19 Aralık 2011 Pazartesi

7/90

2. Döngüde 3. Gün: Karbonhidrat Günü :))

Kahvaltı yine aynı; 8:00 civarı taze sıkılmış meyve suyu ve 10:00 gibi de 1 adet meyve. Bugün çocuklara erken kalkınca, oğlum da meyve suyunu bitiremeyince; mecburen meyve suyu saatim 1 saat öne çekilmiş oldu. Sonra da 9:00'da 1 adet muz yedim.

Ve günün ennn güzel bölümü. Bugün pizza yemeye karar verdim. Aslında evde yapacaktım pizzamı ama olamadı; zamansızlık, malzeme eksiği, vs... Sonunda dışarıdan almaya karar verdim ve 11:30'da öğle yemeğim için 1 adet çok ince hamurlu, sebzeli pizza söyledim. Yalnız ufak bir sorun oldu; en küçük boy pizzada ince hamur çalışmıyorlarmış (dominos da, little caesars da). Bu sebeple orta boy söyledim, birazını bırakırım dedim ama... Evet; doğru tahmin! Hem nefsim, hem mantığım öyle dedi, bırakmadım. Ama sorun; neden bırakmadım:
  1. Adı "orta boy" ama kendisi minyatür gibi olduğundan,
  2. Aslolan hamuru az yemek ise; bu ipincecik hamurun zararının olmayacağını düşündüğümden,
  3. "80-90  kilo olana da "küçük boy" pizza, 104 kilo olana da..." gibi bir uygulamayı saçma ve adaletsiz bulduğumdan...
 Aslında buraya kadar sorun yok, içim rahat.

Ama bir şey var ki mantığıma ters gelmesine rağmen yoksaydım; 
"karbonhidrat gününde pizza Ok ama peynirsiz olmalı"  kuralını boş verdim!

Dedim ya; evde yapsaydım, sadece domates sosu, baharat ve sebzelerle yapacaktım ve peynir olmayacaktı ama dışarıdan alınca çaresiz peynirli oldu. Sanırım hata yaptım. Kaç gündür sakin olan midem ekşiyor şimdi. Off! Geçen karbonhidrat gününü de iple çektim, sonra mide ağrısından sabahladım. Şimdi de ekşime. Galiba bu günü daha "sakin" bir modda karşılamalı ve uğurlamalıyım. Önceden planlar yapıp, bayram havasına sokunca; böyle oluyor! Buna da şükür diyelim; aman ağrımasın da...

Akşam için:
  • domates soslu, yağsız kepekli makarna yiyebilirim...
  • veya 1 parça kek / 3 adet kurabiye / 3 top dondurma seçeneklerinde biri de olabilir...
  • bunların yanında 3 parça  kadar bitter çikolata zorunlu... (çikolata ölçüsü bazı yerde 3, bazı yerde 4 parça; hatta 50 gr. diyen de var ama bu ölçü bana bile çok geldi!)

Peki içsesim soruyor şimdi:

Karbonhidrat; ekmek, tahıllar, kurubaklagiller, şeker ve şekerli gıdalar, meyve ve sebzelerde; yani et ve yağ dışındaki tüm besinlerde bulunduğuna göre,

 "akşam yemeği için listede verilen ve yukarıda sıraladığım seçenekler yerine, 1 kase az şekerli aşure yesem ne olur?"

* * *

"90 Gün: Kafana Göre Takıl" formatına doğru gitmekteyim bence...



18 Aralık 2011 Pazar

6/90

Nişasta Günü.

Kahvaltı: Taze sıkılmış meyve suyu (8:00) ve  1 meyve (10:00)

Öğle ve Akşam: Sebze ağırlıklı patates salatası (az yağlı), içine 1 avuç da esmer pirinç eklenmiş. (12:00 ve 18:00)

Gece: 1 küçük kase aşure (nişastalı kısmından :)) (21:00)

2 lt den fazla su, 1 sade kahve ve bitki çayı.



17 Aralık 2011 Cumartesi

5/90

2. perioda başladık hayırlısıyla...

Bugün Protein Günü. Dün akşam ev halkı balık yerken mıyıl mıyıl bakmanın acısını çıkartacağım, kendime balık ziyafet çekeceğim. :)

Öğle ve akşam aynı şeyleri yemek gerektiğinden bahis olunuyor ya; bu demektir ki, akşama da balık var. Bence sorun yok, hatta bayılırım. Fakat ben peyniri çok özledim, yoğurt da yemek istiyorum. Bunları hangi ara yiyeceğim peki?

:(

İşte burası, kurallarla içsesimin kesiştiği nokta!

Önce konu ile ilgili tüm derlediklerimi bir gözden geçireyim, sonra da 'canım içsesim'in nerede bana "DUR BAKALIM!" dediğini yazarım.

16 Aralık 2011 Cuma

4/90

4 günlük döngünün bugün son durağı: Meyve Günü

  • Güne sabah 8'de 1 bardak taze portakal suyu ile başladım.
  • 2 saat arayla 1 porsiyon meyve veya meyve salatası ile devam edeceğim.
  • Asitli meyvelerle tatlı meyveleri karıştırmayacağım.
  • 100 gr çiğ/kavrulmamış badem veya fındık tüm güne yayılacak şekilde meyvelere eşlik edebilir.
  • Saat 10:00 ve 14:00'de "kuru meyve+kuru yemiş" kombinasyonu düşünüyorum.

