize ne verilirse onu yemekten başka da seçeneğimiz kalmaz!

FSD'de de vurgulandığı gibi, "Çocuklarımız ve Geleceğimiz için, Endüstriyel Gıdaya HAYIR!" diyerek, hiç olmazsa bir ucundan başlayabiliriz...


15 Kasım 2009 Pazar

Elif Şafak

Sabah yazdığım yazıda konu dışına çıkıp, "kadının bir pazarı bile yok, kendine ayıracağı" diyordum ya... Diyordum ama "konu bu değil" deyip, bırakmıştım orada...

İlerleyen saatlerde gazetelere göz atarken, Haber Türk/Pazar'da Elif Şafak'ın yazısına takıldım ve "hah" dedim, "işte bu!"

Öyle güzel yazmış ki... İnternette bulamadım ama düşerse buradan paylaşmaya çalışırım. Giriş kısmını ise üşenmeyip alıntılıyorum:

" Yap-boz 'puzzle' gibi bazı kadınların hayatı. Parçalar bir bütüne tamamlanıyor elbet ama parçalı kalma hali hiç değişmiyor. Bazen kendimi aynı anda havada sekiz top çevirmeye çalışan bir akrobat gibi hissediyorum. Öyle zamanlar oluyor ki toplar uyum içinde dönüyor, muazzam bir dengede, ahenkle. "Vay be," diyorum kendi kendime, "aynı anda ne çok iş yapabiliyorum". Öyle zamanlar oluyor ki bütün toplar sözleşmiş gibi çıkıyor yörüngeden, hepsi paldır küldür kafama iniyor. Hiçbir şeyi tam yapamıyorum."

diyor Elif Şafak ve ne güzel tercüman oluyor tüm duygulara...

sessizliğin düşündürdükleri

Eskiden çook eskiden, cumartesi özellikle de pazar günleri, " hele de okula giden çocukları olan aileler için" evde toplanılan günlerdi.

"Özel" pazar kahvaltısının ardından; tüm fertler tembellik yapma hakkını kendinde gördüğü için, gazete ve dergilerin ortalarda kalmasına, çocukların odalarının bir türlü toplanamamasına pek aldırılış edilmezdi.

Diğer aile üyelerinin rehavetinin yanında, annenin yaşam temposunda bir azalma olmadığı gibi aksine bir bir ivme bile söz konusu olurdu, o da ayrı... Hele bir de çalışan bir anne ise :(( Tüm hafta bekleyen ev işleri, yıkanıp ütülenecek çamaşırlar, ertesi gün için planlanan zeytinyağlıların yanında pazar günü için çocuklara özel "anne eli değmiş" bir şeyler hazırlama çabaları... Kişisel bakım veya kişisel gelişim veya eş-dost ilişkileri için ayrılması gereken zaman bunların dışında...

Neyse de, konu bu değildi aslında!

Konu, eskiden hiç olmazsa pazarları ev ahalisinin evde toplandığı idi...

Şimdi?

Herkes bir tarafta!

Çocukların kimi dershanede, kimi sporda, kimi özel derste... Sonra çarpraz olarak değişip; dershaneden çıkan spora, spordan çıkan özel derse, özel dersten çıkan dershaneye... gibi gün sonuna kadar üçlemeyi tamamlayacaklar.

Eş, bu trafiğin akışından sorumlu ulaştırma görevini "şehir dışında olmadığı sürelerde" üstlenmiş durumda...

Anne, üstte yazılan bildik ev işleriyle meşgul... Gazeteler ortalığa saçılmamış, hatta henüz ilk sayfa bile açılmamış... Odalar derli toplu...

Ama ev ıssız, sakin... Dışarıdaki tarfik gürültüsünün azlığı, bir de evi saran mis gibi kek kokusu da olmasa, herhangi bir hafta içi günden farksız... Yani hiç PAZAR GİBİ DEĞİL!

Pazar günleri kiminin de aklında "banyo, çamaşır ve biraz da "kaos" günü" diye kalmış... Bunu kardeşim, bazı arkadaşlarım ve bir köşe yazarının (ismini hatırlamıyorum) kendinden ve çevresinden verdiği örneklerden biliyorum... "Pazar'ları hiç sevmezdim..." diyordu o yazar bunları sebep göstererek. "Sevmezdim"... Acaba hâlâ aynı kanıda mı, o günlerle ilgili... O zaman için sıkıntılı gelen anlar, şimdi özlem yüklü olabilir mi, kimbilir?

Hayatın yüklediği yeni sorumlulukları, yeni görevleri, yeni rolleri elden geldiğince tam yapmaya çalışırken, ıskaladığımız tüm değerler ve bunların getirdiği boşluk duygusu ile geçmişe duyduğum özlem -belki de artık yaş icabı- gittikçe artıyor benim için... Özlüyorum!

14 Kasım 2009 Cumartesi

kıpırdanma başladı

Dün okuldan gelir gelmez, üzerimi değiştirip yürüyüş bandının üzerine attım kendimi... Eğer bir kaç dakikalığına bile oyalansam, "bir soluklanayım, gazetelere bir göz atayım, şunu yapayım bunu edeyim" desem, yine erteleyeceğimden korktum!

Yazdan beri vücudumun iyice hamlaşması sebebiyle, "herhalde 3 hızında ancak yürürüm" diyordum ama öyle olmadı... 4.5-5-5.5 hızda fixledim... Gerçekten özlemişim, çünkü zamanım olsa 1 saat daha yürüyebilirdim!

45' yürüyüş

15' roller ile pedal çevirme

20' basen bölgesine masaj (titreşimli masaj aletiyle...)

Yani 2 gün önce "rüyamda veya hayalimde" yaşadığım gibi...

Kendime verdiğim sözü tuttuğum için mi, spor yapmanın endorfin salgıladığı gerçeğinden midir bilinmez, bir mutluydum bir mutluydum dün gece...

13 Kasım 2009 Cuma

yalnız değilim

Beynim son zamanlardaki yeme dengesizliklerimden dolayı suçluluk duygusu ile öyle çok başetmeye çalışıyor ki, bu sabah uyanır uyanmaz kendime söylediğim ilk şey "dün gece yine çok kaçırmışsın, bak yine nasıl şiş karnın!" suçlaması oldu...

Tam "suçlu, ayağa kalk" psikolojisindeydim ki; "hayıııırrr" dedim, "ben yapmadım!"

Ohh!

Evet, ben yapmadım... Dün hiç beni kötü hissettirecek bir yeme bozukluğu eyleminde bulunmadım. Yemekten sonra bile! Bir çay tabağına aldığım "küçük bir avuç" beyaz leblebi-siyah kuru üzüm karşımı vardı ıhlamurumun yanında.. Avuçla yemekten, kibar kibar tane ile yemeye geçmiştim dün gece...

Şişliğimin sebebi ise, malum dönemin kapıda olması...

Düşünüyorum da, iyi ki şu beynimi kemiren "suçluluk duygumu peşime salan iç sesim" yanlışlarımda hep peşimde ve beni devamlı dürtüklüyor. Ya olmasa ve pes edip, "ne halin varsa gör" dese, beni bana bıraksa! Halim nice olur...

Çünkü uyarı alıp alıp bildiğini okuyan bu bünyeyi taşımak kolay iş değil...

Allah'ım iç sesimi benden alma, lütfen!

12 Kasım 2009 Perşembe

söz

"Başarısızlık, yeniden ve daha zekice başlama fırsatından başka bir şey değildir. Başarısızlığı herkes tadar, ancak başarının bedeli azimli ve kararlı olmaktır" demiş, Henry Ford...

Ben de buraya taşıdım, belki biraz feyz alabilirim diye...

***

Dün akşam işten dönüp, biraz dinleneyim diye yatağa uzandım. Beynimde "vücudumu bir türlü harekete geçirememiş olmanın verdiği" rahatsızlık...

Sonra birden kalkıp eşofmanlarımı üzerime geçirmem, bir süre koşu bandında yürüyüşüm, ardından yerde bacak hareketleri, elektrikli masaj aletinin en sert aparatı ile 20 dakika basen bölgesine masaj... Sofrada zaten yaptığım "maximum dikkat"i, yemekten sonra da gösteriyorum ve çayın yanında "cıs" olan hiç birşeyi ağzıma sürmüyorum... Azimli, kararlıyım... Aldığımdan beri içine giremediğim pantalonum, elbisem öyle güzel duruyor ki üzerimde... 2 ay sonra katılacağım düğünde beni zor tanıyorlar... Hafifim, mutluyum...

"Anne, ne zaman yemek yiyeceğiz?"

Gözlerimi açıp bakıyorum... Oğlum!

Şöyle bir uzandığım yatağımda "hayal kurarken, nasıl olması gerektiğini imgelemeye çalışırken" uyuyakalmışım. Üzerimi örtmediğim için her tarafım buz kesmiş...

"Tamam oğlum, şimdi hazırlıyorum" deyip doğruluyorum...

Bir süre aklımın başıma gelmesi ve gördüğüm "düş"ün etkisinden biraz daha çıkmamak için yatakta otururken; bir kez daha, bir kez daha, bir kez daha karar veriyorum:

"bu düşlerde kalacak kadar uzak bir hayal değil"

Hayallerimi hedef haline getirmek için yol haritamı yeniden gözden geçirmem gerekiyor.

Yazacağım...

9 Kasım 2009 Pazartesi

özlüyoruz


Sadece Kasım'larda değil,
her zaman...
Sevgi, Saygı, Minnet ve Özlemle anıyoruz.

6 Kasım 2009 Cuma

yemiyorsak sebebi var...

Fikir Sahibi Damaklar'dan bir bülten daha...

Diyorlar ki:

"Yemiyorsak sebebi var: SOYA"

"Biz GDO'lu gıdaların yönetilmesini değil, yasaklanmasını istiyoruz....ve diyoruz ki: bize katılın, GDO orucu tutun.Yönetmelik ne derse desin, üzerinde GDO'suz yazanı arayın ya da organik ürünü tercih edin.Düşünün ki raflardaki onca gıdaymış gibi yapan ürün siz satın almazsanız karlılığını yitirecek. Düşünün ki, gıdaymış gibi yapan onlarca kavanoz, kutu ve şişe siz satın almadığınızda üretenlerine birer zarar olarak geri dönecek.Cebinizdeki o binbir güçlükle kazandığınız paranın alım gücüne güvenin.Onu gerçek gıdaya yatırın."

...

Buradan ulaşabilirsiniz...

Lütfen okuyalım, okutalım...

"artık yemeyeceğim"

Üstteki postun konusundan ("Yemiyorsak sebebi var: SOYA") etkilenerek, sevilen eski bir şarkıdan apartma yapılmış sözler dilimde:

"artık yemeyeceğim,
bütün kabahat benim..
ne kadar ağlasan boş,
ne kadar yalvarsan boş,
sana dönmeyeceğim..."

***

Bir anne olarak "dengeli ve sağlıklı beslenmeyi" çocuklarım için kendime dert ettiğimden beri; okuyor, araştırıyor, uygulamaya çalışıyorum...

  • evlendiğimden beri, yaz sonlarında; yapabildiğim kadar çok domatesi, kavanozlarda (hani şu sıcak halde kavanozu ters çevirme yöntemi) veya dondurucuda kış için saklıyorum,
  • biber salçamızı bazı seneler annem yapıyor ama domates salçası hazır alınıyor :(
  • tarhana, erişte ben bildim bileli evimizde yapılır... tarhana hâlâ öyle; önceleri anneannem, şimdi annem... sağolsun, küçücük balkonunda başarıyor... ama erişte imece usülü yapıldığı zaman kolay, bu yüzden uzun zamandır bizim eve özel yapılmıyor da, "komşuda hazırlanan, bize de düşer" hesabı, anneme köyden komşuların verdiklerini annem de bize dağıtıyor ki o da 1-2 pişirimlik... ama ben yeni bir erişte makinesi aldım: erişte, spagetti, herşeyi yapıyor ve bu ev yapımı makarnanın lezzeti (içindeki gerçek yumurtadan dolayı, vs.) hiçbir şeyde yok diyorlar... (bu arada n'oldu diyet demek yok! çocuklar için bu...)
  • yaklaşık 4 senedir, ekmeğimi kendim yapıyorum (ekmek makinesi için örnek olan tarçın'ın mutfağı teşekkür),
  • katkısız ve doğal, üzerinde kalın bir tabaka kaymak biriken sütümü o zararlı ilan edilen ama güvendiğim "sokak sütçüsünden" alıyor ve yoğurdumu, bazen lorumu bu sütten yapıyorum (bu konudaki bilinçlendirme yazılarından dolayı teşekkürler FSD grubu),
  • "çocuklarımı toprakla, üretmekle daha fazla haşır neşir etmeliyim" diye düşünüp araştırdığımda karşıma çıkan PDA'ya da sonsuz teşekkürler ki sayelerinde 2 senedir -yazları da olsa- bazı sebzelerimizi, domatesimizi kendimiz üretiyoruz.
  • ürünlerin etiketlerini daha dikkatli okuyor, mümkün olduğunca evde yapılmış gıdalar tüketmelerine dikkat ediyorum.
  • bazen -çocuklarıma göre- çok abartıyorum ve falancanın annesi gibi olmadığım ve onları rahat bırakmadığım için eleştiriliyorum, bazen de -doğru ve yanlışı öğretip, kendi kararlarını kendileri versinler diye- abur cuburlarına göz yumma konusunda esnek olabiliyorum... eğer ipun ucu çok kaçıyorsa, yine dizginleri ele alıyorum... ama öyle zor ki etraftaki albenisi son derece yüksek tüm endüstriyel gıdalara karşı bu savaşı yürütmek!
  • son birkaç senedir gösterdiğim bu titizliği neden daha önce de göstermedim diye hayıflanıyorum ve biliyorum ki; kadın bilinçli olursa, anneler bilinçli olursa tüm toplum bilinçlenir!