Dün öğleden sonra başlayan mide ağrısı tüm gece devam etti. Neyse ki sabah geçmişti. Midem de şaşırdı, ne yapsın! Ama yine de "Yeni beslenme düzeni ile ilgisi yok" diye düşünüyorum ve inanmak istiyorum.

15 Aralık 2011 Perşembe

90 Gün Diyet / İlgili Linkler

Aşağıdaki linklerde konu ile ilgili detaylı bilgi bulmak mümkün. Benim de faydalandığım kaynaklar bunlarla sınırlı...

* * *
İlk bulduğum Türkçe kaynak:


İlk bulduğum İngilizce site:


Sonra bunlar ki; ikisinde de detaylı anlatımlar var:




ve diğerleri:







"Burada" ise konu ile ilgili daha ciddi bir makale var. İki farklı "90 Gün" sistemi hakkında yazılmış bir makale bu...

'Bizim' 90 Gün Diyeti 'nin (The Differentiation Diet or 90-Days Diet) daha çok eksilerine vurgu yapıyor; "Dr. Oz's 90-Day Plan"ı  ile mukayese ederek, Dr. Öz'ün sisteminin daha mantıklı, değerli ve sağlıklı olduğunu söylüyor. (Dr. Öz'ün sistemi ile ilgili "burada" da bir yazı var.)

Haklı mı? Olabilir. Yazdıkları mantıklı en azından...

Fakat... Mantık şu an benim için devre dışı. Sert bir U dönüşü gerekliydi bana, kendime gelmem için... Şu an yapmaya çalıştığım da bu.

Önce bu 90 Günü bi bitirelim, sonra Öz'ün 90 Gününe de geçeriz, inşallah :)



3/90

Bugün 'Karbonhidrat Günü' :)

Aslında çok keyifli bir gün. Pizza, makarna, kek, çikolata serbest*... Daha ne olsun :)

* Serbest kelimesini iyi anlamak lazım tabii ki... Mesela "Pizza" dendiyse gidip de extravaganza yemiyoruz. Spagettimiz en masumundan domates soslu olabilir, Bolonez Soslu değil... Kek 1 parça (büyüklüğü konusunda fikrim yok), çikolata da "bitter" olmak durumunda...

Olssuuunn.. Yine de çok güzel. Mutluyum ben bugün :)



14 Aralık 2011 Çarşamba

2/90

Aslında olması gereken "tüm diyetler out, sağlıklı beslenme in"...


Ama ben koptum gittim. Bu yüzden de aldı başını gitti tartıda görünen rakamlar. Bunun böylece tespitini yapalım öncelikle. Her daim sağlıklı ve ölçülü beslenebiliyor olmak ne güzel ve büyük bir meziyet! Ben ve benim gibilerin sahip olamadığı... Bu yüzdendir ki; dönüp dolaşıp başa döneriz ya!


Neyse, dönelim bugüne.


Dediğim gibi benim duymadığım ama yabancı sitelerde eski tarihli yayınlardan da anladığım kadarıyla aslında yeni olmayan bir sistem bu "90 Gün Diyeti". Bir çeşit ayırma diyeti; hani şu meşhur "Montignac Diyeti" gibi (bir dönem çok revaçtaydı;  yemek tarifleri kitabını bile almıştım esas kitabın yanında:))


Türkçe olarak sadece bir yerde bilgi bulabildim burada

İngilizce kaynaklı bir kaç siteyi inceledim. En detaylı bilgiyi veren yer burası ve şurası

Eşimin yurtdışındaki iş arkadaşlarının eşleri yapıyormuş bu diyeti. İlk onlardan duydum. Önce ciddiye almadım. Merak da etmedim açıkçası, sadece her gün bir besin türünü yediklerini duydum. Aradan bir kaç hafta geçti, bu arada eşli tatile gelen iş arkadaşlarımızla bir akşam yemeğinde buluştuk. Nefis bir balık sofrasında, hanımlar sadece meyve salatası yediler; çünkü o gün "Meyve Günleri" imiş ! Kalan günlerde gözlemlediğim; sabahları sadece meyve yedikleri, sonrasında ise o günün "hangi tip beslenme günü" olduğuna bağlı olarak, yemek listelerini şekillendirdikleri.


Fakat özellikle birinde gözlemlenen "asabi hâl" de üzerinde durulması gereken bir konu. Aslında çok da kilolu olmadığı halde bu diyeti yapmasına mı bağlamalı bilmiyorum ama sinir bozukluğu olduğu, ara ara ağladığı ve eşinin de "sinirleri bozuk; diyetten" teşhisi koyması; bu diyete başlamayı düşünenlerin iyice irdelemesi gereken bir durum bence... Yani ÖNEMLİ RAHATSIZLIĞI OLANLARIN BU DİYETTEN UZAK DURMALARI VEYA DOKTORLARINA DANIŞMALARI önerilebilir.

* * *

Kendi programımı özetleyecek olursam;

31 Aralık Karbonhidrat Günü'ne denk gelsin diye, 13.12.2011günü başladım bu 90 Gün Yolculuğu'na.

İlk gün Protein Günü idi.
Bugün Nişasta Günü.
Yarın Karbonhidrat Günü (gerçekten de iple çekilecek bir gün:))
Öbür gün de Meyve Günü.