Bu bilinci oluşturmak adına, sadece GDO değil, ülkemiz ve dünyamızı ilgilendiren sağlık ve diğer tüm konularla ilgili bulduğunuz her şeyi okuyun ve paylaşın... Bilgili nesillerin yetiştirilmesi, eğitimin yaygınlaştırılması ve eğitim seviyesinin yükseltilmesiyle sağlanacak bir bilgi toplumu sadece hayal olmamalı...

özümüze dönebilsek

Bizim evde sabahları kahvaltı yaparken "habertürk" kanalı açık olur ve -bilenler bilir- bu kanalda saat 08.00'dan itibaren de köşe yazarlarının o gün gazetelerinde çıkan haberleri okunur... Sonradan doyamayıp, bir kez daha görerek, dokunarak, koklayarak okunsa da, sabah erkenden "kim ne demiş"i bir çırpıda almak çok pratik ve yararlı oluyor... Böylece çocuklar da -yaşları icabı henüz köşe yazarlarının hepsini takip edemeseler de(spor yazarları hariç :)) farklı görüşleri dinleyerek, en azından bir kulak dolgunluğuna sahip oluyorlar.

Ne uzun bir girizgâh oldu!

Bu sabah -üslubuna bayıldığım- Yılmaz Özdil'in yazdıklarını dinlerken kâh güldüm, kâh vahlandım. Neden mi, buyurun:


"GDO’lu diyet tarifleri

Haliyle panik halindesiniz... “Nasıl anlarız? Genetiği değiştirilmiş organizma yemekten nasıl kurtuluruz?” filan.

Şöyle...
*
Annaneniz öpülesi elleri parçalanırcasına, ovalaya ovalaya tarhana yaparken, siz, “Aman annane be, boş versene” deyip, marketten hazır çorba alıyordunuz ya... Annane rahmetli oldu ve siz, o tarhananın tarifini annaneden alıp, bir kenara yazmadınız ya... İşte o nedenle, siz, genetiği değiştirilmiş organizma yemekten kurtulamazsınız maalesef.
*
Ne verirlerse...
Onu yiyeceksiniz.
*
Kız evlat yetiştiriyorsunuz, en iyi okullara gönderiyorsunuz... Piyano çalıyor, İngilizce konuşuyor, Grammy alanları tek tek biliyor. Bilmeli... Ama alt tarafı limon, şeker ve su kullanıp, limonata yapmasını bilmiyor! Yoğurdu çırpıp, ayran yapamıyor, ayran... İşte o nedenle, kızınız, genetiği değiştirilmiş meşrubat içmeye mahkûm maalesef... Torunlarınız da.
*
Zahmet edip sütlaç yapmadığınız için, kek yapmaya üşendiğiniz için... İçinde ne olduğunu bilmediğiniz gofretleri, mısır patlaklarını kemiriyor sizin oğlan! Hamur tutmayı, şöyle mis gibi ıspanaklı bi börek yapıp, çantasına koymayı bilmediğiniz için, hamburger bağımlısı oldu. Tahin-pekmezi “köylü işi”, vıcık vıcık yağ fışkıran kremaları “modernite” sandığınız için, daha 10 yaşında ayıya döndü, yuvarlana yuvarlana yürüyor, tıkanıyor, merdiven çıkamıyor.
*
Size zor geliyor ama, zor mu evde yoğurt yapmak? İstanbul’un güneşi müsait değil, anlarım, zor mudur İzmir’de, Antalya’da, Adana’da evde salça yapmak? Şikâyet edip duruyorsun, içine katkı maddesi konuyor, zorla beyazlatılıyor diye... İster tam buğday unundan, ister çavdardan, hakikaten zor mudur evde ekmek yapmak? Bütün ailen kabız... Tonla para verip, abuk sabuk ambalajlı-meyveli saçmalıklardan medet umacağına, niye öğrenmiyorsun kabak tatlısı yapmayı?
*
Güya, çoluğunu çocuğunu düşünüyorsun, taze taze yesinler diye, pazara gidiyorsun... Eğri büğrü biberlere, doğal olduğu için tuttuğunda ezilen domateslere ağız burun kıvırıyorsun, hormonlu, tornadan çıkmış gibilerini alıyorsun... Ne işe yaradı senin pazara gitmen?
*
Kocanız da, bu satırları okuyup, size akıl verecek şimdi... Söyleyin ona, ukalalık etmesin, götürün aktara, hatmi çiçeğiyle zencefili birbirinden ayırt etsin, ondan sonra konuşsun!
*
Enginar, börülce, radika, cibes pişirmekten haberin yok; gazetelerin tiraj almak için kıçından uydurduğu kıçımın uzmanlarından fıldır fıldır brokoli tarifleri öğreniyorsun... Brüksel lahanası yiyerek mi AB’ye gireceğini sanıyorsun?
*
Çin’den bal getiriyorlar mesela... Taaa Arjantin’den, Meksika’dan bal getiriyorlar. Neymiş efendim, içinde genetiği değiştirilmiş organizma olabilirmiş falan... İçinde tavuk ibiği, maymun kulağı olmadığına şükredin! Ben iddia ediyorum... Kaşla göz arasında frankeştayn ürünlere kapıları açan arkadaşlarla, Amerikan çiftçilerinin avukatı profesörlerimiz, sırf karakovan balına sahip çıksa, Şemdinli’de, Pervari’de terör bile azalır, terör bile.
*
Uzatmayayım.Mutfak genetiğimizi kaybettik biz.
*
Elin adamı, mısırdan, soyadan, domatesten önce beynimizin DNA’sını değiştirdi!
*
Hurrraaa diye köyden kente göçerken, dışarda tıkınmayı şehirleşme zannettik. Ambalajlı ürün tüketmeyi, zenginleşme zannettik.
*
Dolayısıyla, ya kafayı değiştirip, özümüze döneceğiz... Ya da ne verirlerse onu yiyeceğiz..."


--------------------------------------------

Ne yerinde tespitler, değil mi?

Gerçi PDA'nın mimarı Tansug'lardan gelen mailin başlığı "GÜNAYDIN!" idi...

"Kocaman bir "Günaydın"! günlerdir mahut GDO Yönetmeliğine dört elle sarılıp sürekli haber üreten, Bu arada ister istemez yıllardır sadece dar çevrelerde konuşulup çözümler aranan doğal beslenme konusuna da değinmeye başlayan ve doğal döngüyü farkeden kitle iletişim araçlarına!..Kimi çevrelerde bu konunun yaygın biçimde ele alınmasının grip aşısı v.d. konularda dar boğaza girilmesi üzerine "gündemi değiştirmek" amacıyla yapıldığı söyleniyor... Öyle bile olsa bir kere Pandora'nın kutusu açıldı... Gene de çok dikkatle izlemekte yarar var bu iletişim fırtınasını...Önemli olan "sonuç" çünkü, her zaman olduğu gibi..."

demişler. Haklılar da...

Ama her işte vardır ya bir hayır, acaba bu GDO fırtınası da bir şeylere vesile olur da bir parça da olsa özümüze döner miyiz?

Kimbilir?

"Bir anne olarak ben neler yapıyorum?"

Yarına...

Sevgiyle ve sağlıkla...


4 Kasım 2009 Çarşamba

kampanya ve duyuru


Pino'nun sayfasında okuyup da yönlendiğim bir kampanyayı ben de buradan duyurmak istedim:

"Benim naciz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır. "


Rahat uyu Ata'm... Cumhuriyeti'nin yılmaz bekçileriyiz.

***
**
*

II. duyurum da şu GDO ile ilgili:

Fikir Sahibi Damaklar grubunun göndermiş olduğu bülten burada...

Lütfen okuyun okutturun...

Tepkisiz kalmayın... Neler yapabiliriz?

Mesela aşağıdaki örnek gibi bir form hazırlayıp, etrafımızdaki insanlara imzalatabiliriz:

"
Sağlıklı gıda yemek istiyoruz
Gıda ,tohum haktır
Genetiği Değiştirilmiş ürünleri bu ülke topraklarında ve gıda olarak sofralarımızda istemediğimizi beyan ediyor, GDO’lu ürünlerin ülkemize serbest giriş ve serbest dolaşımlarının, çıkarılacak Biyogüvenlik Yasası ile kontrol edilmesini, bunların ekilip dikilmesini yada gıda olarak tüketilmesini istemeyen halkın iradesine saygı gösterilmesini istiyoruz.
ADI SOYADI ŞEHİR MESLEK İMZA
"




GDO'ya hayır grubundan gelen bir mail'i paylaşıyorum:

"From: gdoyahayir@yahoogroups.com [mailto:gdoyahayir@yahoogroups.com]
Subject: [gdoyahayir] TARIM BAKANLIĞINA GDO FAKSLARI


arkadaşlar,

ziraat müh od ist şb tarım bakanlığına mısır balonu kampanyasında toplanan imzaları fakslıyor.

tarımsal araştırmalar genel müd
faks: 0 312 3153448 - 3432118

tarımsal üretim ve geliştirme genel müd
faks: 0 312 2870041

koruma ve kontrol genel müd
(faksı araştırılıyor)

bu genel müdürlükler yönetmelikte adı geçenler.

faksı olan ve elinde imzalar olan arkadaşlar da bu eyleme başlayabilirler.

ahmet"



Biz de okulumuzda çocuklarımızla konuşuyoruz; artık yiyecek konusunda çok daha dikkatli ve seçici olmalarını öğütlüyoruz. "Fikir Sahibi Damaklar"ın bültenini büyütüp öğretmenlerimizle paylaştık. Yapacağımız "Sağlıklı Beslenme" konulu bir seminerde de velilerimizle paylaşımlarımızı sürdüreceğiz.

Hedef GDO'nun geri çekilmesi... Olmadı, etiketlerde bilgilendirme hakkımızın bize verilmesi... Ama asıl önemli olan artık seçici olmak ve "şüpheli" hiçbir gıdanın yanına yaklaşmamak...

Bugün okuldan dönerken çocuklarımla konuştum. Maalesef bayılıyorlar mısır gevreğine, patlamış mısıra... Cips, bisküvi, vs. de ara sıra da olsa evimize giriyor... Neden vazgeçmeleri gerektiğini, neden dikkatli olmamız gerektiğini, şimdi bir şey olmuyor gibi görünse de, gelecekte onları nelerin beklediğini anlattım... Dinlediler, "peki annecim, artık almayız" dedi ufaklık... "Ama patlamış mısır da mı yemeyeceğiz?"

Siz tepedekiler; çocuklarımıza, geleceğimize neler yaptığınızın farkında mısınız?

!!!

ben ne şekerim yaaa!!!

kafam gitmiş nerelere gittiyse...

dün sabah kalktım, ayın 4'ü sanıyorum ve sabah tartıldım...

geceyarısı olmadan da, harala gürele yazımı yetiştirmek için çabaladım (hayır efendim, kimse balkabağına dönüşmeyecek ama tartıldığım gün yazmış olmak istedim..)...

"yayınla" deyip de kontrol için sayfaya baktım ki yazının tarihi "3 kasım" !!!

meğerse ayın dün 3'ü imiş.. yani tartılmaya daha 1 gün varmış

:((

:))

gülerim ağlanacak halime... ne diyeyim...


Not:

Kurallara uymak lazım! Madem ayın 4'ü bugün, bu sabah da tartılmak şart!

(içses): "Sen sadece işine gelen kurallara uyuyorsun ama özellikle diyet konusundaki kuralları takmıyorsun... Mesela dün akşam 1,5 minik saray helvası ve 10 kadar da sarı leblebiyi mideye indirirken, kural mural yoktu, di mi!!??!!"

(Dışses): "Bir dakika lütfen, kafamı karıştırma. Burada ilginç ama ilginç olduğu kadar da güzel bir haber vermeye çalışıyorum.Asıl tartılma günüm bu sabah idi ya! Ben de bu sabah tekrar tartıldım. Dün sabah 93.6 iken bu sabah 93.1 çıktım. Yani dünden bu yana -500 gr... Allah Allah! Yani süper tabi de, nasıl oldu anlamadım. Piller de taze :) Acaba tazeledim diye bana kıyak mı geçti?

Ayrıca o saray helvası; çok çok değer verdiğim, saygı duyduğum bir insanın izzet-ikram getirdiği hediyeydi. Çok minik dilimlerdi. Buçuk olan da ufaklığın tabağında kalandı, ziyan olmasın diye yedim... Leblebinin ise mazereti yok! Üstelik de öyle bayattı ki..."

(içses): "Peki, hadi bir seferlik diyelim. Ama bundan sonra, mazeretli veya mazeretsiz, oyunu bozarsan, bedelini ödersin... Bu akşam saat kaç olursa olsun, yürüyüş yapacaksın. En az 35'... Ha, bir de iki gün üst üste "cıs" olmayacak. Anladın umarım...

(Dışses): "Evet, anladım. "Cıs" yok, hele iki gün üst üste hiç yok. Mesela bu akşamki davette sadece Mehtap'ın listeden seçim var: balık, havuçsuz yeşil salata, su... Ne Kalamar ne karides çeşitlemeleri, ne helva!!! ühü..ühü..ühü..."

3 Kasım 2009 Salı

uzun ince bir yol

Tartım bozulmamış, sadece pili bitmiş. Sevindim.

Kaç senelik tartı, bitmiştir.

Şimdi taze pillerle, taze taze tartılacağım.

Ama bugün rutin aylık tartılmamı yaptım ve artık 1 ay tartı yok! Yasak!

Neden?

Çünkü başa döndüm. Çünkü bir türlü bayram önceki o müthiş motivasyonuma geri dönemedim. Çünkü kör, topal, 1 ileri 2 geri bu işi götürmek istemiyorum. Çünkü... Çünkü...