Bu döngü her beşinci gün baştan alınıp tekrarlanacak.

Her 29. günde ise sadece ve sadece "Su ve Şekersiz Bitki Çayı" var.

90 gün sürecek bu sistemde beslenme.

90 günün bitiminde, normal beslenmeye geçiliyor fakat bir 90 gün daha kahvaltıda meyve yenilmesine devam edilmesi öneriliyor.

Benim takvimim:




Diğer detaylar yarın...

13 Aralık 2011 Salı

90 Gün Diyeti / 1. Gün

Hiç duymamıştım.

Bu adda bir diyet olduğundan hiç haberim yoktu. Gerçi bu diyet deryasında çok doğal, her bir diyetten haberdar olunamaması. Bir de son 2 senedir "tüm diyetler out, sağlıklı beslenme in" modunda yaşayınca, diyet kültürüm iyice zayıfladı.

E, peki n'oldu? Diyet listelerinden uzak durunca, sağlıklı mı oldum?

Uzun hikâye... Sadece şunu söyleyip konuyu kapatayım: Hayatımda olmadığım kadar kiloluyum şu anda: 104.9!

Önce adını duydum, sonra yapanlardan dinledim ve izledim, sonra araştırdım, okudum ve nihayet bugün başladım. 90 Gün Diyeti'nde bugün ilk günümdü.

Tüm detayları anlatacağım. Yarın.

Merhaba yeni programım,
Merhaba yeni hedeflerim,
Merhaba 2012...




12 Aralık 2011 Pazartesi

Yeni Gözde: 90 Gün Diyeti


12 Aralık 2010...

"Döndüm ben"dediğim, bilmem kaçıncı kez "kararlı bir şekilde" başladığım tarih.

"Mutlu mesut" veya "tıngır mıngır" devam ederken, bir şey oldu. Şimdi hatırlamıyorum ama koptum işte... Sonra boşluk... Derken TV'de gördüğüm bir doktor; ilgi çekiciydi anlattıkları... İnanmaya razı aklımı ve ondan daha razı midemi çeldi; çünkü cazip geldi listeleri: "Karboksipunktur" denen tedavi yönteminden bahsediyorum.

Bir heves başladım. Üstelik 10 dakika bile sürmeyen seanslar için az buz yol da katetmedim. İyi de para verdim. Sonra ben sisteme alışmadım, sistem de benim gibi bir --------- ile uğraşamadı. Bir de bu arada -ne zamandır düşündüğüm ama hayata geçiremediğim isteğimi- gerçekleştirdim. Beğenilirdi yaptıklarım ama bir de profesyonelinden öğrenelim bakalım diye 4 haftalık bir pasta kursuna yazıldım. Oraya da iyi para verdim ve ulaşmak için az buz yol katetmedim. Sonuçta şimdi daha harika pastalar yapıyorum; hem katettiğim yollara, hem verdiğim paralara değdi. Ama "karboksipunktur" masal oldu! Hâlâ alacaklı olduğum seanslarım var. Bana bıraktığı "atalet" duygusu da bonusu oldu maalesef. Paraya acımıyorum, çıkacakmış demek ki; ama kaybettiğim zamana ne demeli. Bu sistemden sonra "tekrar başlama" yetimi kaybettim. Daha kötüsü umursamamaya başladım, kabullenmiştim artık; "ben böyleydim işte!"

12 Aralık 2011...

Tam bir sene sonra yeniden "geri dönmeye ve yeniden başlamaya" karar verdiğimi yazmak için buraya geldiğimde baktım ki; DEJAVU! Ama koskoca bir sene kayıp, o ayrı!

Bulduğum sisteme gelince; önce uygulayanlardan duyduğum, sonra internetten araştırdığım bir diyet modeli bu: 90 Gün Diyeti.

Çünkü;

Bana lazım olan, değişik bir sistemdi. Bilindik, daha evvel yaptığım olmasın; beni heyecanlandırsın ki uzun soluklu olsun istiyordum. Ne kadar sağlıklı olduğu da hiç ama hiç önemli değildi; çünkü ben zaten ipin ucunu kaçırmıştım. Biraz toparladıktan sonra, zaten neyi nasıl yapacağımı biliyordum. Önemli olan şimdi beni bu ölü toprağı serpilmiş halimden çıkaracak, yine hayaller kurdurup hizaya çekecek olan bir sistemin içine girmekti; gittiği yere kadar...

Yarın başlıyorum.



13 Mayıs 2011 Cuma

güneşli günler

Aylar olmuş uğramayalı sayfama...

Araya pek çok şey girdi; sağlık problemlerimin üstüne blogların yasaklanması da eklenince, süre uzamış da uzamış.

Dün şöyle bir uğrayayım dedim, baktım; banner'ım hâlâ "kış"! Israrla gelmeyen baharı haklı çıkarır gibi...

Ben de hiç olmazsa banner'ımı değiştirmek istedim; belki memleketimden ve içimden gitmeyen soğuk havalar yerini ılık ve güneşli günlere bırakır böylece...

20 Ocak 2011 Perşembe

ilk defa...

Bir yerlere gitmedim, buradayım.

Vazgeçtiğimden veya yine ipin ucunu kaçırdığımdan değil yazamayışımın sebebi; seneye biraz yoğun başladığımızdan oldu kopukluk...