Sabah çıktım tartıya. Çok şükür ki eksilme var. Çok mu? Bir önceki ayın rakamına bakarsak, hayır! Sadece 400 gr. Ama fotoğrafa geniş açıdan bakarsak, aslında grafiğin bir ara epey yükselmiş olduğunu, buna rağmen yine de -400 gr.ın "başarı" sayılabileceğini farkederiz.

Neyse...

Sıkıldım!

Asla "sağlıklı beslenme kararlılığımdan" değil... Kendimden... Kendi kararsızlığımdan...

Bunun için, başa dönmeye karar verdim.

Mehtap'ın sınıfına kayıt olduğum Mayıs'09 dan beri, devamlı takipteyim yazdıklarının... Yorumlarını bile sonuna kadar okuduğum, notlar aldığım tek blog... Gerçekten de çok keyifli orada olmak...

Ama itiraf ediyorum; bütün listeleri birebir uygulamamıştım. Her listeye, eski bildiklerimden katkılar yaparak, bildiğim değişim listelerini katarak, yani kendi yorumumu da katarak birşeyler yaptım... Bazen DKZ (doyma sinyallerimi dinleyerek) uyguladım, bazen kalori saydım... Başarısız da olmadım aslında... Azar azar hep verdim...

Şimdi sorunum ise konsantremi kaybetmiş olmam. "Kendime yeni yollar bulmaya çalışıyorum, yeni kaldıraçlar" demiştim geçenlerde... "Spora başlarsam, olacak" da demiştim... Ama başlayamadım. Biliyorum ki bu gerçekleştiğinde kendimi çok ama çok iyi hissedeceğim. Az kaldı, biliyorum... Çünkü herşeye baştan başladım:

Mehtap'ın listelerine 1. haftadan başladım. 2. günüm bitti. Açlık falan yok gündüzleri, hatta ara öğünleri bazen zamansızlıktan atlıyorum (olmamamalı, biliyorum!)... Esas derdim olan "akşam çay ve yanında birşeyler atıştırma" da, şu an için sessizliğe bürünmüş görünüyor... Akşamları; bitki çayı, metabolizma çayı falan içip kendimi kandırmaya çalışıyorum...

Benim yeni yolum bu...

4 Aralık'taki tartılma günümde 89.9'lara artık kavuşmak ve sayfanın en altındaki ticker'a yeni bir hedef yazmak dileğim...

Kendimi seviyorum ve bunu hak ediyorum!

1 Kasım 2009 Pazar

ya herru ya merru*




Cumhuriyetimizin 86. Yılı Kutlu Olsun. Yüce Ata'mızı, değerli asker arkadaşlarını ve tüm şehitlerimizi bir kez daha minnetle, saygı ve sevgiyle anıyoruz.
**********************
*******************
**************

Çarşamba sabahı tartıldım. Aslında rutin tartılma günüme daha vakit vardı ama hem 3 günlük detoksun sonucunu görmek, hem de yolculuk öncesi ne durumda olduğumu ve dönüşte ne durumda olacağımı net saptamak için "ara tartılma" yaptım diyelim.

Detoks öncesi 94,7 kg. (evet, son tartılmadan sonra bir +700gr. daha!)
Detoks sonrası 93,1 kg. (güzel:))

Güzel de, dönüşte ibrede "+" görürsem, kendime ceza vermeye karar verdim. Verdim de nasıl bir şey olacağına karar vermedim. Lütfen, lütfen eksilme olmasa bile aynı rakamı göreyim.. Pleeeesa!

Şimdi yolculuğa bu kilo ile çıktım..


Dönüşü yazacağım..

Şu anda otel odasında hareket saatini beklerken yazıyorum. İnternet yok, kısmetse eve varınca aktaracağım yazdıklarımı.


Kısaca beslenme düzenimi yazarsam:

Efendim; çarşamba sabahı kahvaltımda yine hayvansal bir ürün yoktu. 1 Küçücük dilim çavdar ekmeği, 6-7 adet annemin yaptığı kırma yeşil zeytin (şimdi tam mevsimi ve bu mevsim bu zeytinleri dört gözle beklerim), domates, salatalık, maydanoz ve ıhlamurlu bitki çayı... Midem de kafam da rahat!

Yolculuk kendi arabamız ile gerçekleşecek ve bu sebeple eşim kıtalararası gidecekmişiz gibi erzak depolamış, her zamanki gibi!

Çocuklara ve eşime ikram ederken, ben de; 1 avuç kadar şamfıstığı, 1 avuç kadar leblebi, 500 ml. bitki çayı, 2 adet müthiş ama müthiş un kurabiyesi (bunu bir ara denemeliyim: antep'ten gelen bu un kurabiyesinde tereyağ ve kristalize şekerin damağınızda bıraktığı lezzet ile beyniniz uyuşuyor resmen!)...

Bunlar arabadaki "ara öğünler"...

Öğle ikindi arası 1 porsiyondan az köfte (8-2), acı biber soslu... Sonra yine yolculuk ve 1 un lkurabiyesi ile 2 mandalina...

Akşam yemek yok, birkaç adet leblebi var...


Perşembe sabahı; yeşil çay, 1 dilim çavdar ekmeği, kaşarlı omlet.. Kahvaltıdan sonra 1 adet un kurabiyesi (kutu bitse de ben de rahatlasam!)... Arada 2 adet expresso... Biri sade, biri kremalı..


Bu arada, gittiğimiz 2. cafede, kahvenin yanında gelen incecik rulo yapılmış minik kağıt dikkatimi çekti..

Meğerse burada adetmiş, belki bizde de veya başka ülkelerde de yaygındır ama ben yeni gördüm, hoşuma gitti! Fincanın kenarına bir (onlara göre) "niyet kağıdı" koyuyorlardı. Bulgarca bilmediğim için eşimin asistanına çevirmesini rica ettim.
Benim fincanımdaki kağıtta yazan söz tam da benlik çıktı:


"Uzun yolculuklar bir adımla başlar."

(İçinde bulunduğum durumu bundan güzel anlatan başka söz şu anda aklıma gelmiyor)


Bu uygulama okuduğum bir hikâyeyi getirdi aklıma: Süper marketin birinde, kasada müşterilerin torbalarını doldurmaya yardım eden bir kişi, bir süre sonra müşterilerin torbalarına kendi hazırladığı ve üzerinde bir adet "günün sözü" yazılı kağıtları atmaya başlar. Bir süre sonra, o kişinin kasasında günün sözünden almak isteyen insanların oluşturduğu uzun kuyruklar oluşur...
Böyle bir hikâyeydi...

Nerede kalmıştım:

İkindi gibi çocuklar acıkınca pizza yemek istediler. Herkes pizza, ben ton balıklı salata yedim. Tabi eşimin "olmaz, illâ ki tadına bakacaksın" diye verdiği 2 lokma ve bir küçücük kenarı saymazsak...


Gecenin ilerleyen saatlerinde de 1 küçük adet baklava dilimi ve birkaç leblebi vardı...

Dönüş sabahının kahvaltısı bir öncekiyle aynıydı. Sonrasındaki yolculuk atıştırmalarında ipin ucunu kaçırmamaya çalıştım, akşam yemeğinde yine acı soslu köfte (ekmeksiz) ve yoğurt vardı...

Cumartesi sabahı tartılıp günah-sevap hesabı yapacaktım ki, o ne! Tartının pili bitmiş! Yani umuyorum öyledir, umarım bozulmamıştır, yeni piller gelince anlaşılacak.


Tartılamadım. Aldım mı, verdim mi, bilemedim! Böylece muhtemel bir cezadan da kurtuldum :)
Bu arada ayın 4'üne de çook az kaldı bu arada...Ya herru ya merru*


*Benim bu haliyle bildiğim ama "ya herro ya merro" veya "ya herrü ya merrü" versiyonlarının da bulunduğu bildirilen; itü sözlüğe göre "ya batar yada çıkar manasında kürtçe bir deyimdir" ve
"ingilizce'de "make it or break it" deyimine yakın anlam taşır"diye tanımlanan bir deyim/söz grubu...

26 Ekim 2009 Pazartesi

2 ileri 1 geri...

Mayıs ayında yaptığım detoksun bir benzerine başladım cumartesi günü..

Sebze ağırlıklı besleniyorum.
Hayvansal gıda yok, tahıl grubu da yok...
Siyah çay, kahve, konsantre ve gazlı içecekler de yasak..
Bol yeşil çay, içinde her türlü bitki ve aromatik ot olan bitki çayları serbest..
İkindi gibi badem, kayısı, siyah kuru üzüm, fındık (hepsinden 1-2'şer adet, o kadar)..
Sabah 1 bardak ılık su+ 1 tatlı kaşığı bal+ 2 çorba kaşığı elma sirkesi..
Dün akşam 1 bardak taze sıkılmış nar ve mandalina suyu içtim..

Çarşamba günü bir iş gezisine çıkmam gerektiği için, toplam 5 günü uygulayabileceğim bu programı.. Zaten fazla uzatmak da iyi değil.. Amacım biraz disipline olabilmek, sonrasında bayramdan önceki halet-i ruhiye ile yoluma devam edebilmek..

Dün akşam Mehtap'ın blogunda, Nükhet'in harika hikâyesini okudum. 6 ayda 25 kilo, dile kolay.. İnanmak, azmetmek ve sonuçta da murada ermek.. Gerçekten çok çarpıcı! Feyz alabilene ne mutlu!

Alınmazsa ne mi olur? Benim gibi 2 ileri 1 geri, gidilip gelinir.. Daha kötüsü hep geri.. Allah korusun!

21 Ekim 2009 Çarşamba

"zaman sadece birazcık zaman"

Az önce öğle yemeğinden geldim:

Yayla Çorba, Patlıcan Musakka...

Yedim!

Ne yayla çorbadaki pirincin, ne de musakkadaki patlıcanların yağda kızartılmış olmasının beni germesine izin vermeden... Ekmek almadım, makarna almadım... Muhallebiyi de yanıma aldım, öğleden sonraki çay saatimde ara öğün yapacağım... Sabahki ara öğünümde ise 1 adet yeşil elma vardı...

Kahvaltım klasik peynir+domates,vs.. türündeydi..

Akşam yemeğinin de böyle "dengeli" olacağından hiiç şüphem yok, kesinlikle!

Zaten gündüzleri asla kaçamak olmuyor. Her şey çoğunlukla dengeli ve sağlıklı... Geçen gün öğle yemeğinde hep "zararlılar" vardı, ben de sadece bir çorba içtim... Arkadaşım soruyor "sen gerçekten doydun mu şimdi?" diye... "Evet" dedim... "Midem çok dolu ve şiş ama beynim aç!"... Gülüştük... Anladı mı bilmiyorum ama beynin aç olması esas tehlikeyi oluşturuyor aslında... Gözün döndüğü zamanlar beyin açlığının tavan yaptığı zamanlara denk gelmekte genelde...

Dedim ya benim açımdan gündüz hiç sıkıntı yok!

Amaa...

Gel gör ki akşam yemek sonrası "çay faslı" beni bitiriyor yine...

Bu aralar ben yine buna teslimim... Bazen az zaiyat bazen fecaatt!!!

Bu faslı bıraktığımda veya "kararınca ve sağlıklı tercihlere yöneldiğimde", biliyorum ki ibre yine "-"ye doğru gidecek..

Biliyorum ama "bu ara" uygulayamıyorum...

Teşbihte hata olmaz ama ateş çemberinin* tam orta yerinde gibiyim... Çember gittikçe daralıyor ve biliyorum eğer kendimi atamazsam dışarı, yanacağım! Yine mutsuz, yine huzursuzum bu yüzden...

Bu nedenle, önce ruhumun sonra bedenimin bir arınmaya ihtiyacı var...

Anladım ki beni yine "RUH ve BEDEN TEMİZLİĞİ" paklayacak...

...

*"... ya dışındasındır çemberin ya da içinde yer alacaksın... kendin içindeyken kafan dışındaysa çaresi yok kardeşim... her akşam böyle içip kederlenip mutsuz olacaksın... meyhane masalarında kahrolacaksın... şiirlerle şarkılarla kendini avutacaksın... ya dışındasındır çemberin, ya da içinde yer alacaksın..."

19 Ekim 2009 Pazartesi

başlıksız

"...ben o duvarlara çarpa çarpa nasır tuttum,
ağlaya ağlaya yosun tuttum..."

Epeydir yazamadım koşturmalardan, şimdi müsait olunca bakayım dedim en son ne yazmışım ve son cümleyi okuyunca da, dilime geliveren bu şarkı oldu işte:

"...ben o duvarlara çarpa çarpa nasır tuttum,
ağlaya ağlaya yosun tuttum..."


42 yaşta bir kez daha net anladığım nokta şu ki: benim kontrolsüz yeme nedenlerimin başında "stres" geliyor!

Eğer çok yoğun bir tempo içinde isem, üstüne üstlük bir de stres, gerginlik, hafif veya yüksek depresyon halleri içindeysem, birine çok kızgın veya kırgınsam kendimi yemeye veriyorum ve ne yediğime, ne kadar yediğime aldırmadan... Aklım başıma geldiğinde, midem çoktan çöplüğe dönmüş oluyor ve bu sefer de pişmanlıktan, kendime kızgınlıktan yiyiyorum. Bu bir kısır döngü halini aldığında ise iş işten çoktan geçmiş oluyor maalesef...

Neyse ki bu sefer aklımı başıma getirecek biri/birileri var yanımda:

"...sevgili Terazi, devam.. 80’lere geldiginizde iki ay duracagiz, ve sonra tekrar son hiz baslayacagiz.. vaz gecmek, durmak yok.. almayin cikolata filan.. bunlar cok hassas aylardir, hemen geri gelir kilolar.. yenilmeyin lutfen.. lutfen.."

Ne yapıyorum ben?

O kriz dönemlerinde bu soruyu sorsam da kendime, duymamazlıktan gelirdim, geçiştirirdim... Üzerinde durmaz, düşünmezdim... Ama Mehtap'ın -onca iş-güç arasında ve hiçbir karşılık beklemeden- zaman ayırıp da tek tek postlara yanıt vermesinden ve yukarıdaki cevabından çok etkilendim: "... yenilmeyin lutfen.. lutfen.."

yenilmek istemiyorum,

yenilmeyeceğim...

duraklama dönemidir, geçecek...

5 Ekim 2009 Pazartesi

mazeret yok!

Dün tartılma günümdü ve beklediğim gibi aylardan beri ilk defa +2!

Olsun! Hayat ne zaman ve kime her zaman dümdüz, engebesiz olmuş ki.. İniş çıkışlar, sert virajlar, taşlı çakıllı yollar veya dümdüz asfaltlar.. Hepsi bize.. Mühim olan, duraklamalarla da olsa, yola devam etmek..

Yazacak bir çok şey var ama vakit???

Az..

Yazabildiğim, yetiştirebildiğim kadarıyla:

  • Perşembe süperdi. Teşekkür ederim beni şımartan tümm sevdiklerime.. Yemek konusunda çizme çok aşılmadı aslında.. Ama "kuraldışı"lar vardı gün içinde..
  • Bir de programda özellikle akşam uyulması gereken "karbonhidratsızlık" kuralı safdışı oldu!
  • Cuma günü de Perşembe buluşamadıklarımızla programımız olduğundan, o gün de kenarından kıyıısından bir ihlal söz konusuydu :(
  • Cumartesi sabahı kendimize gelindi, "rüzgar gibi geçen 2 günün " muhasebesi yapıldı..
  • Cumartesi günü, bu sefer de ZAMANSIZLIKTAN ve KOŞUŞTURMADAN programa uyulamadı ve akşama kadar neredeyse "aç" dolaşıldı! Akşam acısı çıkarıldı!
  • Pazar günü tartılınıp da +2 görüldüğünde, "soğukkanlılık" korunur gibi yapılsa da, "ne olacak bu benim halim" sendromu başladı. Arkasından gelen tuhaf ruh halinde; önce "birşey yememe" modu, sonra "yarın pazartesi, tekrar başlayacaksın, bugün serbest gün olsun!" modu arasında gidip gelindi...
  • Kısacası "I. TATİL BİTTİ PROGRAMI" başarısızlıkla sona ermiş oldu!

***********************

  • Bu sabah normale dönmüş vaziyette, sabah müslili kahvaltı yapıldı..
  • Az önce de elma ve cevizli ara öğün yendi..
  • Öğle yemeğinde çorba, salata; 2.ara öğünde evde hazırlanan mini kepekli ekmek+b.peynirli tost var..
  • Akşam ise salata ve ekmeksiz köfte olacak...

************************************************************

Duvara çarpmak işte bazen böyle iyi geliyor!!!

30 Eylül 2009 Çarşamba

3 Haftalık Program / 3.gün

Aman maşallah diyeyim!

Ne zamandır bu kadar düzgün ve aksatmadan bir program uygulamamıştım.. Kendime aferin, hem de kocaman..

Sabah: 2 ince dilim çavdar, beyaz peynir, 1 yumurta ve çay
(reçel veya bal da varmış unutmuşum)
1.Ara : 1 şeftali, 2-3 ceviz
Öğle : Kuru fasulyeli çorba (kalan yemekleri karıştırıp yepyeni yemekler icat etmeyi pek severim.. bu da bizim "ovmaç/uğmaç/ummaç" -adı herneyse- diye bir çorbamız var, onu andırır lezzette olmuştu.. beğendim:))
2.Ara: 2 galeta, 1 parça beyaz peynir, 2-3 tatlı kaşığı armut marmelatı(ev yapımı,az şekerli/sabahki hakkımı da ekledim..)
Akşam: 1 kaşık yağ ile hazırlanmış, domates-biber soslu ton balığı+ 2-3 kaşık yoğurt (bu öğünde yoğurt var mı emin değilim aslında ama kaç gündür süt grubundan bir besin almadığım için, öğle yemeğindeki hakkımı da ekleyerek..)

Aralarda -2-3 fincan oldu sanırım- metabolizma çayı..

Bir de yaklaşık 1 hafta 10 gündür -bağırsak tembelliği için- sabahları 1 bardak ılık su+1 tatlı kaşığı bal+2 çorba kaşığı elma sirkesi kürünü yapıyorum..

Şimdi, yarın için peşin peşin kaçamak izni alıyorum.. Çok olmamasına çalışacağım ama söz de vermeyeceğim.. En azından dengeleyeceğime inanıyorum...

İnanıyorum, o halde başaracağım :))

29 Eylül 2009 Salı

3 Haftalık Program / 2.gün

Sabah uyandığımda midem çok şiş geldi bana.. O uyku sersemliğiyle "yine dün gece çok mu kaçırdım?" diye sordum kendime ama sonra toparladım ki; değil fazla kaçırmak, midem hafiften kazınır haldeydi yatağa girdiğimde.. Mutlu oldum ve "aferin" dedim kendime :))

Sabah kahvaltım (saat: 08.45 civarı) dünkünün aynısı idi: 2 küçük dilim çavdar ekmeği, beyaz peynir, domates, salatalık, maydanoz (dün roka yemiştim) ve şekersiz açık çay.. Biran önce alışverişe çıkıp, ekmek seçeneklerimi, vs. arttırmalıyım..

Az önce 1. ara öğün olarak 2 adet incir ve ceviz yedim.. Biliyorum, incir diyet için çok da makbul olmayan bir meyve seçeneği ama bunlar "sultan selim" denen tür ve bir daha belki yiyemem diye.. Dün bu öğünde -evde üzüm ve incirden başka meyve olmadığı için-, seçimimi salatalık ve cevizden yana kullanmıştım..

Birazdan öğle yemeği için yine dünkü gibi sadece çorba (ezogelin) içeceğim.. Eksik veya az yemek de iyi değil biliyorum ama bu saatlerde canım birşey istemiyor..

2.ara öğünde dün çayın yanında, çavdar ekmeğinin küçük bir kıyısına beyaz peynir koyup yedim, börek veya tost niyetine..

İtiraf edeyim, bu 2. ara öğün çok iyi geldi. Çünkü, saat 5'de çay keyfi ve akşam yemeğinden sonraki çay keyfi vazgeçemediklerim.. Akşam çay keyfine 3 haftalığına ara verdik çünkü yanında birşey olmadan içilen çay, keyif değil benim için.. Bu yüzden de akşamları ve aralarda içmek için şimdi metabolizma çayımı hazırladım ve kaynatıyorum.. Ev mis gibi karanfil ve tarçın kokuyor şu anda :))

Tarifi burada var ama ben de alıntılayım:

Metabolizma Cayi:

  • 1 buyuk elma, kabuklariyla birlikte, sadece 4'e bolunecek
  • 1 limon 4'e bolunecek
  • 1 tatli kasigi kara biber (tane olarak, sakin toz halde koymayin, icemezsiniz)
  • 1 cubuk tarcin
  • 4-5 adet karanfil
  • 3 litre suyun icinde, su 1.5 litre kalana kadar kaynatilacak..
  • limonlari ve elmalari (karabiberleri degil) ezebilirseniz iyi olur. oksurugu de iyi gelir bu arada.. tadini iyilestirmek isterseniz, ihlamur ekleyin biraz..

Ben 3 adet de zencefil attım içine.. Biraz acı olabilir ama olsun..

Dün akşam yemeğinde kıvırcık ve maydanoz ile elma sirkeli salata yapıp, dardanel'in sardunya konservesini (yağını atmak için) iyice sudan geçirerek üzerine koyarak yedim.. Aslında evde diyet ton da vardı ama canım biraz yağ ve tuz istedi.. Bu akşam da diyet ton ile yeşil salata düşünüyorum...

Off! Çay çok güzel koktu.. Şimdi kaynar kaynar bu çaydan 1-2 kupa kadar bir demliğe alacak ve içine aktardan aldığım 1 tatlı kaşığı fundayı ekleyip 10 dakika kadar demlenmesini bekleyeceğim ve süzerek öğle yemeğinden önce içeceğim..

3 haftalık program iyi başladı ve de iyi gidiyor gitmesine de, bir de spora başlayabilsem, işte o zaman harika olacak...

28 Eylül 2009 Pazartesi

3 Haftalık Program / 1.gün

Tüm gün son derece iyi gitti tâ ki şu dakikalara kadar :((

Şu anda saat: 21:40 civarı.. Çay krizim tuttu ama boş içemem ki çayı.. Yanında illa birşeyler olmalı ama Mehtap ve sınıf ile yeni 3 haftalık bir programa başladık (burada)
3 hafta akşamları 20'den sonra karbonhidrat alımı yok! Bitki çayı içebilirim ama onu da canım hiç istemiyor..

"İlk 3 gün zor geçer" demişti zaten Mehtap..

En iyisi yatıp uyumak..

hamiş1: yatıp uyumadım.. geç saatlere kadar da bilgisayarda işlerimi yaptım.. birşey yemedim, içmedim, midem hafif kazınır şekilde ama kendimle gurur duyarak yatağa girdim..

hamiş2: sabah tartılmıştım, mehtap'ın önerisi üzerine.. gördüğüm rakam, bir önceki yazımda belirttiğim "koşturmaların bana getirisi de götürüsü de 4 Ekim'deki tartılma gününde çıkacak ortaya" öngörümle son derece örtüştüğü için şaşırmadım ama etkilendim!!! Efendim, 20 Eylül bayram sabahı digital olmayan tartımda gördüğüm 91 rakamı gitmiş, 28 Eylül sabahı digital tartıda gördüğüm 94,1 rakamı gelmişti.. YORUM YOK! Tek söyleyebileceğim, tam vaktinde yazlıktan dönmüşüz.. Şimdi benim esas tartılma günüm olan 4 Ekim'i bekliyorum..

27 Eylül 2009 Pazar

yaşasın tatil bitti!

Aslında derdim tatil değil.. Ama yazlık düzenden kışlık düzene bir türlü geçememek ve bu düzensizlik içerisinde iyice bunalmıştım. Tam olarak ne orada ne burada olamamak.. Ne oraya ne buraya ait olmak.. İşte bu benim şikayetim..

Ramazan, arkasından Bayram derken yazlıktan bu tarafa geçiş tarihi uzadı da uzadı. Bayramın bitmesiyle de çok hızlı bir süreç başladı haliyle: okul bir taraftan, çocukların okul hazırlıkları, evin temizliği, taşınma, yerleşme-yerleşememe, yazlığın kapatılması ve daha sayamadığım ama içinde olmak durumunda olduğum koşturmaların bana getirisi de götürüsü de 4 Ekim'deki tartılma gününde çıkacak ortaya..

Az önce Mehtap'ın bloguna da yazdım:

"freni patlamış kamyon gibiyim... önüme geleni silip süpürüyorum.."

Bayram sabahı 91'i gördüm tartıda.. Yani Ramazanda 1 kg vermişim ki bu benim için ilktir! Yani Ramazanda kilo vermek… Bu sebeple mutlu olmuştum..

Ama Bayram sonrası sanırım -sanırım değil eminim- iş güç yüzünden psikolojik olarak yaşadığım endişelerin yansıması, beynimdeki "sağlıklı beslenme" ile ilgili bilgilerin kullanımını "erişime kapattım"!!!

Motivasyon gerilemesi anlamında veya özgüven kaybı anlamında bir durum söz konusu değil.. Aksine, son derece kararlıyım ama 28 EYLÜL 2009 tarihine kadar beynim mideme izin verdi ve ben dışarıdan film izler gibi izliyorum ve bekliyorum..

Yarın -5 aydan beri ilk defa- yine bir pazartesiyi bekliyorum "başlamak" için...

Tüm "pazartesi bekleyen" diyet severlere hayırlı uğurlu olması dileğiyle...



4 Eylül 2009 Cuma

gidiyor!

Gidiyor kilolar gidiyor...

Ramazan olmasına, bol kaçamaklı ve pek az kısıtlamalı öğünlere rağmen, kilo vermeye devam...

Az ama öz...

Periyodik tartılma sonucuma göre 2 kg. daha gitmiş ve 92 olmuşum...

Aslında bu rakamı yaklaşık 3 hafta önce görmüştüm, tatile çıkmadan evvel yani.. Tatile gidiş-dönüş, o zaman dilimindeki özgür seçimler ve sonrasında gelen Ramazan'da değişen yemek düzeni ve içeriğine rağmen, "-2" kg...

Şimdi belki gelecek ay, uzun zamandır özlem duyduğum sonuç olan 89,9'ları görebilirim. Ama hiç kasmadığım için ekim değil kasım tartılmasında da bu mümkün.. Hiç önemli değil, önemli olan ağırlıklarımın yavaş da olsa (ki haftada 0,5 kg. uzmanlarca son derece normal ve olması gereken) gidiyor olması..

Okulların açılmasına az kaldı ve hazırlıklar tam gaz.. Bu sebeple değil düzenli olarak yazmak-okumak, ara ara bile giremiyorum ne kendi ne de diğer bloglara.. Bu sebeple; vakit bulduğum anda, detaylar için yazacağım..

14 Ağustos 2009 Cuma

hayır diyebilmek...

Bu sabah uyandığımda içimde dünden gelen hafiflik ve bunun yanında da "hayır demenin mutluluk ve gururu" vardı..


Sabah bir önceki ile aynı kahvaltımı yaptım ve sonrasında rutin ev işleri ile öğleni buldum. Bugün 13.00-16.00 arası okulda toplantım vardı.. Bunun için biraz da telaşeli, bitirip işlerimi yola çıktım. Ne çok su içtim, ne de öğle için birşeyler atıştırdım.. Aslında 1 meyve yiyebilirdim ama vakit olmadı..