Uzun zaman olmuştur; gripten bu kadar uzun yatmayalı ve ailemizdeki kişileri aynı mikrop sırayla vurmayalı... Neyse, geçti gitti şükürler olsun. Allah dermanı olmayan dert vermesin diye dua ettim hep, "buna da şükür"..

1 Ocak önce hastalık getirdi bana ama arkasından gelen günlerin getirdiği ise "umut ve güzellikler" oldu.

  • Mesela 5 Ocak! İlk defa deneyeceğim bir metodun ilk adımlarının atıldığı gün... Yıllardır sürüncemede olan 'zayıflama projem' için denemeye karar verdiğim yeni metoda ve kendime bir sene süre verdim. Ömrüm olursa, 5 Ocak 2012'de yapacağım bir yılın muhasebesinin özünde "başarı" olması en büyük dileğim.   
İlk defa, yeni bir yıla bu kadar net bir hedefle giriyorum ve ilk defa "bu işe" böyle uzun bir vade tanıyorum. Hayırlısı...
  • Galiba 2011 ilk'lerin yılı olacak benim için. Mesela ilk defa bu yıl, düzenlenen bir çekilişte hediye kazandım :)) Yok yok, milli piyango, loto, toto falan değil! Belki yirmi yıldır; ne piyango bileti alırım, ne toto-loto oynarım. "Emeksiz yemek olmaz, olsa da lezzeti ve bereketi olmaz" bence... Bu bahsettiğim; bir organizasyona katılanlar arasında yapılan bir çekilişte, organizasyona katkı veren bir katılımcının, kendi emeği olan bir çalışmayı, çekilişle bir kaç kişiye hediye etmesiydi. Kazandım! Gerçekten çok mutlu oldum. Buradan bir kez daha teşekkür ediyorum sevgili Pınar'a :)
  • İlk defa metrobüs'e bindim :) İşim veya sosyal hayatımda şimdiye kadar metrobüse ihtiyaç duymamıştım. Gerçekten büyük kolaylıkmış. Bu seneki kararlarımdan biri de; mümkün olduğunca toplu taşıma araçlarını kullanmak. Bunun için ilk defa "akbil" aldım :) Hatta bu hafta sonu gerçekleştireceğimiz 'şehir turu' için de, "otobüs/tren/vapur/metro/metrobüs"-artık ne uygunsa- kullanacağımız bir program yaptık. Bir tek minibüsleri hiç sevmiyorum! "İstisnalar kaideyi bozmaz!" ya; 'kural tanımazlık ve trafikteki diğer araçlara saygı' konusunda en zayıf halkadır toplu taşıma araçlarının içinde..
  • Brezilya Keratini yaptırdım ilk defa! Hani kalıcı fön olarak da bilinen uygulama. Aslında saçlarım düz ama çok sert bir yapısı var, zor bir saç... Şimdi; yıkıyorum, fön makinesiyle -sadece- kurutuyorum ve çıkıyorum. Çok ama çok memnunum :))  Dikkat! "Orjinal Brezilya Keratini kullanılan salonları tercih edin, İsrail mallarından kaçının" diyorlar...
  • A, bir de ilk defa Almanca öğrenme isteğimi hayata geçirdim. Her akşam 1 saat çalışıyorum; kitaplar, dvd ve tabii yardımcı hocalarım 'çocuklarım ve eşimin' desteklerini unutmamak lazım :) Aslında önceliği "unuttuğum" İtalyanca'ya vermek istiyordum ama hazır gönüllü hocalar varken bu fırsatı kaçırmak istemedim.

Kısacası 2011 hızlı başladı ama "sağlığın her şeyden önemli olduğunu; sağlık yoksa, gerisinin boş olduğunu" hatırlatarak başladı... Bu sebeple, grip salgınının çok yaygın olduğu şu günlerde öncelikle sağlıklı günler diliyorum herkes ve ailem için...



***



edit: "... bir sene süre verdim bu yeni programa" demişim ama devam edemedim! Sebepleri çeşitli; öncelikle inanmayı başaramadım! Sonra zamanlama harikası olarak, gittim; ne zamandır istediğim pastacılık kursuna kayıt oldum. Gerçekten dengesizlik şaheseri bir davranış; hem zayıflamaya para dök, hem pasta kursuna! E, n'oldu? Nefis pastalar yapınca, tabi ki bir güzel de yedim! 2011 yeme içme bakımından "sınır" sözcüğünün lûgattan kalktığı bir yıl oldu. Freni patlamış kamyon misali, önüne geleni silme-süpürme; arada 2-3, bilemedin 4-5 günlük mini diyet serpmeleri ile geçen aylar... Sonuçda 45 yılın rekoru bir kilo ile 2011'e veda (17.12.2011) !

3 Ocak 2011 Pazartesi

mazeret mi bu?


"Dereyi Görmeden Paçayı Sıvama"



Ama ben sıvadım! "Nasılsa yılbaşında 5 gün uzaklarda olacağım. E, liste de nasıl olsa delinecek! O halde şimdiden ufak ufak delinebilir" dedim ve deldim!

Sonra tatil işi yattı: "Hava muhalefetinden havaalanları felç" olduğundan!

Üstüne perşembe-cuma misafirler... Yetmedi; cumartesi sabahına hasta uyanıp, sonraki 3 gün boyunca su, ıhlamur ve çorbadan başka bir şey yiyip içememeden dolayı program dışına çıkmış oldum.