Toplantı esnasında çayın yanında susamlı tuzlu ev kurabiyeleri-hani şu kandil simidine benzeyenlerden- ikram ettiler.. Neredeyse 1 veya 2 lokmalık olarak hazırlanmış bu kurabiyelerden 4 adet yedim.. Yani hazırlarıyla kıyaslarsak 1,5-2 adet gibi.. Bu sorun değil de tam çıkarken, bir arkadaşın çocuğunun mezuniyeti sebebiyle ikram edilen içi dolgulu çikolatayı kabul edip, mideye indirirken içimden kendime kızıyordum.. bu da "hayır diyememenin ağırlığı" idi işte.. ama hatır için.. Yapacak birşey yoktu..

Eve gelip, 17.00 civarı çocuklara çay ve poğaça ile kek ikram ederken, benim de aklım dünkü "sakızlı kurabiye"lerdeydi... ısıtırken kopan bir parça zeytinli poğaçayı ağzıma attım ve durdum.. Su içtim, gezindim.. Krizimin geçmesini bekledim.. Bu kurabiyeler bitmeden bana rahat yok! anladım...

Kendime yeşil çay yapıp, akşam yemeği hazırlığına başladım.. Yayla çorbası, salçalı biftek, makarna, fırın kabak (kabakları dilim dilim hazırlayıp, yağlanmış fırın tepsisine aldım..üzerine tuz serpip, tepsinin yağı ile harmanladım ve fırına verdim.. gerçekten çok hafif oldu), bol sarımsaklı yağsız domates sosu ve yeşil salata hazırladım.

2 küçük kepçe az taneli çorba içtim, sonra da üzerine 1 kaşık yağ gezdirdiğim salata ile domates soslu kabak yedim bol.. 1 tek tane de makarna yedim, göz hakkı diye.. Yoğurt yemedim, et yemedim.. Canım da istemedi zaten..

Şimdi de yine zahterli, karanfilli ve limonlu yeşil çay içiyorum..

İçim rahat ve hafifim.. Yarın sabah yine aynı kahvaltı ve sonrasında da sadece 1 meyve veya 1 kase çorba yiyebileceğimi düşünüyorum çünkü yoğun bir gün olacak.. Önce 2 toplantı, daha sonra da gece için hazırlık faslı var.. Bu sebeple yarın yazmam mümkün görünmüyor. Pazar günü de 1 haftalığına çıkacağımız tatil+iş gezisi (bu sefer çocuklarımızla:)) için hazırlanacağım ama fırsat bulur bulmaz yazacağım..

Herşey çok güzel olacak:))

13 Ağustos 2009 Perşembe

her tercih, bir vazgeçiştir...

Bugün zor bir gündü!

Tercihlerin ortaya konduğu, iradenin konuştuğu bir gün.. Ne zamandır kendimi böyle kısıtlamamıştım, bu yüzden o çatışma anları kolay geçti denemez.

Ne diyorum ben, değil mi?

Efendim, hafta sonu özel bir geceye katılacağız ama çok özel.. Katılanlar ile uzun zamandır görüşmedik ve bu çok özel gecede ben de güzel olmak için (aslında pazartesiden itibaren yapmayı planladığım ama bu hafta yoğun misafir kabullerim dolayısıyla erteleye erteleye bugüne sarkan) "dikkat etme" moduna girdim..

Baştan alırsam; son yazımda da belirttiğim gibi, aslında "ben diyet yapıyorum" asla diyemem çünkü yapmıyorum. Aslında bu programa başladığımdan beri bu böyle.. Bu diyet değil, sağlıklı yaşama programı.. Bir dönem için değil, ömür boyu.. Hep bu inanışla gitti 4 Mayıs'tan beri.. Hep kararlı, hep ölçülü.. Geçtiğimiz pazardan beri ise hemen hergün, ya çaya veya yemeğe misafirimiz vardı.. Hal böyle olunca; hazırlıklar buna göre oldu, menüler ve kaçamaklar da... Asla patlayıncaya kadar yemedim ama herşeyden yedim: Mayonezli salatalardan, böreklerden, pidelerden, dolmalardan, kıyır kıyır kurabiyelerden, keklerden, sütlü tatlılardan... Yeter saymayayım daha fazla.. Bazen tadımlık, bazen doyumluk, hep bunlardan yedim Pazar gününden bu yana..

Tüm bu kısıtlamasızlığın üstüne bir de malum dönemin yaklaşması sebebiyle oluşan şişkinlik eklenince, birden şimşekler çaktı beynimde ve 3 gün "kırmızı alarm" komutu verdim kendime..

Bugün 1.gündü ve bu yüzden zordu:

  • Sabah 1 dilim -kendimin yaptığı- tam buğday ekmeği, beyaz peynir, domates, maydanoz, yeşil zeytin ve yeşil çay ile kahvaltımı yaptım..
  • 1,5 lt.lik şişeye demlenmiş yeşil çay ve bol limon dilimleri koyarak gün içinde içmek üzere hazırladım..
  • Bugün çocukları havuza götürdüm ve öğle yemeğinde pizza yemek isteyen çocuklarıma eşlik etmemek için kendimle mücadele ettim (1-0 öne geçtim bu mücadelede:))
  • Öğle yemeği olarak 1 adet şeftali yeyip, yeşil çayımdan içtim..
  • Yeşil çayımdan içtim..
  • Çocuklar acıkır diye yanıma aldığım -evde yaptığım- peynirli, zeytinli poğaçalar ve cevizli keki kendime ikram etmemek için zor dayandım (2-0)
  • Yeşil çayımı bitirdim ama tuvalete taşınmaktan da fenalık geldi :(
  • Eve gelir gelmez çocuklara 1 bardak süt ve yanında yeni favorim sakızlı kurabiye ile kek verdim.. Kendime de duştan çıkınca 1 kurabiye+yeşil çay ile ödül vermeye karar verdim..
  • Duşa girmeden -geçen haftanın misafir trafiğinin tartıya yansımasını merak ederek- tartıya çıktım (aslında gün ortasında tartılmak adetim değildir).. Önceki sayıyı yanlış hatırlayarak, kilo aldığımı sandım ve "al işte! yemeye devam et!" diye kendime tam kızıyorken, en son 94 olduğumu ve tartıda o anda görünen rakamın 92 olduğunun farkına varıp sessiz bir çığlık attım:))
  • Duştan çıktım.. Kurabiyeleri ve keki deriinn koklayıp kapaklarını kapatarak dolaba kaldırdım (3-0)
  • Bir şeftali yedim, 2 bardak su içtim..
  • Akşam yemeğinde 1 büyük kase çorba içtim, z.yağlı yeşil salata, 1 dilim tavuk, acılı şalgam suyu içtim (acı biber metabolizmayı hızlandırıyordu galiba)..
  • Daha evvel hep yaptığım, "çocukların yemediği veya bitmeyen az kalmış ama tekrar da ısınmayacak yemekler çöpe gitmesin, günah! hoop mideye!" uygulamamı bu akşam yapmadım ve o çok sevdiğim -dünden kalan ve belki yenir diye dökmeye kıyamadığım- patates salatasını üzülerek çöpe gönderdim (4-0)
  • Akşam çocuklara meyve soydum, ben suyumu içtim..
  • Birazdan yatacağım, midemde hafif bir kazınma duygusu var ama bu bana çok iyi geliyor.. Böyle yattığım zamanlar kendimi çok rahat ve mutlu hissediyorum.. Sabah da daha iyi kalkıyorum..

Şu sözü bir kez daha alıntılayacağım: "Her seçim bir kaybediştir. Her tercih bir vazgeçiştir çünkü..."

Bugünkü seçimlerimden dolayı çok ama çok mutluyum: Çünkü bu seçimler ile, yıllardır hamallığını yaptığım kilolarımı kaybediyorum. Kurabiyeleri seçmedim, akşam çekirdek keyfini de.. Ama özsaygımı duyumsadım bir kez daha.. ve bir kez daha "inanmak başarmanın yarısıdır" sözü gerçek oldu..

Bu cumartesi akşamı çok güzel olacağım :))

4 Ağustos 2009 Salı

ah tatil!

Uzun, upuzun bir tatil oldu...

Geçen hafta döndüm ama herşey öyle yığılmış ki dinlendiğim onca zamanların acısını çıkartır gibi fazla mesailer ile açığı kapatmaya çalışıyorum şimdi de...

Bugün ayın 4'ü olmasa belki yine fırsat bulamayacak veya zorlamayacağım ama dedim ya! bugün ayın 4'ü... Yani tartılma ve hesap görme günüm :))

Yazacak çok şey var ama vakit yok! Şu yemek molasından çaldığım dakikalara sığdırabilecek kadarlık da olsa özet geçmem ise mümkün:

  • Tatilimin en keyifli kısmı bol bol "temiz" denize girebilmekti... Kâh dalgalı ve taşlı, kâh incecik kumlu ve durgun... Bazen mavi, bazen turkuaz, bazen lacivert... Ama temiz, ama berrak! Off! çok olmuş denizden böyle keyif almayalı :))) Şimdi bile düşündükçe içim ferahlıyor.. Ne şanslıyız böyle bir ülkede yaşadığımız için, değil mi?
  • Şimdiye kadar hiç çocuklardan ayrı tatil yapmamıştık. 10 gün kadar onları Bodrum'da halalarıyla bırakıp, eşimle şirketin organizasyonuna katıldık... Herşey yolunda, herkesin keyfi de yerinde olmasına rağmen; ömrüm oldukça ve şartlar elverdikçe çocuklarım olmadan tatile çıkmamaya karar verdim. Her gördüğüm çocuk, bizimkilere benziyordu.. Hep yemekler onların en sevdiği idi... "Keşke... " dedim durdum ve "bundan sonra çocuklarımda ayrı asla..." dedim...
  • Tatilimin ilk bölümünde çok kaçırdığım da oldu, çook dengeli gittiğim de... ama öyle çok yüzdüm ki, sanırım kilo verdim..
  • İkinci bölüm ise biraz daha "hareket bakımından durağan, yemek bakımından aktifti" :(( Aslında yemeklerde dikkat ettim ama kaçamaklar konusunda çok zayıftım ve sanırım bu sürenin sonunda ilk bölümde verdiysem bile geri geldi.
  • Son 1 haftadır, işe geldiğimden beri ise yediklerimde kontrolüm yoktu, yani özel bir yemek yapmadım, ne çıktıysa onu yedim.. Sadece miktarları az tutmaya çalıştım. İşte bilgisayar başında ve akşamları yorgunluktan, hep oturdum maalesef.. hareket "sıfır".. iyice şiştiğimi hissediyordum...

Bu sabah tartılmak vaktiydi... Yine digital olmayan tartımda, gözlerim tam seçemeden, küsuratları algılayamadan gördüğüm rakam: 94

Yani 1 kilo gitmiş 1 ayda..

Ben çıkan rakamdan mutluyum çünkü buraya ne kadar yazsam veya yazmasam da yediklerimi, yaptıklarımı ben biliyorum ve bunların sonucunda -1 kilo oldukça iyi...

Şimdi önümüzdeki ay için hedef kilo koymak istiyorum aslında ama bu çalışma temposunda da zor görünüyor... Neyse, bakalım önümüzdeki günler ne getirecek.. Çünkü 1 haftalık daha tatilim olacak ama zamanı belli değil.. Ayrıca Ramazan da geldi sayılır.. Herşey birkaç gün içinde netleşir diye umuyorum..

2 Temmuz 2009 Perşembe

dinginlik...

Bugün farklı olan ne acaba?

Hava yine sıcak, hem de boğucu..

Evdeyim bugün de ama iki gün öncesiyle kıyasladığımda, ruh halim çok farklı.. O günkü gerginlikten eser olmadığı gibi, şarkı söylemek geliyor içimden bugün..

Evde yine bir sürü iş bekliyor sırasını ve hepsini nasıl yetiştireceğim, hatta yetiştirebilecek miyim, bilmiyorum.. Ama bu beni hiç germiyor.. Olduğu kadar!

Çocuklar yine çook geç uyandılar..Yavaş yavaş kızmaya başlamıştım, "tatili uykuyla geçiriyorsunuz" diye.. Ama bugün ne seslendim, ne de kızdım.. Kalktılar, neşeyle kahvaltılarını (brunch hatta öğle yemeği sayılmalı aslında:)) hazırladım..

Hmm..

Peki ne değişti 2 günde?

Sürüncemede olan bir konu vardı; eşimin istediği, benim istemediğim bir organizasyona katılma ile ilgili.. "Karasızlık" beni öyle geren, yıpratan bir durum ki.. Aksi gibi öyle de "kararsız" bir yapım var.. En iyi, en doğruyu bulmaya çalışırken bir sürü kararsızlıklar yaşıyorum devamlı.. İşte can çıksa da huy çıkmıyor; 40 küsur olmuşum hâlâ aynı.. Neyse, bu konuyu karara bağladık: sonuç görünürde benim istediğim gibi olamasa da, sürec istediğim gibi işledi.. Bu süreçte farkına vardığım şeyler de beni ayrıca mutlu etti.. Evet, sanırım bugünkü rahatlığım "öyle ya da böyle karara varmak" sayesinde..

Bu yaşadığım kararsızlığa bağlı bekleyen birçok olay da kendiliğinden yoluna girdi, böylece bir kez daha nefes almış oldum..

Bir de geçen yazımda bahsettiğim sorun çözüldü.. Gerekli kişiler, gerekli konuşmaları yaptılar ve o perde kapandı.. Bunun etkisi olabilir mi acaba huzurlu olmamda..

Yaklaşık 10 aydır kendimi geliştirme anlamında, mesleki bilgimi yenileme ve kuvvetlendirme anlamında pek birşey yapamıyorken, dün ve bugün önemli kararlara imza atıp, bazılarını hemen hayata geçirmem de mi beni mutlu etti acaba? Çalışmak, üretmek ve işe yaramanın hazzı mı bu?