Kendimi iyi hisseder hissetmez, kaldığım yerden devam!


2 Ocak 2011 Pazar

kaç ada var çevrenizde?

"Thomas Cook, bir araştırma gezisi sırasında Atlas Okyanusu'nun bir yerinde; milyonlarca kuşun havada çığlıklarla daireler çizerek uçtuğunu görür.



Kulakları sağır edecek kadar yüksek sesle çığlıklar atan kuşlardan yorulanlar, okyanusun dev dalgalarına atılarak intihar ederler.


Bu olayı yıllar boyunca birçok balıkçı görür, birçok bilim adamı araştırır.


Kuş bilimcileri yaptıkları araştırmalarda göçmen kuşların farklı yönlerden gelerek okyanusta bu noktada birleştiklerini keşfederler; ancak intihar etmelerinin nedenini çözemezler.


Yıllar süren araştırmalar sonucunda bu trajik olayın yaşandığı yerde bir ada olduğunu, kuşların göç yolu üzerinde bulunan bu adanın deprem sonucunda okyanusa gömüldüğünü bulurlar.


İnsanların yokluğunu bile fark edemedikleri ada; kuşlar için göç yollarının vazgeçilmez durağıdır. Kuşlar, binlerce yıllık alışkanlıkla adanın yerini bilmektedirler ve yıpratıcı bir yolculuktan sonra aradıkları adayı bulamayınca yorgunluktan bitkin düşen bedenlerini çığlık çığlığa okyanusun sularına gömmektedirler?


Peki ya siz?


Sizin hiç bir adanız oldu mu? Yaşamın uzun göç yollarında size bir yudum taze soluk verecek,  yolunuza dinç devam etmenizi sağlayacak bir adanız var mı?


Bir gün yerinde bulamazsanız, ille de ulaşmak ve sığınmak için başınızın döndüğü ve dengenizi yitirinceye kadar kanat çırpacağınız bir ada yaratabildiniz mi kendinize?


Sınırsızca her şeyi paylaşabileceğiniz bir dost!


Yola birlikte çıkacak kadar güvendiğiniz bir arkadaş, daima huzur ve mutluluk verecek biri, ulaşmak için yıllardır uğraş verdiğiniz bir amaç edinebildiniz mi?


Yılbaşında şöyle daha bir yakın bakın çevrenize?


Size gelen, sizin gittiğiniz, sizi bulan, sizin bulduğunuz kaç ada var çevrenizde?


Kaç tane durup nefeslendiğiniz ada yaratmışsınız kendinize?"



CAN DÜNDAR






nasıl geçti?

Bu yılınızı iyi geçirdiniz mi?


Sağlıklı olduğunuz için hiç sevindiniz mi?

Bu yıl hiç gün ışığı ile uyandınız mı?

Kaç kez güneşin doğuşunu izlediniz?

Bir neden yokken kaç kişiye hediye aldınız?

Kaç sabah yolda bir kediyi okşadınız?

Bu yıl yeni doğmuş bir bebek parmağınızı sıkıca tuttu mu hiç?

Ve siz onu hiç kokladınız mı?

Yaz gecelerinde ne çok yıldız olduğuna hiç şaşırdınız mı?

Kendinize bu yıl kaç oyuncak aldınız?

Kaç kez gözlerinizden yaş gelinceye kadar güldünüz?

Yaşlı bir ağaca sarıldınız mı bu yıl?

Çimlere uzandığınız oldu mu?

Çocukluğunuzdan kalan bir şarkıyı söylediniz mi hiç?

Hiç suda taş kaydırdınız mı bu yıl?

Kaç kez kuşlara yem attınız?

Bir çiçeği dalındayken kokladınız mı?

Bu yıl kaç kez gökkuşağı gördünüz?

Ya da hediye alan bir çocuğun gözlerindeki ışığı?

Kaç kez mektup aldınız bu yıl?

Eski bir dostunuzu aradınız mı hiç?

Kimseyle barıştınız mı bu yıl?

Aslında mutlu olduğunuzu kaç kez farkettiniz bu yıl?

İyi bir yılın, bunlar gibi birçok "küçük şeye"e

Bağlı olduğunu hiç düşündünüz mü bu yıl?

Yayılın çimenlerin üzerine... Acele edin...

Er veya geç... Çimenler yayılacak üzerinize...

 
Can DÜNDAR

31 Aralık 2010 Cuma

son söz

Az önce Mehtap'ın yazısı düşündürdü yine; "yarın ne kadar yeni?"

Ne güzel bir soru, değil mi?

Yarın Ne Kadar Yeni?

Yarın Ne Değişecek?

Yarın Bende Ne Değişecek?

Yarın önemli! Her yeni günün olduğu kadar...

Ama bunun bilincinde olarak yaşarsam ve hayatıma geçirirsem kıymeti var, yoksa sıradan ve birbirinden farksız geçer günler, değil mi?

"Bugünü düne eşit olan zarardadır" sözünü yaşayabilirsem; gece başımı yastığa koyup da günün hesabını yaparken "bir arpa boyu da olsa" yol aldığımı hisseder ve huzurla uykuya dalabilirsem, ertesi güne "dahası için" uyanmaz mıyım?

Az önce kırdığım kalp için pişmanlık duyup, 2 gün veya 1 hafta sonra yine aynısını yaparsam, değişim ve gelişimden söz edilebilir mi?

Değişmek ama daha da önemlisi gelişmek için çok çalışmak lazım ama ondan da önce "istek" ve "kararlılık" gelir. Peki bu istek ve kararlılığı sağlayacak ve diri tutacak güç ne olacak?

O güç içimde aslında!

İNANÇ içimdeki gücüm benim! Zaman zaman saklansa da , oradan tutup çıkaracak ve bu yolculukta bir daha saklanmamasını sağlayacak bir şey lazım...

2011'in gelmesine saatler kala, kafamın içinde binbir düşünce! Her yılın son günü olduğu gibi; içimde hüzün ve sevinç mozaiği yumak olmuş, pastel ve canlı renklerin yansımalarında dans ediyor. Umut ise her zamankinden daha fazla yer kaplamış durumda, "bu sefer başka"yı daha çok hissettiriyor! Derken Mehtap'ın yazısı ve o yazıya yorum bırakırken aklıma gelen sözler, "işte bu!" dedirtiyor bana...

İnancımı körükleyecek iki söz;

"çok yemek, çok uyumak, çok konuşmak" insanın gönlünü öldüren üç şey imiş ya,

"az ye, az söyle, az incit" Mevlana öğüdüymüş ya...


Dahası söze gerek var mı ki?

30 Aralık 2010 Perşembe

2010 giderken...

"2010 için şükrediyorum."

Nefes almaya devam edebildiğim, bazı sağlık sorunlarım olsa da, sevdiklerim hep yanımda ve destek olduğu için;

Çocuklarım ve eşim yanımda ve sağlıklı oldukları için;

Annem, babam, kardeşlerim ve sevdiklerimle; kâh mutlu kâh üzüntülü de olsa, "hep beraber" bir yıl daha geçirdiğimiz için;

Paylaşmanın yüksek hazzını tadabilme fırsatlarını önüme çıkardığı için;

İş'le ilgili kendimi geliştirme fırsatı için;

Başarılı ve verimli bir yıl olduğu için;

Hiç bilmediğim konuların kapıları açıldığı ve ben de başkalarına bilmediklerini aktarma fırsatı bulabildiğim için;

Kendi iç hesaplaşmalarımdaki "+" / "-" dengesinde, "+"'lar ağır bastığı için;

Bir işi "sadece istediğim için" yapma ayrıcalığına ve keyfine sahip olduğum, "istemediğim" işler için ise sabrını verdiği için;

"Farkında olarak yaşamayı" kısmet ettiği ve öğrettiği için;

"insanlara güven" konusunda gittikçe zayıflayan inançlarımı, 2010'un şu son günlerinde üst üste yaşattığı sürprizlerle tekrar yeşerttiği için,

ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM.


Ve 2011!

Her ne olursa olsun, hayat ne getirirse getirsin; umut etme ve şükretmeyi benden ve sevdiklerimden esirgeme!

Bu sene hem ruhen, hem bedenen "zayıflamayı", yani "arınmayı ve tüm fazlalıklarımdan kurtulmayı" çok istiyorum. Bunun için çabalarımın sonuçsuz kalmamasını, düşe kalka da olsa hedefime varmayı ve 2011'in bilançosunda bunun için de "teşekkür" edebilmeyi diliyorum senden Allah'ım...

. . .

Sağlık, huzur, başarı, bereket, umut ve bunların getireceği mutlulukla dolu bir yıl olsun herkese...

23 Aralık 2010 Perşembe

"hep destek"

Bu sene "paylaşma" konusunda gerçekten verimli geçti. Okul Aile Birliği'mizin yürüttüğü kampanyaların haricinde, kişisel olarak da farklı illerdeki farklı okullara (özellikle köy okulları) ulaştım. Ben ne yapabilirim ki diyenlere önereceğim bir adres "kardeş okullar" sitesi. Lütfen ziyaret edin ve öğretmenlerimizin sesine kulak verin.

Çünkü gitmesek de görmesek de o okullar bizim, o çocuklar bizim!

Gönderinin ulaşmasının ardından gelen mailler ve fotoğraflardaki o sıcacık gülen yüzlerin verdiği haz öyle tuhaf ki... Buruk bir mutluluk bu! Paylaşmanın verdiği mutluluğun yanında, elden daha fazlasının gelmemesinden ve yardım elinizi bekleyen daha yüzlerce okul, binlerce öğrenci olmasından kaynaklanan "yetememe" duygusunun verdiği burukluk!

Olsun; kurtarabildiğimiz bir deniz yıldızı da olsa, durmak yok!

Bu yüzden, sevgili Pino 'nun sayfasında gördüğüm yazı ile mutlandım ve buradan da paylaşmak istedim. Kendi çizdiği resmi alıntılayarak, sizi o sayfaya yönlendiriyorum. Lütfen resme bir tık...

19 Aralık 2010 Pazar

1 hafta bitti bile...

Bugün bir hafta geride kaldı.

"3 Günlük Programa Giriş Listesi" ve ardından "10-24 Kasım Listesi" ile devam ediyorum.

İyi gidiyor. Gündüzleri asla sorun yok, malum gece yemekten sonraki alışkanlıklar taşları oynatıyor biraz... O da yola girecek, sabır. 21 gün gerekmiş, bir davranışın alışkanlığa dönmesi için... Bu sebeple sabır lazım, zaman lazım.