Sonra, bugün için farklı olan bir konu daha var.. Aslında tartılma zamanıma 2 gün var daha ama yarın yukarıda bahsettiğim organizasyona katılmak için yola çıkacağımızdan, "tartı günü" olarak bu sabahı seçtim. Şu anda evde bulunan tartım digital değil, yani küsuratları bilmiyorum ve asıl önemlisi çıkan rakam ne kadar güvenilir olur kıyaslama açısından, onu da bilmiyorum.. 2007 yazında da bu tartıyı kullanmıştım ve o zaman digital olan ile ölçümde fark yoktu aslında...
Bildiğim şu ki 2.400 gr vermişimmmmmm.. :)) yani 97.4 idim son kayıt altına alınan tarihte, bugün itibariyle 95 -hatta tam 95 yoktu ama yuvarlıyorum- gördüm tartıda.. Galiba bu da beni bugün böyle hafifletti...

Sebebi ne olursa olsun; bugün çok güzel, çok huzurlu, çok rahat, çok mutlu, çok hafif bir gün...


30 Haziran 2009 Salı

dersimi aldım yine...

Bu gün işe gitmedim. Evdeyim. Keyif yapmak istiyorum ama bir sürü yarım iş beni bekliyor. Offf!!! Hiç iş yapmak gelmiyor içimden... Çünkü bedenim burada ama aklım başka yerde..

Ne zamandır süregiden ve beni olduğu kadar başka birçok insanı da olumsuz etkileyen "kangren" bugün çözülecek... Ya çözülecek, ya çözülecek...

Şu ana kadar iyi yönetilmiş bir krizdi.. Umarım sonuçlarından da herkes en az hasarla kurtulur..

Bu olaydan öğrendiklerim aslında yeni şeyler değil, pek çok kişinin pratik olarak olamasa da teorik olarak bildiği şeyler... Ben sadece bir kez daha koyu kırmızı kalemle üstünden geçmiş oldum:

  1. İnsanlar ve olaylara gerektiğinden fazla değer verilmemeli, önem yüklenmemeli...
  2. "Kurumlar kalıcı, insanlar gidicidir... "Bunu paylaşmayan insanlar, her zaman için sorun üretirler, unutulmamalı...
  3. Tehlike tesbit edildiği noktada, gerekli müdahale yapılmalı...
  4. Oluruna bırakılan durumların ileride "çığ" olarak karşımıza çıkacağı unutulmamalı...
  5. "Bu yaptığım senin için" söylemi tehlikelidir; hem söyleyen, hem söylenen kişi için...
  6. Bir iş yerinde aynı aileden sadece 1 kişi çalışmalı...
  7. "ben" dilini fazla kullananlara karşı tedbirli yaklaşılmalı...
  8. Duyguların işe katılmasının ölçüsünde çok dikkatli olunmalı...
  9. Tüm çalışanlara eşit yakınlıkta ve eşit uzaklıkta olunmalı...
  10. İnsanların çiğ süt emdiği, ego ve hırsları için, tüm emeklerinizi tehlikeye atabilme potansiyeline sahip oldukları unutulmamalı...

Dersimi aldım yine...

Kullanacak yeni krizler çıkmaması dileğim...

26 Haziran 2009 Cuma

ah midem!

Geçen hafta perşembe günü detoksa başladım.. Aslında güzel gitti çünkü pek et yiyemiyorum artık..

Ama cumartesi midem, pazar ise başım çok kötüydü. Ardından pazartesi, salı da midemin ağrısı devam etti. Bu şikayetlerim beslenme düzenimden değil, son dönemdeki iş stresimden kaynaklanıyor. Bir kez daha anladım ki; keyfim yerindeyse, taş yesem midem 'bana mısın' demiyor... Ama stresli bir durum söz konusu ise, su içerken yakarak geçiyor maalesef...

Çarşamba 5 günlük detoksun ardından, normal beslenme düzenine geçtim. Tartılmıyorum. Her ayın 4'ünü belirlemiştim "tartı günü" olarak... Kıyafetlerim ve tepkiler asıl ölçütüm..

Spor konusunda kendime vadettiklerimi 2 gündür kısmen yerine getirebiliyorum.. Yüzme, denizin müsaade etmemesi sebebiyle gerçekleşemedi :(( Sabah 6.30'da kalkıp yürüyüşe çıkıyorum 2 sabahtır ki, bu beni müthiş mutlu ediyor.. Hem kendime verdiğim sözü tutmanın hafifliği, hem spor yapmanın verdiği hafiflik ile çok iyi hisediyorum..

Beslenme olarak katı kurallarım yok. Aslında işin başından beri (ilk haftaki detoksu saymıyorum), son derece esnek bir program yürüttüm. Mehtap'ın listelerini ve daha önceki diyetisyenimle yürüttüğüm programdaki listeleri -ki birbiriyle örtüşüyorlar- baz aldım..
  • Diyet değil sağlıklı beslenme vardı..
  • Listeler değil bilinç vardı..
  • Kısıtlamalar değil kontrol vardı..
  • Ya hep ya hiç değil kalınan yerden devam vardı..

Kendimi başarısız bulduğum, gerçekleştirebilseydim,bulunduğum noktadan beni daha iyi yerlere taşıyacak hususlar da yok değil... Mesela ara öğünü bazen yedim, bazen değil ara öğün, ana öğünü yemeye fırsat bulamadım... Su içmede başarısız oldum... Spor da yukarıda bahsettiğim gibi, kendimi yetersiz gördüğüm alan... Bunların önümüzdeki dönem düzelmesine özen göstereceğim..

Şimdilik geçen haftaya dönük kısa raporum bu şekilde...

Her şey çok güzel olacak...

18 Haziran 2009 Perşembe

detoks günleri...

Mehtap'ın programında merakla beklediğim haftadayım nihayet:
6. Hafta

Der ki Mehtap:


"Bu hafta cok ozel bir hafta.. Vucudumuzda bir cesit temizlik yapacagiz.. Sabahlari gozlerimiz sis olarak uyanmayacagiz, kendimizi daha enerjik, daha hafif ve zinde hissedecegiz..

Hazir misiniz?

5 gun yani persembe, cuma, cumartesi, pazar ve pazartesi gunleri diyetimizden hayvansal proteinleri cikartiyoruz.. Buna yogurt, sut ve peynir de dahil.. Beyaz unu ve beyaz undan yapilmis herseyi de unutuyoruz bu 5 gun.. Kahvenin yanina bile yaklasmiyoruz.. Metabolizma cayina da ara veriyoruz..

Bu haftanin icecegi ihlamur olsun, yesil cay olsun, ya da siz karar verin..

Bu o kadar sihirli ve yararli bir haftadir ki, zayifladiktan sonra da zaman zaman akliniza gelecek ve tekrarlayacaksiniz inanin bana..


Kahvalti

1 dilim kepekli, tam tahilli, cavdar vs ekmek (75 kilonun uzerinde olanlar 1,5 dilim yiyebilirler)
6 zeytin
1 tatli kasigi bal
Domates, salatalik, roka, kirmizi, yesil biber
veya
meyve suyu + 4 kasik musli + 1 meyve (tercihen yesil elma veya 10 adet cilek)


Birinci Ara ogun

1 meyve + 5-6 badem veya 3 ceviz

Ikinci Ara ogun

1 meyve + 2 kepekli biskuvi


Oglen yemegi

1 dilim kepekli, tam tahilli, cavdar vs. ekmek
veya
4 kasik esmer princten yapilmis pilav veya makarna
8 yemek kasigi etsiz sebze yemegi (ispanak, lahana, kereviz, pirasa, broccoli, yesil fasulye vs)
5 gunde 2 kez etsiz kuru fasulye veya nohut yenebilir ama 6 yemek kasigi yenecek, 7 degil. 8 hic degil..
1 kucuk boy havuc + 1 kucuk boy patates + 1 adet kirmizi biber haslamasi
veya
1 havuc + kirmizi pancar + roka salatasi (uzerine 1 tatli kasigi susam veya 1 tatli kasigi dolmalik fistik kavurun)
Veya
Yesil salata


Ara ogun

1 meyve + 3 ceviz
Veya
Kucuk bir kulah meyveli dondurma* (meyveli demek sutlu, cikolatali, karamelli vs olmayan demektir, anlamazliga gelmeyin)
*bu secenek 5 gunde en fazla 2 kez kullanilacak
Veya
Oglen yemeginde yenmediyse 1 kucuk boy haslanmis patates



Aksam Yemegi

1 kase corba (domates, mercimek, sogan corbasi vs)
6 kasik sebze yemegi
1 dilim kepekli, tam tahilli, cavdar vs.ekmek
Veya
ekmek yerine 4 kasik esmer princten yapilmis pilav veya makarna


Fiziksel aktivite ile desteklenmeyen butun diyetlerde kilo kaybi beklenenden yavas olur, unutmayin.. Hareket edin.. Merdiven inip cikin, dans edin, yuruyus yapin, kaldirima inip cikin yururken..Ne yapip edin, hareket edin.. Metabolizmaniz hizlansin..

Su icmeyi unutmayin..

Ara ogunleri atlamayin..

Bu cok degerli bir haftadir.. Lutfen kendinize bahaneler yaratip, kacamak yapmayin..."

......

Görüldüğü gibi içinde bulunduğumuz mevsim itibariyle de, son derece kolay uygulanabilecek bir program... Detaylar ve sorulan sorular ile yanıtları için blogu ziyaret edin. Sadece Mehtap'ı okumak değil, bloga yorum yazan herkesten birşeyler öğrenmek de ayrı keyif... Diyebilirim ki; yorumları sonuna kadar ve atlamadan okuduğum tek blog "mevsimlerden roma"...

Hiçbir karşılık beklemeden bilgilerini paylaşan, bununla yetinmeyip tek tek sorulara yanıt vererek, motivasyonu diri tutmaya çalışan değerli bilim insanı MEHTAP'a sonsuz teşekkürler...


17 Haziran 2009 Çarşamba

yaz şimdi başladı...

Yaz demek benim için "göç" demek...

Bu sene de okulların kapanmasıyla göç başladı... Aslında herşey önceden organize edilmiş, gerekli tadilat, temizlik işleri bitirilmişti... Sadece mutfak ve birkaç parça giyim eşyası toparlayıp, yazlığa geçiverecektik ama her sene bu yanılgıyı yaşıyorum işte! Hiç de öyle bir çırpıda oluveremiyor!

Çok yorucuydu ama şükür büyük kısmı bitti.. Kalan birkaç detayı da bu sabah 5.30'da kalkıp, halledip, işimin başına geldim :))

Her sene yaz başı ve yaz sonu yaşadığımız bir diğer sıkıntı da, "internetin nakli"... Bir süreliğine bağlantımız olmayacak yine... Şu internet ne kadar da hayatımızın olmazsa olmazı duruma gelmiş!!!


Nasılım? Çok iyiyim...

  • Öncelikle, günnnlerdir davul hissetmeme sebep addeddiğim nedenler nihayet ortadan kalkmakta ve bunun için mutluyum.. Her nedense, kendimi bu dönemin bitişine endekslemişim!!! Var mı bir mantığı, yok! ama öyle işte! "Bu dönem bitince şişkinliğim geçecek, şişkinliğim geçince giydiklerimin içinde daha rahat edeceğim, rahat hissedince de diyetime full motivasyon devam edeceğim..." gibi bir ruh durumu içindeydim...
  • Okullar kapandı ki bu da kendimi endekslediğim II. zaman periodu! Şimdi herşey daha kontrol altında...
  • Beslenmede tam düzen...
  • Hareket imkânları sonuna kadar kullanılacak: sabah yüzme (ki yaklaşık bir aydır devam ettiğim masaj programının sekteye uğramaması için bunu özellikle önerdiler), akşamları da yürüyüş olmalı, olacak!
  • ve kişisel gelişim ile ilgili her türlü dondurulmuş projeye yeniden merhaba!

Herşey çook güzel olacak...

12 Haziran 2009 Cuma

şımardım...

Gerçekten, bunun adı "şımarmak" sanırım...

"Kendimi kontrol edebilirim" özgüveni iyi hoş da fazlası bende şımarıklığa, bir diğer deyişle kontrolsüzlüğe sebep oldu..

Neyse ki, bu sefer çabuk uyandım ve kendimi rehabilitasyona aldım!

Şu anda işler -zihinsel olarak- yolunda tekrar..

Bir kez daha farkına vardım ki, dizginleri bir an olsun bırakmaya gelmiyor.. Bırakmamak ama ayarını da iyi yapmak.. Ne çok sıkmak, ne de gevşek tutmak..

10 Haziran 2009 Çarşamba

hafta ortası...

İyiyim, herşey yolunda..

Sadece okulların kapanmasına sayılı kalan günler sebebiyle, çok yoğun zamanlar geçiriyoruz şu sıralar...

Abartılı olmayan ama kendimi iyi hissetmemi sağlayan "minicik ve masum" kaçamaklarım oluyor ama ben kendimi hiç de suçlu hissetmiyorummm...

Bir de haftaya yapacağım 5 günlük detoks benim şu şişkinliğime çözüm olacak diye ümitliyim.. Salata, su, hareket... ı-ıh..çözüm olamıyor :((

Sevgiyle..

8 Haziran 2009 Pazartesi

koruyabilmek...

Bugün tembellik günüm... Kendime izin verdim :))

Dışarısı çok sıcak ama benim odam püfür püfür esiyor..

Yaseminli yeşil çay yaptım, birazdan öğle yemeğimi yiyeceğim: 1/2 dilim çavdar ekmeği+keçi peyniri+domates, salatalık.. Evde olsam maydanoz, roka,tere de eklerdim ama dışarıda zor oluyor yemek sonrası diş bakımı.. Öğleden sonra da 1 veya 2 adet kepekli üzümlü kurabiyem var.. Mutluyum..