Spor yok henüz. Yürüme bandı bel fıtığım için çok da sağlıklı değil (tecrübe ile sabit). Bu yüzden şimdilik tercih etmiyorum. Belki ileride, bir 10 kilo verince tekrar buluşuruz kendisiyle. Peki ne yapacağım. 1. seçenek; dolaba kaldırdığım yürüyüş, egzersiz cd'lerim... Bugün Leslie Sansone ile ufak ufak yürüyüşe başlamayı planlıyorum. İkinci seçenek ise, yüzme. Yaşadığım yerde güzel ve sağlıklı bir alternatif oluştu bu konuda, bunu araştıracağım. Bu arada bir fitness center'a " aylık üye oldum. Gerçekten hastalandım, gidemedim, hemen akabinde iş seyahatlerim çıktı, vs. Rica ettim, üyeliğimin başlangıcını ertelediler, istediğim zamana kaydırdılar başlama tarihimi. O tarih geldi çattı, yine gitmedim. Bu sefer canım hiç ama hiç istemedi. Göz göre göre yaktım verdiğim parayı. Paradan geçtimi sözümde duramadım diye üzgünüm ama ne yapayım "yerim dar/ yenim dar" hesabı... Gönül istemeyince olmuyor işte!

Sabah ara öğünümü yemem gereken saatte dışarıdaydım. İşim uzayınca, ara öğün saati de sarktı. Bundan böyle çantama muhakak "2-3 kayısı + 2 ceviz veya 7-8 fındık/badem" zulalamadan dışarı çıkmama kararı aldım.

Eve geldiğimde gecikmeli de olsa "yoğurt+7-8 küçük siyah kuru üzüm+6-7 küçük badem" ile ara öğünümü yaptım.

Öğle için de alelacele mercimek çorbası pişirdim. İçine Mısır Çarşısı'ndan aldığım kurutulmuş sebze karışımından 1,5 avuç kadar bocalayıp, 2 kaşık z. yağı ve 2 çay kaşığı da himalaya tuzu koydum ve blendrdan geçirdim. 2. yemek olarak ise yağsız teflon sahana 1 yumurta kırıp karıştırdım, pul biberledim. 40 gr. ekmek ile bunları yedim. Yumurta mecburiyetten (protein olsun diye) ama çorba (2 kepçe) severek yendi. Tekrar almamak için mutfağı hemen terkettim :))

Bu hafta hiç mi kaçamağım olmadı sevgili günlük?

Oldu diyelim ve mevzuyu kapatalım. Küçük ve anlık satışlardı. Ayrıca bu hafta alışma haftası olduğu için, o kadarcık kusur hoş görülebilir sevgili bedenim ve metabolizmam tarafından diyorum ve esas yılbaşı haftasında çıkacağım seyahatte ne yapacağım* bakalım diye hafiften iç geçiriyorum :S

* elbette ki hiç birşey yapmayacağım! programım ne diyorsa onu yapmak için azami gayret göstereceğim, bol yürüyeceğim için sporun etkilerine güveneceğim, irademin benimle olması için dua edeceğim :) hepsi bu!

Çok keyifli, sağlıklı, huzurlu ve bol kazançlı bir hafta olsun.

18 Aralık 2010 Cumartesi

aynada ben

Bugün cumartesi ve uzun zamandır ilk kez evimdeyim.

Bunun için midir bilinmez ayrı bir hoşluk var içimde. Evimi seviyorum. Hele bir de yetiştirecek işler, beni strese sokacak sorumluluklar yoksa (mesela ev temiz, çamaşır-ütü sorunu halledilmiş, misafir gelme ihtimali yok, akşama yemek planlaması yapılmış ve bir hazırlık gerekmiyor, vs), yani gün benimse daha da seviyorum evimi ve başlıyorum "ne gibi değişiklik yapsam" diye düşünmeye...

Evin herhangi bir odası o gün nasibini alabilir; ya bir koltuğun, ya da bir dolabın yeri değişir büyük ihtimalle... Veya dolapların içi "yeniden ve farklı şekilde" düzenlenir (gerçi bunu son zamanlarda sadece kendi dolabıma yapıyorum çünkü aradıklarını bulamadıkları gerekçesiyle çocukların homurtuları yüksek sesle çıkar oldu :)

Eğer çok enerjik ve keyifliysem, "saklı bahçem*"i ziyaret ederim.

*İptal ettiğim tuvalete raflar, vs. yaptırdım ve küçük bir ardiye haline getirdim. Orası "benim" saklı bahçem! Benden başka kimse girmez, girmeye de teşebbüs etmez zira "atma özürlü" olduğum için zaman zaman "çöp oda" olmasına ramak kala kurtardığım bir yerdir orası.

İşte keyifli olduğum bir zamanda da orayı temizlemeye girişirim. İşim bittiğinde çöpe giden poşet sayısı o günkü performansımın ölçüsüdür :))

Biraz önce "3 yarım meyveli meyve salatası+3ceviz+7-8 küçük siyah kuru üzüm"den oluşan ara öğünümü yedim. Küçük hobi balkonumu ve oturma odamı "yeniden" düzenleyeceğim öğle yemeği saatine kadar... Sanırım bu hafta IKEA'ya gitmem gerekecek. DVD'ler için portatif raflardan almam lazım. Bizim marangoza sordum, deli bir fiyat çıkarttı. Gerçi IKEA'dan alınanlar için de montaj derdi var ama seviyorum bu işleri neyse ki... 2 haftadır elimde çekiç, çivi, metre; duvarları revize ediyorum, daha doğrusu duvarlardaki resim, tablo, tabak ve benzeri aksesuarları yeniden yapılandırmayla haşır neşirim :)

Gerçekten seviyorum bu işleri. Sorarlar ya, "bu mesleği seçmeseydiniz, ne olurdunuz?" diye.. Eğitimini aldığım meslek ilk hedefimdi ve Allah yardım etti, kazandım, okudum. Ama olmasaymış da severek yapacağım daha nice iş sayabilirim şimdi. Fakat uzun soluklu olur muydu, işte onun garantisi yok! Çünkü bir şeyi "ben istediğimde ve istediğim zaman" yapmalıyım. Zorlama zamanlara sıkıştırılmış işler beni boğar. Bunun için de "hobisini meslek olarak yapanlara" gıpta ettiğim anlar oldu ama hemen çark ettim. Çünkü iş gönüllülükten zorlamaya dönecek, bu da benim için "çöküş" demek!

Bu yüzden "feci kararsızlığımla" seçtiğim hobimi, "ayran gönüllülüğümle" her an terketme ihtimalim varken, bunu bir de meslek/iş olarak lanse etme gereksizliği(!) ortada...

Biliyorum tuhaf bir yazı oldu ama sebebi var... Mehtap sayesinde tanıştığım burçdaşıma "ben nasıl bir teraziyim"e örnek olsun diye yazılmış bir yazı bu... Hepsi bu değil tabii ama şimdilik yeter! Terazi olmayanlar ve/veya terazi burcuyla ilgilenmeyenlere tuhaf bile gelebilir. Çünkü mantık/ölçme-biçme her zaman ve her konuda işe koşulsa da zaman zaman mantıksız/anlamsız işler de benim beceri alanımdadır :((

:))

Sevgili burçdaşım, bakalım bu burcun bendeki yansımaları sendekiyle örtüşüyor mu?

Sevgiyle, iyi bir hafta sonu olsun...

16 Aralık 2010 Perşembe

yeni sezon başladı

Bir kez daha döndüm kürkçü dükkanına. Bir kez daha o girdapta boğulmak üzereyken, bir el tuttu çıkardı beni o kısırdöngüden. Ve bir kez daha "bu kez son" deyip sarıldım listelere...


Can olmadan Canan anlamsızmış ya, Canan'sız da Can tad vermiyormuş.

Bu sebeple, sağlık sorunlarımdan sıyrılır sıyrılmaz düştüm yine Canan'ın derdine, yine o güzelliğin peşine. Çünkü Can derdindeyken öylesine boşlamıştım ki O'nu. Gözümde yoktu ne O, ne de O'na verdiğim sözler... Sonra bir an geldi baktım Can geri gelmiş ama içimde bir boşluk, hüzün kocaman... Doldurmak için lazım olmayan ne varsa yaptım ama dolmuyor...

Mutsuzluğumun tavan yaptığı bir akşam, oturdum ve koydum takkeyi önüme:

" Bak!" dedim.

"Nedir bu halin senin? Birini buluyorsun, diğeri gidiyor. Bu işte bir tuhaflık yok mu? Aslında ikisi de birbirini tamamlamalı, birbirinden ayrılmamalı. Galiba sende var bir tuhaflık!"


"Sen ki denge insanı olmalısın, sen "terazisin"! Evet, az değildir geçmişteki vukuatların, "dengeyi bulmak için yaptığın dengesizliklerle" meşhursundur. Ama "artık yeter!" demek vakti gelmedi mi? Ne kadar yoruyorsun kendini farkında değil misin?


"Hadi silkin ve ayağa kalk. Yıkılmadım, ayaktayım(!) de ama bu acılı bir arabesk parçanın sözleri olarak kalmasın. Yaşa, hisset!"


"Hadi ne duruyorsun, başla yeniden... Yeniden ve son kez!"


* * *


İlk gideceğim yere gittim, bana en iyi gelen yere; Mehtap'a...


6 aydır bana "güzelliği" hatırlatan herşeye kapatmıştım kendimi. Ne kendi blogum ne de diğerlerini canım hiç istemedi. Mehtap geldi ara ara aklıma, ama hiç gitmedim O'nun sayfasına da çünkü beni bu içine düştüğüm tuhaflıktan çıkaracaktı, biliyordum ama ben bu çukurdan çıkmayı istemiyordum. Hiç kimsenin elini istemiyordum.


Evet, tahmin ettiğim gibi. O yine bana iyi geldi.


"Hadi bakalım, toparlanın!" çağrısını 1 Ekim'de yapmış. Yani benim doğum günümde, beni de çağırmış. Ama duymamışım. Yeni kararlar, yeni başlangıçlar paylaşılmış. Güzel insanlarla çıkılan yeni yolculuğun otobüsünü kaçırmışım kılpayı.

Karar verişim ve O'na gidişim 12 Aralık akşamına rastlıyor, kendiminki değil ama oğlumun doğum günü miladım oldu, bir kez daha tuttum ellerini. Yeniden ve son kez...

Bilmem kaçıncı kez olacak ama ben söylemekten bıkmayacağım:

İyi ki varsın Mehtap... Sevgine, emeğine, cömertliğine teşekkür ederim.