Dedim ya, bugün izin günüm.. Ben de ne zamandır bakamadığım blogları ziyaret edeyim, kimler nerelerde bakayım dedim.. Özellikle de diyet bloglarına.. Uzun ve detaylı yazmak istemiyorum ama "bu işi bitirenler!" olarak eskiden takip ettiğim bazı bloggerları tekrar okuyunca; şaşırdım, üzüldüm... Çünkü her bir gramın nasıl verildiğini, tartıda eksilen rakamların yarattığı acayip çoşkuyu en iyi biz biliriz.. Birbirimizin halinden de en iyi biz anlarız.. Bunun için "vah"landım

Vardığım ve kesinlikle bir kez daha emin olduğum sonuç şudur ki:

"diyet yapmak hiçbirşey, diyetin kalıcı olmasını sağlamak herşey..."

Keşke herkese tek tek ulaşma şansımız olsa, "hadi tekrar beraber başaralım" desek... Oluşan sinerji herkesi çepeçevre kuşatsa, bu abuk konuyla ilgili daha fazla mutsuz olunmasa...
Bir zamanlar yolu bir şekilde bu konu ile kesişen herkes "gönlündeki" gibi hafiflese...

Tüm bunları diliyorum ama vakit saat gelmeden de ne yaparsak yapalım, başarılı olunamıyor.. bunu da çoook iyi biliyorum..

Kolaylıklar ve sabırlar, tüm bu yolculuktakilere...

yolumdayım...

Dün yediklerime baktım da benim klasik tablomu gördüm yine...

Sabah normal başlayıp, gün içinde de normal seyreden ama akşam ve gece birden ivme kazanan beslenme grafiğim...

Ben bunu hep yaptım ve hâlâ da yapıyorum işte: Geç saatte yemek!

Mesela öğlen yoğurt yemişim, sonrasında ayran içmişim... Şimdi baktığımda süt grubu hakkımı kullanmışım ama olmaz, yetmez! Bir de üstüne süt tatlısı... Kesmedi, üstüne dondurma!!! Bari birinden birini bırak ertesi akşama değil mi? Yok, o anda beyin onu yeme ve bitirmeye konsantre olduğu için şu anki mantıklı içses devre dışı!!!

Bir diğer konu ise "hepsini ye, bitir" öğretisi...

Aslında yediğim lahmacunun hamuru çok çok inceydi ve süper yağsızdı.. Yani kalori olarak asla dert etmiyorum. Takıldığım miktarı: 1 yetmezdi ama 2 de çok geldi ve şiştim.. "Aman, tabağında bırakma, kısmetini bitir, arkandan ağlar!" var ya yıllarca öğretilen ve şimdi de bizim çocuklarımıza öğrettiğimiz... İşte beslenmedeki temel yanlışlarımdan benim.. Kendi tabağındakileri bitir, olmadı çocuklarınkini sil süpür, yetmedi tencerenin dibinde kalanları sıyır... Çöpe gitmesin ama kalçana, bacaklarına, göbeğine gitsin!!!

Neyse, işte yazmanın güzellikleri... Oku, ders al, bir daha tekrarlama...

Mehtap'ın programında 4. haftam bitti... Ondan bir hafta önce de detoks yaptığım için, benim sağlıklı beslenme düzenine geçişimde:

1+4= 5 bitti, 6. haftaya girdimm :))

Süre&süreklilik açısından, süper ötesi..

Programa riayet, çok iyi..

Hareketlilik&spor, vs.. oldukça iyi..

Moral&motivasyon harika..

Kısacası benim cephede herşey yolunda... Son birkaç gündür hissettiğim şişkinlik, halsizlik bile motivasyonuma olumsuz etki yapamadı. Yolumdayım ve güvenle ilerliyorum... Tartıyı yine kaldırdım, 4 temmuza kadar da tartılmayı düşünmüyorum...

Dilerim tüm diğer sınıf arkadaşlarım için de aynı güzellikler geçerlidir..

Sevgiyle

7 Haziran 2009 Pazar

4. hafta biterken...

Pazar raporu:

  • Saat: 08.30
    Her zamanki gibi "normal ve sağlıklı bir kahvaltı",
  • Saat: 11.00
    Çok küçük bir kase kiraz,
  • Saat: 13.00
    200ml. yoğurt,
  • Saat: 17.30
    2 lahmacun+1 bardak ayran,
  • Saat: 21.00
    Ev yapımı sütlü tatlı üstüne 2-3 çorba kaşığı kadar dondurma,
  • Yeşil Çay,
  • Aralarda mümkün olduğunca su,
  • Bahçede "fiziksel efor" gerektiren çalışmalar sebebiyle extra spor yapılmadı..
  • Şişkinlik ve halsizlik devam ediyor..

    Keyifli ve verimli bir hafta olsun...

6 Haziran 2009 Cumartesi

duraklama...

Pazartesi, salı, çarşamba sağlıklı beslenme programıma riayet ederek geçti.. Pazartesi ve çarşamba 1 saat 15 dakika yürüdüm, salı da bu kadar sürelik masaj aldım.. Perşembe günü "sağlıklı yaşama merhaba" deyişimin 'aydönümü'ydü ve çizelgem için -mehtap'ın tavsiye etmemesine rağmen-sabah tartıldım:

Sonuç: 98.3 kg. yani 900 gr. almışım...

Hmmm...

Şaşırmadım, üzülmedim, en önemlisi de panik olmadım çünkü kendimden ve yaptığım programdan emindim..

Olası sebepleri düşündüm:


1. Vücut direnç göstermeye başlamış olabilirdi..

2. Mâlum dönem sebebiyle olabilirdi
ki bu şık bana daha akılcı geldi.. Çünkü 2-3 gündür enerjimde bariz bir düşme hissediyorum. Bitkinliğimin yanında şişkinlik de çok rahatsız ediyor..


Perşembe yürüyüş+bisiklet, cuma masaj ile metabolizmamı hızlandırmaya gayret ettim.. Bugün de yine az da olsa hareket etmeye çalıştım ama dediğim gibi halsizliğim geçmediği için pek tempolu olamadı..

Beslenme seçeneklerimi yine sağlıklı olanlardan kullanıyorum ama şu şişkinlik sebebiyle "acıkmadan yiyiyorum" duygusu beni rahatsız ediyor :((

Bir de özellikle altını çizmek istediğim bir nokta var ki, başarılı bir diyetin olmazsa olmazı: bağırsakların düzenli çalışması.. Bu konu kilo vermede ve sonrasında anahtar öneme sahip.. İstediğiniz kadar önerilen besinleri yiyin, hareket edin.. Tembellik sorunu kronikleşmişse, işler epey yavaşlıyor maalesef :(( İlk 4 hafta sıkıntı olmamasına rağmen, bu hafta problemliydi... Yarın sabahtan itibaren

"Bir büyük bardak ılık su+1-2 çorba kaşığı elma sirkesi+ 1 tatlı kaşığı bal"

uygulamasına geçiyorum tekrar... Dilerseniz elma sirkesi yerine limon kullanabilirisiniz..
O zaman; sabahları limonlu ballı ılık su, akşamları elma sirkeli ılık su kürünü yapabilirsiniz..

Midem kötü olmasına rağmen, ben rahatça kullandım tüm kış elma sirkesini ama rahatsızlığı olanlar önce doktorlarına danışmalı yine de...

Sağlık ve sevgiyle kalın..

"sağlığımve değişimlerim" sonraki yazıya kaldı..

4 Haziran 2009 Perşembe

nasıl geçti...

Öğretmenimizin koyduğu kurallar vardı ki uymak ya da uymamak sonucunda etkilenen sadece sizin olacağınız...

Ben bu sınıfa kaydolduğumda tüm kurallara, listelere harfiyen uyamayacağımı biliyordum -aile düzeni, iş hayatı, vs...- ama elimden geleni yapmak için söz verdim kendime, öğretmenime, sınıfıma...

Eğer listeyi tam olarak uygulayabilseydim, eminim ki tartıdaki rakam çok daha memnun edici olacaktı. Ben bundan mahrum kaldım ama öyle çok diyet yaptım, öyle çok başladım ve bozdum ki, yine başlamak ve bir süre sonra kendimi suçlar bulmamak adına “iç sesim”e güvendim ve ne derse öyle davrandım. Çünkü biliyordum ki bu sefer o da çok istekliydi ve asla beni yanıltacak fısıldamalarda bulunmayacaktı...

Yanılmadım... Başlangıçtan beri Mehtap’ın Listelerinin rehberliğinde ve en önemlisi de müthiş motivasyonuyla “sağlığıma tekrar kavuşmak için” yürüdüm... Bu yürüyüşte yanımda, kulağımda, aklımda olan diğer yol arkadaşlarım mı?


  • Önce motivasyon geldiği için, Öğretmenim ve Sınıfım,
  • Sonra öğretileriyle Doktorum Candan Hanım,
  • Son zamanlarda farkındalığımı arttırmama vesile olan Ahmet Maranki,
  • 2006’da beraber 14 kilo verdiğimiz, ilk onunla tanıştığım “ara öğün, besin değiştirme” kavramlarıyla sağlıklı ve dengeli beslenmeyi öğrendiğim ama “unuttuğum(!)” için yine başlangıca döndüğüm diyetisyenim Güzin Hn.,
  • Etrafımda güzel sözleriyle beni kamçılayan eş, dost, arkadaş, hatta sadece bir ‘merhaba’m olan insanlar...


Ah! Sanki çok kilo vermişim gibi, çok abarttım gibi geliyor kulağa... Ama demek ki diyorum “dışarıdan bakıldığında verdiğim fotoğraf öyle feciimiş ki, bu kadarcık bir değişme bile böyle kocaman reaksiyonlara sebep olabiliyor...” Ama görüntü kadar önemli diğer konu - ve hatta daha da önemlisi- verdiğim enerjinin çok daha pozitif olması... Çünkü mutluyum ve bunu yansıtıyorum...


...ve itiraflar:

  • Listelere harfiyen uyamadım: Zamansızlıktan ara/ana öğün atlama veya ağır yasaklı olmayan ama liste dışı yiyeceklerden “kontrollü” yeme şeklinde gerçekleşti bu itaatsizlikler.. Ama hiçbir zaman tepeleme bir tabak veya “battı balık” hesabı olmadı..
    Bloguma ilk yazdığım yazımın başlığı “işin sırrı dengede” iken,
    hayatımdaki diğer tüm dengeleri hep korumaya çalışmışken,
    (dengeyi bulmaya çalışırken dengesizlikler yapabilen tüm teraziler gibi) “yemek” konusunda hep dengesiz gittim.
    Bu konuda şimdiye kadar “Ya Hep Ya Hiç” yaşadım. Nihayet hayatımdaki bu milad ile “işin sırrı dengede” sözde değil artık...
  • İlk 3 hafta spor yapmadım: Detoks programımda aynı zamanda bel fıtığım için de tedavi olmaya başladım, fizik tedavi gördüm ve o hafta 4 gün masaj aldım, esneme ve belli kaslara yönelik güçlendirme çalışmaları yaptım düzenli olarak.. Sonrasında spor yapamadım bel fıtığı tedavim yeni bittiği için zorlamamak adına.. ama düzenli olarak haftada 2 gün masaj aldım.. Bugünden itibaren masajın yanında düzenli spor da giriyor tekrar hayatıma; yürüyüş, bisiklet, yer hareketleri, vs..
  • Su 2-2,5 litre içemedim: Evet, belki 2-2,5 lt. içmedim ama 5-6 bardak içtim, bunun yanında bol yeşil çay, ilk zamanlar bol metabolizma çayı içtim (son hafta fırsat bulamadım, hazırlayamadım)...
  • Besin değişikliklerini düzenli yapamadım: Hocamızın öngördüğü özellikle ekmek, kahvaltı değişikliklerinde başarısız oldum..
  • Başardıklarım: Ara öğünde meyveyi yalnız yemedim... Asla abartmadım... Yeşil Çorba'yı 3. haftanın son 3 akşamı içtim, çok sevdim, sonraki günlerde 1 öğün için ve yanında tahıl veya yoğurt ile tüketiyorum...

Yarın "sağlığım ve değişimlerim"den söz etmek istiyorum...


Sevgilerimle

3 Haziran 2009 Çarşamba

son durum raporu

01 Haziran 2009:

Mehtap’ın Sınıfı'nda 3. haftam bitti ve sabah tartıldım.. Kaybettiğim ağırlık; hissettiğim hafifliğin, mutluluğun, özgüvenin yanında "hafif" kalıyor aslında..


özetlersem:


*"Sağlıklı ve Zinde Olma"ya karar veriş ve
bağımsız bir detoks programına başlama:

04 Mayıs >> kilo: 104

*Mehtap'ın Programı'na başlama:


11 Mayıs > kilo: 100.7


*Mehtap'ın Programı 3. Hafta Sonu:


01 Haziran > kilo: 97.4




...ve güzellikler:


* 100 psikolojik sınır geçildi..

* 52 bedenden 48 bedene geçildi..

* tüm bunlar olurken enerji ve motivasyonda beni yolumdan döndürecek bir azalma olmadı..

* herkesten gelen ve gittikçe çoğalan olumlu tepkiler, güzel sözler..

*”kontrol bende”nin verdiği müthiş haz..

* 46-52 beden arasında bir koleksiyona sahip gardroptaki etiketleri dahi çıkartılmamış giysileri gördükçe eskiden olma “sıfır moral” durumunun tersine dönmüş olması...

* vs..vs..


Daha yolun başındayım, biliyorum.. Sadece kilo vermek değil bu sefer derdim ya, bu yüzden acelem yok çünkü sağlıklı beslendiğim zaman zaten hamallığını yaptığım kilolar da gidecek..

Benim için önemli olan başlayabilmek, bu psikolojide 3-4 haftayı geçirmekti ve bu gerçekleşti.. Çok mutluyum! Darısı tüm dileyenlere...


Yarın itiraflar...


Sevgilerimle

2 Haziran 2009 Salı

yeniden öğrenciyim...

Öğrenci olmayı çok seviyorum, bunu da hep söylüyorum. İnsan öğrendiği sürece, kendini yeniden yeniden donattığı sürece diri kalır, biliyorsunuz..

Şimdiki öğrenciliğim ise biraz daha farklı: hayatı yeniden öğreniyorum.. Biraz tuhaf oldu ifade galiba ama gerçek bu.. 40'ımdan sonra; doğru bildiğim yanlışlar, yanlış bildiğim doğrular ve doğru bildiğim ama yanaşmadığım doğrular üzerine master yapıyorum bu sefer.. Çok geniş ve felsefi yönleri de çok derin aslında ama burada paylaşacağımız kısım "Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur" sözünden hareketle, "sağlığımız"..

2007 senesi sağlık anlamında benim için pek parlak geçmedi. Zaten varolan sağlık problemlerime eklenen başka birçok duygusal etken, iyice dip yaşattı bana.. Böyle durumlarda içinde benim de olduğum "obez insanlar" ne yapar? Evet, bildiniz: çareyi yemekte arar.. Ben de öyle yaptım.. Yedim, pişman oldum.. Pişmanlıktan yeniden yedim, yine üzüldüm.. Yedim üzüldüm, yemedim gerildim..

Aşağıya Mehtap'a -ki kim olduğunu bilmeyen kaldıysa birazdan anlatacağım- yazdığım yorumu alıntıladım.. Bu olayı bir insan her gün yaşar ve çözüm üretmez mi? Her gün her gün aynı fikr-i sabit kafada olup, eyleme geçmez mi? Ben geçememiştim ve yemekten ve sinirden patlamak üzereydim:

Her akşam yatarken suçlulukla yatağa girmek ve "bugün de olmadı ama inşallah yarın başlıyorum" masalıyla, huzursuzca ama çook kararlı(!) uyumak... Sabah olduğunda gece kendinize verdiğiniz bilmem kaç bininci sözün dayanılmaz ağırlığı ve moral çöküntüsü içinde bazen daha o "dakika:1-gol:1" durumuyla kahvaltıda veya sonrasında sabah kahvesinde veya tüm gün dayanıp akşam yemeğinden sonra içilen çayın yanında ikram edilen tatlı, pasta, kuruyemişler karşısında "n'apayım.. bugün çok yoruldum, tek keyfim bu, aman yarın başlarım" ile ŞUURSUZCA silip süpürdükten sonra kendine gelmek ve kalakalmak... Bu kısırdöngü içinde yıllar ve yıllar kalmanın ıstırabını, yaşamayan bilemez.. Bu -kendi adıma söylüyorum- bir bağımlılık! Resmen tedavi edilmesi gereken bir hastalık! Her bağımlılık tedavisinde olduğu gibi önce kişinin kendi istek ve kararlılığı, sonrasında doğru tedavi gerekliydi kurtuluş için..
Bu arada sağlıklı ve dengeli beslenme adına devamlı okuyorum, teoride 10 numarayım :)) İş pratiğe, daha doğrusu uzmanların fazlası zarar dediği şeylerden kaçınmaya geldiğinde "0" :((


2007'den bu yana neler oldu hayatımda:
  • İstikrarlı (!) kilo artışım devam etti
  • Kilo aldıkça "nasıl veririm" diye araştırmalarım da devam etti..
  • 2 seanslık diyetisyen maceram oldu ki aynı diyetisyenle daha evvel 14 kilo vermiştim..
  • Motivasyon amaçlı CD'ler, kitaplar aldım..
  • İnternetten "kilo verme" içerikli subliminal mesaj içeren müzikler indirdim, dinledim..
  • Daha evvelki yıllarda denediğim "şok diyetler"i sokmadım hayatıma, daha doğrusu yapamadım, istemedim..
  • 3 günlük Amerikan Kalp vakfı Diyeti'ni denedim 2-3 kez.. Hiçbirinde tam yapamadım..
  • Bir türlü başlayamadım, başlayamadım, başlayamadım...
  • 2009 ile beraber yine "yeni bir insan" olma umuduyla zayıflamaya karar verdim! ama o kadar! bir türlü o pazartesi gelemedi!!!
  • Yine bir gün internette gezerken "Kozmik Beden Temizliği" denen birşey okudum.. İlginç geldi.. Mart ayında evimde yaptım..
  • Bu arada midemde ülser+reflü, troid nodüllerim, ayaklarımda&bacaklarımda problemler, devamlı başağrılarım sebebiyle ilaçlar kullanıyordum.. Doktorum kesinlikle kilo vermemi söyledi..
  • Sağlıklı beslenmeye, bol sebze ve meyve yemeye&yedirmeye çalışıyorum.. ekmeğimi kendim organik tam buğday unundan yapıyorum.. yoğurdumu kendim mayalıyorum, lorumu kendim yapıyorum.. ama bunun yanında günde 3-4 kez çay demliyor, dibini görene kadar içiyorum: yanında ise Allah ne verdiyse... Akşamları yemekten sonra siyah çay+tatlı+kuruyemiş+meyve+vs.. ise değişmez ritüellerimiz.. gece yatış 01.00-02.00.. Gündüzleri işte bilgisayar başında, geceleri ise TV karşısında veya yine bilgisayar başında, o koltuktan bu sandalyeye tarzında bir yaşam...


Ne zaman kadar?

04 mayıs 2009 tarihinde katıldığım "Beden Temizliği" programına kadar..

Bununla ilgili detayları daha sonra paylaşacağım ama öncesinde Nisan sonlarında "tesadüf olmadığını bildiğim" bir buluşmadan söz etmek istiyorum:

2007 yılında Diyet Kardeşliği sitesindeki DKZ grubuna katılmıştım. Bakayım eskilerden kimler var diye gezinirken, burada tanıdığım tubikkoyu ziyaret ettim.. Bu ziyaret beni mehtap ile buluşturdu.. Daldım yazdıklarına... Bir sınıf oluşturulmuş, zayıflamak isteyenlerin öğrenciler olduğu... Kayıtların son günü imiş.. Saate baktım: 23:58.. Nasıl kayıt oldum, nasıl kabul edildim, bilmiyorum.. Ama bildiğim, o sınıfın öğrencisi olmanın beni müthiş tetiklediği...

Kısacası 04 Mayıs 2009 tarihindeki "Detoks Kampı"yla başladığım ve bu sefer "kilo verme" değil "sağlığa kavuşma" odaklı yolculuğum, şu anda Mehtap'ın öğrencisi olarak devam ediyor..

Bir ay henüz dolmadı bile ama herşey çok güzel.. Kendimi son derece enerjik, mutlu ve sağlıklı hissediyorum.. Raporum yarın..

Sevgiyle...

1 Haziran 2009 Pazartesi

gidip de dönebilmek...

Ne kadar uzun oldu bu ayrılık.. 

En son 2007'nin kasımında yazmışım, sonra da ortadan kaybolmuşum.. 

Öncelikle yoğun tempo, sonra o yoğunlukta gittikçe bozulan yemek düzeni, geri gelen üstüne üstlük fazlasıyla geri gelen kilolar... Eee, ne yazacağım ki!?!? 

Bu blogun varoluş nedeni ve misyonu"kilolarımla mücadele"de yol arkadaşım olması idi.. Mücadele yok, arkadaş yok! Ne zamana kadar? 04 Mayıs 2009'a kadar... 

Gittim ve geri geldim arkadaşlar.. Geri gelebildim.

Mutluyum, huzurluyum ve gittikçe hafifliyorum: Ben "SAĞLIKLI YAŞAM"ı seçtim arkadaşlar.. 

Kendim için, ailem için.. 

Herşeyi yazacağım, bu bir ön selamlama... 

Hepinize merhaba... 

Sevgilerimle...

8 Kasım 2007 Perşembe



Sevgi ve özlemle anıyoruz...

25 Eylül 2007 Salı

rapor veriyorum

Son yazımdan bu yana yaklaşık 1 ay geçmiş. Size bahsettiğim o son stresli dönemlerin ve/veya yeni beslenme düzenimin bana geri dönüşümü "mide ağrılarım" oldu...



Baştan anlatayım: Midemle ilgili şikayetlerim birkaç yıldır sürüyor. Gastrit başlangıcı teşhisi konmuştu, özellikle beslenme şeklime ve düzenine dikkat etmem gerekiyordu. 6 ay önce de, şu son zamanların modası "reflü"nün, beni de bulduğunu söylemişti doktorum. (Diğer troid hikayemden, nodüllerimden falan bahsetmiyeceğim, konu dışı onlar:)) Az ama sık yemem gerekiyordu öncelikle... Ama ben DKZ'de acıkmadığımı -ki acıkmıyordum gerçekten- hissettiğim için, öğün sayımı 2'lere falan düşürmüştüm... O son dönemde yaşadığım ve üst üste gelen gerginlik ve olumsuzluklar da eklenince, kendimi yine "ACİL SERVİS" lerde buldum!!!
(Parantez açıyorum: Asla ve asla DKZ'yi suçlamıyorum. Ben kendi hassasiyetlerimi 'es' geçtim ve tüm sorumluluk bende... Belki de doğru uygulamadım, bilemiyorum. Mesela şimdi ramazan ve bu ay da ben DKZ'ye devam ediyorum. Gerçekten de bu ay için çok uygun DKZ. Sorun yaşamıyor muyum, yaşıyorum! Geçen sene de ilk 3 hafta oruç tutabilmiş, sonrasında yine hastanelik olmuş ve doktorum kızdığı için son haftayı oruçsuz geçirmiştim. Bu sene de, birkaç gün iyiyim, midem tutsa da 1 gün ara verip tekrar devam ediyorum. Aklımda hep DKZ var ama sanki biraz kaçırıyorum gibi geliyordu-özellikle de iftardan sonraki saatlerde çay ve tatlıya hiç hayır diyemiyorum-...



Uzun zamandır tartılmıyordum, içimden gelmiyordu... Yine 3 rakamlı kilolara geri dönmüş gibi hissediyordum kendimi çünkü devamlı davul gibi şiş, gazlı bir hatun olarak dolaşıyorum ortalarda... Neyse, bugün de pazartesi olunca, "hadi" dedim "çık bakalım tartıya"... 97,1 kg, 800 gr. gitmiş!!!:)) Sanırım Bayram sonrasındaki sağlık durumuma, midemden gelen sinyallere göre; sizinle daha evel de paylaştığım, diyetisyenin verdiği değişim listelerinden oluşan ve içinde 6-7 öğün barındıran beslenme düzenine geçebilirim... DKZ'den nasıl vazgeçeceğim, hiç bilemiyorum:(( Nasıl da sevmiştim ben bu düzeni hâlbuki!!! Neyse, bekleyip göreceğiz...



Uzak kalışımın bir diğer nedeni; mâlum yaz bitti ve eve dönüş gerekti... Bu benim için oldukça zor oldu: bir yandan yazlıktan kışlığa geçişlerdeki rutinlerin yapılmasında yalnız kalmam, diğer yandan okuldaki görevimin başlaması, okulların açılmasına yakın çocuklarımın okul ihtiyaçlarının giderilmesi, ramazanın başlaması ile yaşanan o ayrı tatlı telaş, derken taşınmalar, taşınmalar ama bir türlü yerleşememeler, okulların açılması, ilk hafta -bir türlü bitmeyen- çocukların ihtiyaçlarının karşılanması, okuldaki aksaklıklar, aksaklıklar, aksaklıklar... Off!!! Yazarken bile yoruldum ve midem kasıldı yine! Eşimin işi çok yoğun olduğundan bunların hepsiyle tek başıma mücadele etmem gerekti ve gerildim, gerildikçe şiştim, şiştikçe de... Neyse ya, sizi de şişirmeyeyim... Geçecek inşallah, zaten bayramdan sonra doktora gitmeyi de planlıyorum, kısmetse...



Bu ortamdan, bloglardan, diyet kardeşliği forumundan ayrı kaldığım dönem, işte böyle geçti... Ne yazabildim, ne de kimseleri okuyabildim:(( Şimdi bir tura çıkıyorum, kimler neler yapmış bir bakalım... Müsaadenizle :))



Sevgiyle ve hoşça kalın...

6 Eylül 2007 Perşembe

güzel şeyler de oluyor...

Karamsar yazmışım altta, geçin onu boşverin... Hayatta çok güzel şeyler de oluyor, mesela benim DKZ'm...



10 Eylül Pazartesi DKZ'ye başlayalı 4 haftayı bitirmiş olacaktım (asıl tartılma tarihim 13 eylül olacak) ve o gün yazacaktım size... Ama yarın birkaç günlüğüne uzaklaşacağım buralardan, bu yüzden de bugünden vereyim dedim güzel haberleri:



Arkadaşlar cidden inceliyorum: 97,9 oldum... Son zamanlarda aldığım ama fermuarını kapatamadığım pantalonuma girebiliyorum mesela :)) Dönünce detaylı yazacağım, bekleyin beni...



Hoşça ve sevgiyle kalın...

bu da geçer

Ağustos 31'deki en son yazımda bir şiiri paylaşmıştım ya sizinle, oradaki satırlarda "zor" diye nitelenenlerdi benim de hayatta gerçekleştirmek istediklerim... Başarabildiğimi düşündüklerim var, hâlâ çabaladıklarım... Ama en azından "bilmediğini bilenlerden"im ve araştırıyorum, öğrenmek ve değişmek için çaba sarfediyorum. "İnsan olmak" için uğraşıyorum.



İki haftadır zor zamanlar geçirdim, insan geçinenlerle mücadele ettim ve doğru kararlar almak için zorlandım. Mücadelem devam ediyor. Kendimi zaman zaman çok kötü hissediyorum, isyan etmek istiyorum İlkesizliğin ilke olduğu, ikiyüzlülüğün tavan yaptığı bu dünyaya... Ama çocuklarım, ama annem, ama dostum ve 2-3 arkadaşım... "Sabır" diyorum, "sabır ey gönül, bu da geçer!"